Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
12 Eylül 1980: Yeni Rejimin Miladı
16 Ağustos 2011, Fatih YAŞLI
, Fatih YAŞLI
“Bir: Eylülizm ile birlikte artık basın devletin bir parçası haline geliyor. Artık basının devletle özdeşleşmesi süreci, sonucuna bağlanıyor.
İki: Üniversite Türkiye’de kendi ölçütleri içinde düşünme arayışı içindeydi ve düşünmenin ipuçlarını veriyordu. (…) Eylülist darbe, üniversiteyi bir devlet parçası haline sokmakta gecikmedi; bir yandan liseleştirdi ve diğer yandan da üniversite öğretim üyelerini, düşünmekten korkan yaratıklar haline getirdi. Artık Türkiye’de üniversite diriliğini yitirmiştir. (…) Etkinliği azalıyor, umut olmaktan ve umut vermekten çıkıyor; ancak, tüm bunlarla birlikte, devletle kesişen değil, devletle tümüyle çakışan bir eksen haline geliyor.
Üç: Devlet, yine büyüyor ve yargı, yürütmenin bir kolu haline geliyor. Savcılıklar, her türlü hukuk saygısını bir kenara atarak, tümüyle polis işlevleriyle özdeşleşiyorlar ve daha da ötesi, siyasi iktidarın her türlü siyasi senaryosunun uygulanmasında aktif bir rol alıyorlar.
Dört: Devlet büyüyor ve siyasi polis, alanını genişleterek tam bir siyasi parti gibi çalışıyor. Polisin suç önleme ve suçluyu kovuşturma alanı tümüyle aşılarak siyasi polise yeni siyasi hareketleri caydırma yetki ve görevi veriliyor.
Beş: Devlet büyüyor ve artık Türkiye kararnamelerle yönetiliyor.”
Yukarıdaki satırlar, Yalçın Küçük’ün “Emperyalist Türkiye” isimli kitabından. Kitap 1993 yılında basılmış, kitapta yer alan ve yukarıdaki satırların geçtiği “Sürüler Dünyasında Demokrasi” isimli bölümse Küçük’ün 1990 yılında İskenderun Halkevi’nde yaptığı bir konuşmanın metni.
Basının devletin bir parçası haline geldiği, üniversitelerin üniversite olmaktan hızla uzaklaştığı, yargının yürütmenin bir kolu haline gelip polisle bütünleştiği ve iktidarın siyasi projelerinin hayata geçirilmesinde etkin bir rol oynadığı, polisin işlevinin giderek arttığı ve adeta bir parti haline geldiği, siyasi iktidarın anayasa ve yasaların üzerinden kolaylıkla atlamak ve parlamentoyu devre dışı bırakmak için ülkeyi kararnamelerle yönettiği bir Türkiye’den bahsediyor Yalçın Küçük.
Yıl 1990, 12 Eylül darbesinin üzerinden 10, ANAP’ın iktidar olmasının üzerinden 7 yıl geçmiş ve anlaşılıyor ki, 20 Ekim 1991 yılında yapılacak ve ANAP’ın 8 yıllık iktidarını sona erdirecek seçimlere bir yıl kala, Türkiye’ye bakıldığında genel görünüm bugünküyle aşağı yukarı aynı. 21 yıl önceki konuşma, bugün de yapılsa, hemen hemen aynı şeyler söylenecek.
Peki, önce Milli Güvenlik Konseyi’nin sonrasında ise ANAP’ın yönettiği 12 Eylül rejimi ile bugün kurulmakta olan yeni rejim arasındaki benzerlik bir tesadüften ibaret olabilir mi? Ya da, tarih, hep söylendiği üzere, bir tekerrürden mi ibaret?
12 Eylül’le bugün arasındaki ilişkiye bakılırken, bir tesadüf ya da bir tekerrürden değil de, bir süreklilik ilişkisinden bahsetmek, olan biteni anlayabilmek açısından çok daha anlamlı görünüyor.
Bu ise, 12 Eylül’e, basitçe, Türkiye solunu siyasal denklemin dışına çıkaran ve siyasal İslam’ın önünü açan bir darbe olarak bakmanın ötesine geçmeyi gerekiyor. AKP’nin 12 Eylül’ün bir ürünü olduğu yönündeki tespit, bunun çok daha ötesine, cuntacıların inşa etmek istedikleri rejimle, AKP’ninki arasındaki örtüşmeye odaklanmayı gerektiriyor. 80’lerde ANAP ve 2000’lerde AKP, Eylülist rejimi inşa eden/etmesi murat edilen partiler olarak karşımıza çıkıyorlar.
