Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Aleviye Kemalist olmak neden bu kadar kolay?
12 Ağustos 2011, Orhan Kemal CENGİZ
, Orhan Kemal CENGİZ

Ben hayatımda Alevilerle ilk defa lise yıllarımda tanıştım. 80’li yılların başlarında aileniz iki satırlık bir dilekçe verdiğinde din dersinden muaf olabiliyordunuz. Ailem benim isteğim üzerine o dilekçeyi verdiği andan itibaren, Sünni ve Türk bir ailenin çocuğu olarak Türkiye’de azınlık olmanın ne demek olduğunu anlamaya başladığımı düşünüyorum.
Din dersi saati geldiğinde, Alevi arkadaşlarımla birlikte ayak parmaklarımızın ucuna basarak, yadırgayıcı bakışlar ve oluşan derin sessizlik sırasında sınıftan çıkışımızı daha dün gibi hatırlarım. Gerek Alevi arkadaşlarımla sohbetlerim ve gerekse onlarla fazla yakın olmam nedeniyle bana yapılan ‘dostane’ uyarılar sayesinde, Türkiye’de Alevi olmanın ne demek olduğunu bir nebze olsun anlamaya başlamıştım o zamanlar. Yok sayıldıkları, damgalandıkları, yadırgandıkları ve sürekli olarak kendilerini saklamak zorunda oldukları bir dünyada yaşıyordu Aleviler.
Liseden sonra da hep çok yakın Alevi dostlarım oldu, onların sazlarından, sözlerinden, kültürlerinden büyük bir keyif aldım. Ama Türkiye’de Kemalizmin rolünü sorgulamaya başladığım zamandan sonra, Alevi dostlarımla artık ülke meseleleri üzerine konuşmamayı tercih ettim. Alevilerin maruz kaldıkları korkunç olayların onlarda yarattığı derin ‘Kemalist bağlılığın’, Türkiyeyi ve Türkiye’deki gerçek dinamikleri tamamen yanlış anlamalarına yol açtığını düşünüyorum.
Ancak dokuz yıllık iktidarının ardından AK Parti’nin Alevilere ilişkin yaklaşımına baktığımda ‘muhafazakâr demokratların’, Aleviler söz konusu olduğunda oldukça ‘Kemalist’ bir yaklaşım geliştirdiğini görüyorum. İbadethanelerini, kültürlerini, farklılıklarını tanımayarak AK Parti iktidarı bugün, Kemalist devletin dindarlara yaptığının aynısını yapıyor Alevilere.
Alevilerin oldukça basit ve özünde kimliklerinin tanınmasına ilişkin bir avuç ‘hak’ talebinin bin dereden su getirilerek reddedilmesi, Türkiye’de demokrasinin geleceği açısından üzerine oldukça ciddi bir şekilde düşünülmesi gereken bir manzara koyuyor ortaya.
Aleviler ‘cemevlerinin’ ibadet yeri olarak tanınmasını istiyor. 85 bin camiye tanınan kolaylıklar neden topu topu 100 tane cemevine tanınamıyor? Bu cemevleri, camilerin uzun yıllar yararlandığı gibi bedava elektrik ve su alsa bundan kime ne zarar gelir?
Bir devlet bütün vatandaşlarından vergi alıp, bu vergilerle sadece bir dinin belli bir mezhebine ‘din hizmeti’ verebilir mi? Bütçeden aldığı muazzam paya rağmen Diyanet İşleri neden sadece Sünni vatandaşlara hizmet veriyor? Neden hâlâ Alevi köylerine cami yapılıyor?
Neden insanların kimliklerine otomatik olarak ‘İslam’ diye yazılıyor? Neden hükümet ‘Sinan Işık/Türkiye’ kararından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği mahkûmiyet kararına uyarak nüfus cüzdanlarından ‘din hanesini’ çıkarmıyor? Sinan Işık kimliğine ‘Alevi’ yazdırmak isteyip de reddedilince AİHM’ye gitmişti hatırlarsanız.
Hükümetin AİHM kararlarına ayak diremesi, yukarıdaki davayla da sınırlı değil. AİHM, yine bir Alevi vatandaşımızın açtığı ‘Hasan ve Eylem Zengin davası’ kararında Türkiye’yi ‘zorunlu din dersi’ uygulaması nedeniyle mahkûm etti. Gerek bu dersin sadece Sünni İslamı konu alan içeriğini ve gerekse dersten muaf olunmak istendiğinde izlenen prosedürü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı buldu. Çünkü bu ‘muafiyet’ sistemi benim öğrenci olduğum 80’li yıllardan bile geride. Muaf olmak isteyen dini inancını açıklayacak, okul ikna olacak vd. Neden AİHM kararının gereği yerine getirilmiyor?
Neden Madımak müze haline getirilmiyor? Neden Başbakan hâlâ Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğini kullanarak belaltından vuruyor? Neden Alevi katliamları açıkça kınanmıyor? Neden Türkiye Alevi dergâhlarının açılmasının karşısına Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun’u çıkarıyor?
Neden AK Parti Aleviler söz konusu olduğunda, farklılıklar karşısında Kemalist devletin reflekslerinin aynısını gösteriyor? Alevilerin bu kadar basit talepleri karşılanmadan Türkiye’de demokrasiden söz edebilir miyiz? Yoksa baskıcı devlet aygıtımız sadece el mi değiştiriyor?

(Radikal 12.08.2011)

[Bu yazı 1445 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™