Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Adalet Güneşi Doğuyor mu?
19 Eylül 2011, Prof. Dr. Erdener YURTCAN
, Prof. Dr. Erdener YURTCAN

Yazının başlığını “Adalet Güneşi Doğuyor mu?” olarak koydum. Güneşler elbet doğar, karanlıklar sonsuza dek sürmez. Adalet güneşimizin doğmasını sağlamak için her şeye sahibiz. Türk insanı 1920’lerde gösterdiği başarıyı 2011’de mi gösteremeyecek.

 
Cumhuriyet’i açtım, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yirmiye yakın bölgede yargıç ve savcılarla toplantılar yapmış, ardından Yargıda Durum Analizi Raporu hazırlanmış. Ne güzel bir adım. Raporun içeriği ve ceza, adalet sistemimize getirecekleri de önemli tabii.
 
Konunun satır başları neler mi? İşte, bu sayfanın el verdiği ölçüde, birkaç konu ve değerlendirmesi.
 
Önce HSYK’nin yapısı. Kurulun başkanının Adalet Bakanı’nın olması istenmiyor; sembolik olarak cumhurbaşkanı öneriliyor. Cumhurbaşkanının kurul başkanlığı kanımca uygun olmaz, çünkü cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır. Adalet Bakanı’nın kurulda istenmediği bir düzende, cumhurbaşkanı daha da yadırganır.
 
Yüksek Adalet Kurumu
 
Yeri gelmişken, ülkemiz için hazırladığım Yüksek Adalet Kurumu modeli neden düşünülmez ki. Bu model her şeyiyle bizimdir ve yargıyı yargı mensuplarına teslim eder. Modelin temeli önce yetki ver, sonra sorumlu tut ve hesap sor, mantığına dayanır.
 
Yargı birliğinin sağlanması için askeri mahkemelerin kaldırılması, elbette desteklenecek bir öneri. Türk doktrini ezelden beri bunu ister.
Yargıtay üyeliğine aday olabilmenin sınava tabi kılınması, ne güzel bir düşünce. Yargıtay’a üye seçilenleri daha işin başında “yaftalama” sonucunu ortadan kaldıran bir tavır. Amaca uygun bir sınavla önce başarılar ortaya konulur, sonra Yargıtay üyeliği yolu açılır.
 
Çağın temel sorunları
 
Türkiye Cumhuriyet Savcılığı daha önce de gündeme gelmişti. Çağın temel sorunlarından olan organize suçlulukla mücadelede etkili olabilecek bir örgütlenme.
 
Bu savcılık yerel yetki yönünden ülke düzeyinde yetkili olmalıdır; organize suçluluğa karşı başarı için bu şarttır. Bu örgütlenmeyi yaratırken dikkat edilecek olan noktalar var.
 
İlkin bu örgütlenme Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dışında olmalı, sonra Türkiye Cumhuriyet Başsavcısı makamı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı makamının aynı kişide birleşemeyeceği düşünülmelidir.
 
Aksi takdirde birinci yargılamalardan sonra Yargıtay’a gelen dosyalarda tebliğnameler hazırlanırken karmaşa çıkar.
 
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sembolik hale getirilmesi önerisi kanımca uygun değildir. Bu Başsavcılık Yargıtay’a gelen dosyalarda iddia görevini yapar ve dosyalar dairelere gitmeden önce temel bir değerlendirme olanağı yaratır.
 
Adil yargılanma
 
Ceza yargılamasının iddia-savunma-yargı üçgeninde, iddia açısından vazgeçilmez bir duraktır. Buna karşı çıkıp, dosyaların Yargıtay’da doğrudan dairelere gönderilmesini ileri sürenler, hızlandırmayı düşünüyorlar, fakat her hızlandırma amaca uygun düşmez. Hele hele adil yargılanma ilkesini anayasal bir ilke konumuna getiren bir ülkede.
 
Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını önerenleri tabii ki alkışlıyorum. 2004 yılında ilkin CMUK henüz yürürlükte iken bu mahkemeler sisteme yerleştirilmişti. DGM’ler kaldırılmıştı, ama -terimi bağışlayınız- “dükkân” yerinde duruyordu. Bu konudaki raporumu Temmuz 2004’te yazdım ve Türkiye Barolar Birliği’ne gönderdim. Bu konudaki tüm hukuka ve anayasaya aykırılıkları dile getirmeye çalıştım. Bu günlere gelmemiz mutluluk veriyor, önerinin yargıçlardan ve savcılardan gelmesi bunu daha da arttırıyor.
 
Öneriyi yapanların kulaklarımı çınlattıklarını duyar gibiyim.
 
Yargıtay’daki daire sayısının arttırılması önerisi kanımca bir bütünün yalnızca bir parçası. Bence atılması gereken ilk adım, siyasal iktidarların adalet hizmetinin vazgeçilmezliğini perçinleyerek bütçedeki payı arttırmalarıdır.
 
Bu sonuç, yargıçlık ve savcılık mesleğini cazip hale getirmenin hareket noktası olur. İhtiyaca yetecek kadar meslek mensubu onların görev yapacakları mahkemeler ve savcılıklar... Bu adımlar suçla mücadelede ve adalete ulaşmada itici güç olur.
 
Bu raporda mutlak yer alması gereken bir bölüm, suyu tersine akıtarak kurulmak istenilen istinaf mahkemeleridir. Bu yol çıkar yol değildir.
En kısa sürede vazgeçilmelidir.
 
Tutuklama bu raporun baş köşelerinden birine oturmalıdır ve beni düzeltiniz diyerek haykırmalıdır.
 
Sanırım sözü geçen raporda daha başka önemli noktalar vardır. Bu rapor kamuoyuna açıklandığında, irdeleme fırsatını elbette bulacağız. Uyum Yasaları ile birlikte CMK ve TCK’nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması aceleye getirilince, sorunların büyümesi kaçınılmazdı. Ama bunların üstesinden gelmek mümkündür.
 
Son söz: Yazının başlığını “Adalet Güneşi Doğuyor mu?” olarak koydum. Güneşler elbet doğar, karanlıklar sonsuza dek sürmez. Adalet güneşimizin doğmasını sağlamak için her şeye sahibiz. Türk insanı 1920’lerde gösterdiği başarıyı 2011’lerde mi gösteremeyecek?

(Cumhuriyet)

[Bu yazı 1797 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™