İşte tam da bu nedenle Türkiye ekonomisini neoliberalizmin hükümranlığı altına sokan 24 Ocak Kararları ile bu hükümranlığın ancak olağanüstü bir rejimle söz konusu olabileceğinin bilinciyle yapılan 12 Eylül darbesini yeni rejim/AKP Türkiye’si açısından bir milat olarak görmek gerekiyor.
1980’ler boyunca ANAP iktidarı ile denenen, 2000’lerde AKP iktidarı ile deneniyor. Liberalizmle muhafazakârlığın ve her ikisini sentezleyen bir totalitarizmin sacayaklarını oluşturduğu yeni bir rejim inşasına, 90’lı yıllarda verilen aranın ardından, günümüzde yeniden girişiliyor.
Bu noktada, “90’lı yıllarda verilen ara” üzerinde biraz daha ayrıntılı bir şekilde durmak gerekiyor. 1990’lara girilirken, Türkiye, darbenin etkisini yavaş yavaş üzerinden atmaya başlıyor. 89 Bahar eylemleri ve Zonguldak maden işçilerinin 90-91 yıllarına yayılan grev ve direnişleri, 12 Eylül rejimine yönelik ilk toplumsal muhalefet dalgasını oluşturuyor. 1991 yılında yapılan seçimlerde ise 8 yıllık ANAP iktidarı sona eriyor ve DYP-SHP koalisyonu kuruluyor. Bu hükümetle birlikte, Türkiye tam 11 yıl sürecek bir “fetret devri”ne, bir “koalisyonlar çağı”na giriyor.
Bu dönemi, Türkiye’nin düzeni açısından tam bir meşruiyet krizi dönemi olarak görmek gerekiyor. Krizin kökeninde ise devrimci demokrasinin, siyasal İslam’ın ve Kürt hareketinin düzene meydan okuması bulunuyor, bu üç hareket 90’ların sonuna kadar düzeni ciddi bir şekilde sallıyor.
28 Şubat sürecini, düzenin, bu üç harekete de verdiği bir yanıt olarak okumak mümkün görünüyor. Bütün bir 90’lı yıllara yayılan yargısız infazlar, Gazi katliamı, F tipi cezaevlerinin inşası, ölüm oruçları ve Hayata Dönüş operasyonuyla devrimci demokrasi siyasal denklemin dışına çıkarılıyor.
1997’de, Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin kurduğu koalisyon hükümetinin devrilmesi, izleyen yıllarda ise İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun yakalanması ve Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürülerek silahlı İslami akımların tasfiye edilmesi, nihayetinde ise Milli Görüş hareketinin ikiye bölünerek AKP’nin kurulmasına giden yolun açılması, düzenin siyasal İslam’a vermiş olduğu bir yanıt olarak karşımıza çıkıyor.
ABD ve İsrail’le birlikte Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması ve sonrasında uluslararası bir operasyonla Türkiye’ye getirilmesi ise düzen tarafından Kürt hareketinin tasfiyesi için atılmış bir adım olma niteliğini taşıyor.
İşte AKP iktidarı, “90’lı yıllarda verilen ara”nın ardından, 90’lara damgasını vuran bütün siyasal öznelerin tasfiye edildiği/etkisizleştirildiği bir konjonktürde, düzlenmiş bir zeminde iktidara geliyor ve 12 Eylül darbesiyle başlayan yeni rejim inşasına ANAP’ın bıraktığı yerden ve yaklaşık 11 yılın ardından çok daha hızlı bir şekilde devam ediyor.
Bu noktada, söz konusu inşa sürecine, ANAP dönemindekinden farklı olarak iki siyasi öznenin daha katıldığını belirtmek gerekiyor. Bunlardan ilki, 80’ler Türkiye’sinde bugünkü kadar güçlü olmayan Cemaat; ikincisi ise 90’ların ortalarından itibaren ortaya çıkan ve kimilerince neo-kemalizm olarak adlandırılan, benimse uluslararası bağlamına da yerleştirerek, Avrasyacılık olarak adlandırmayı tercih ettiğim akım. (Kürt hareketinin 2005’ten itibaren yeniden etkin bir siyasal özne haline geldiğini ve Avrasyacılığın tasfiyesinin ardından iktidar tarafından yeni rejim inşasına karşı durabilecek tek güç olarak görüldüğünü geçerken not etmiş olalım.)
Cemaat, yeni rejimin AKP ile birlikte kurucu unsurunu oluştururken, Avrasyacılık yeni rejim inşasına karşı direnç gösterebilecek özneleri bünyesinde birleştiriyor. 90’ların sonu ve 2000’lerin başından itibaren ordunun ve bürokrasinin kimi unsurları, bazı siyasi partiler ve bazı STK’lar, Türkiye’nin ABD/AB ekseninden ayrılıp, Çin, Rusya, İran eksenine dâhil olmasını isteyen Avrasyacılık çatısı altında buluşuyorlar.
Ergenekon ise yeni rejim inşasına girişen güçlerin, Avrasyacıların tasfiyesi için devreye soktuğu, toplumsal meşruiyetinin sağlanmasına büyük önem verilen, polisiye ve adli bir operasyon süreci olarak şekilleniyor.
Rejimden rejime geçiş anlamında bir iç savaş olma niteliği taşıyan bu sürecin 2011 YAŞ’ının hemen öncesinde, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifası ile sona erdiğini söylemekte bir sakınca bulunmuyor. Yeni rejim, şimdilerde anayasasını bekliyor.
Yalçın Küçük’ün yazının başında söz ettiğimiz ve 90’ların başında yayınlanan kitabına verdiği isim, yani “Emperyalist Türkiye”, günümüzü anlamak açısından 20 yıl öncesine nazaran çok daha anlamlı görünüyor. Yeni rejim, kendisini aynı zamanda bir taşeron imparatorluk olarak da kuruyor ve şimdilerde ilk seferine, Suriye seferine hazırlanıyor.

(SolHaber 16.08.2011)

[Bu yazı 1835 kez okundu]
Fatih YAŞLI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [95]
[2 Ağustos 2016] "Üslere el konacak, NATO'dan çıkılacak" ... [16 Mart 2016] Ankara: Anlatılan hepimizin hikâyesi ... [10 Şubat 2016] "Yeni-Osmanlı düştü düşecek" ... [3 Ocak 2016] "Noel Baba'yı yargılamak"tan ODTÜ'ye: Akitleşme ... [9 Aralık 2015] Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84. ... [25 Kasım 2015] Moskova Camii'nde başkanlık için şükür namazı ... [18 Kasım 2015] Bir manipülasyon ideolojisi ... [11 Kasım 2015] 1 Kasım'dan sonra Yeni Türkiye ... [1 Kasım 2015] Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra ... [30 Ağustos 2015] Haziran'ın barışı ... [19 Ağustos 2015] Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha ... [30 Temmuz 2015] Niye hedef Demirtaş? ... [27 Temmuz 2015] Yurtta savaş bölgede savaş: Ara rejimden faşizme ... [20 Temmuz 2015] AKP-CHP koalisyonunu kimler istiyor? ... [13 Temmuz 2015] Borç toplumu: Anlatılan senin hikâyendir ... [6 Temmuz 2015] AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim? ... [2 Temmuz 2015] Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu? ... [9 Haziran 2015] Bu daha başlangıç! ... [28 Mayıs 2015] Yok başka bir cehennem! ... [21 Mayıs 2015] Doğan-Erdoğan kavgası: Anlatılan senin hikâyendir! ... [19 Mayıs 2015] "Kaset siyaseti": Mucitler muhalif olurken ... [29 Nisan 2015] Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak ... [13 Nisan 2015] "400'ü verin, huzur içinde çözülsün" ... [19 Ocak 2015] "Cumhuriyet reklam arası", peki yeni-Osmanlı? ... [15 Ocak 2015] Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm ... [22 Aralık 2014] Türkiye bir guguk devleti midir? ... [15 Aralık 2014] Alatlı'nın Rönesans'ı, bizim yeni Ortaçağımız ... [8 Aralık 2014] Dini Eğitim Şurası: Dindar ve kindar nesiller ... [27 Kasım 2014] Ak Kemalizm'in fıtratı ... [20 Ekim 2014] Rejimin teminatı: Polis ... [9 Ekim 2014] Kobane: "Yesinler Birbirlerini" mi? ... [24 Eylül 2014] Yeni-Osmanlı'nın son hamlesi: Tampon Bölge ... [15 Eylül 2014] 12 Eylül darbesinden Çarşı darbesine ... [4 Eylül 2014] HDP ve aşırı Türkiyelileşme ... [25 Ağustos 2014] Padişah, Sadrazam, Yeni-Osmanlı ... [21 Ağustos 2014] Hayrunnisa Hanım o eli niye sıkmadı? ... [18 Ağustos 2014] "O yozdili koparırlar işte" ... [31 Temmuz 2014] Cemaat sofrasından Maldivler'e ... [24 Temmuz 2014] Monşerler, ekmeğin fiyatı, muhafazakârlık ... [17 Temmuz 2014] Muhafazakâr ahlakın Suriye'yle imtihanı ... [14 Temmuz 2014] Filistin kanıyor, one minute! ... [10 Temmuz 2014] Abdestli kapitalizmin ramazanı ... [4 Temmuz 2014] Dualarla başkanlık koltuğuna ... [26 Haziran 2014] 12 Eylül yargılandı, hayırlı olsun ... [23 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı: AKP rejimine hayat öpücüğü ... [16 Haziran 2014] Berkin terörist, IŞİD değil! ... [12 Haziran 2014] Bayrak planı, Köşk tuzağı ... [9 Haziran 2014] Lice ne yana düşer usta? ... [5 Haziran 2014] Boğaz'da yalı, elde viski kadehi ... [2 Haziran 2014] Haziran nedir? ... [29 Mayıs 2014] Soma'da aslında ne oldu? ... [23 Mayıs 2014] Rejime tutulan ayna ... [19 Mayıs 2014] Ölüler üzerinden siyaset ... [15 Mayıs 2014] Ölümün coğrafyasında ... [5 Mayıs 2014] "Rıza Sarraf Yeni Türkiye'dir" ... [28 Nisan 2014] Diktatoryaya iki adım kala ... [21 Nisan 2014] Sandıklı diktatörlüğe doğru ... [17 Nisan 2014] Aile-Devletinden manzaralar ... [16 Nisan 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Ergenekon'dan Ötüken'e, bir efsaneden diğerine ... [7 Nisan 2014] Biri seçim mi dedi? ... [20 Mart 2014] Bugün tapelerden ne öğrendik? ... [19 Mart 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Aile, devlet, özel mülkiyet: 'Tape'lerin aynasında yeni rejim ... [13 Mart 2014] O ekmek bir gün gelecek Berkin ... [3 Mart 2014] 28 Şubat 2014'te neredeydiniz? ... [30 Ocak 2014] Hani faiz lobisi bizdik? ... [13 Ocak 2014] "AKP'nin olmasın ama Cemaat'te de kalmasın" ... [27 Aralık 2013] Fatih Yaşlı yazdı: Paralel devlet devleti paralize ederken ... [24 Haziran 2013] Biri dış mihraklar mı dedi? ... [13 Mayıs 2013] Reyhanlı'nın faili Yeni-Osmanlı ... [18 Nisan 2013] Karanlığın Saltanatı ... [18 Mart 2013] Cumhuriyet'i Cemaatle Kurtarmak? ... [11 Mart 2013] Davutoğlu'nun kapatmak istediği parantez: Cumhuriyet ... [4 Mart 2013] Öcalan ne diyor? ... [21 Ocak 2013] Savunmayı savunmak gerekiyor ... [7 Ocak 2013] "12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?" ... [24 Aralık 2012] Tersinden III. Meşrutiyet ... [3 Aralık 2012] "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" ... [13 Kasım 2012] Sakık'ı kim, niye konuşturdu? ... [7 Kasım 2012] Kemalizm ve sol müdahale ... [30 Ekim 2012] Yeni bir on yılın eşiğinde ... [4 Eylül 2012] Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz ya da çoğunluğun apolitizmi ... [14 Ağustos 2012] Taşeron savaşı, Aleviler ve Kürtler ... [10 Temmuz 2012] Kürt Sorununda Çözüm Mümkün mü? ... [19 Haziran 2012] AKP-C Koalisyonunda Son Durum ... [17 Nisan 2012] Korku, Solkırım ve Hesaplaşma ... [27 Mart 2012] Wikileaks'ten Sızan Türkiye: ABD Belgelerinde Ergenekon ... [14 Şubat 2012] Neyin Kavgası? ... [10 Ocak 2012] Başbuğ'un Tutuklanması: Düne Değil Yarına Dair Bir Hesaplaşma ... [15 Kasım 2011] Türk Sağının Emperyal Hevesleri: Yeni Osmanlıcılığın Kısa Tarihi ... [25 Ekim 2011] Şiddetin Fay Hattı: KCK, Çukurca Saldırısı ve Van Depremi ... [20 Eylül 2011] "Hrant'ın Arkadaşları" Odatv İddianamesini Okudu mu? ... [9 Ağustos 2011] Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakârlar ve Demokrasi ... [12 Temmuz 2011] Yemin Krizinden Siyaset Dersleri ... [25 Mayıs 2011] Milli Sır ... [16 Şubat 2011] Türkiye Mısır Olur Mu? ...
Fatih YAŞLI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™