Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Kan ne yöne akıyor?
20 Temmuz 2011, Aydemir GÜLER
, Aydemir GÜLER
Okurlar yalnızca benim bu sütunda değil, soL portalın tamamında komplo teorilerine karşı eleştiri mesafesinin hep korunduğunu bilirler. Öncelikle basit bir yöntem gereği olarak mesafeli olunmalıdır: Komplo teorisi güncelliğin ve tarihin akışını sınıflar mücadelesi kategorisinin dışına çekmekte, aşırı basitleştirmekte, nedenleri toplumsal yaşamın ötesinde, komplocuların aklında ve karanlık eylemlerinde aramaktadır.
Sonra; komplo teorisi yöntem haline getirildiğinde, birtakım bilgilere sahip olmayanların olup biteni anlamaları, açıklamaları, yorum geliştirmeleri olanaksızlaşır. Bilim kovulur, yerine sınırlı kişinin erişebildiği ampirik veriler oturur. İyi de, ya veri sahipleri bunları çok iyi korursa veya çok iyi manipüle ederse ne olacaktır? Dünyayı anlama şansımız külliyen yitirilmiş mi olacaktır?
Bu handikaplardan bizi kurtaracak olan, temellendirilmiş kimi modeller kurmak. Geçen hafta oluk oluk akan kan hakkında yorum yapmak için, bizim, erişmeyi çok istediğimiz ve bu yönde ayrıca çaba göstereceğimiz ayrıcalıklı bilgilere sahip olmamız gerekmemelidir. Temellendirilmiş modelimizi güncel gelişmelerle teste tabi tutarız. Sonuçlar çok önemlidir ve sonuçlardan hareketle nedenlerin izini sürmek modelleme yöntemini bütünleyecektir.
Kanın kanıksandığı topraklarda yaşayanlar, şiddetin yükselişini bir bütünlüğün içine yerleştirme çabasında ısrarlı olabilmelidirler. Ortadoğu'da emperyalist hegemonyaya uyumlu yayılmacı bir aktör olarak Türkiye; Kürt sorununun bu dönem içine yerleştirilmek istendiği çerçeveyi ifade ediyor. Bu çerçevenin içinin dolmasını, kanda yüzerek de temin edebilirsiniz, kanı azaltarak da. Zira sözü edilen, sorunun insani, adil ve halkçı bir çözümü değil. Emperyalizme uyumlu yayılmacı Türkiye'nin bölgesel bir aktör olarak Kürtlerin varlığı ve ulusal dinamikleriyle bütünleştirilmesidir konumuz.
O halde kan görünce kısa yoldan çözümden uzaklaşma saptaması veya tersinden ortalık sakinleştiğinde de çözüm çığırtkanlığı sağlıklı olmayacaktır. Geçen hafta akan kan daha basit bir sonuç yaratmış bulunuyor. Kürt ulusal hareketinin bir türlü kırılamayan inisiyatifinin etki alanını, Kürt düşmanlığını serbest bırakarak sınırlamak ve baskılamak. Bu anlamda TSK mensuplarının öldürülmelerinin Türkiye egemen güçlerine yaradığını söylemek gerekir.
Tamam; komplocu olmayacağız. Ama ABD'nin Pearl Harbour'a Japon saldırısını savaşa aktif olarak girmek için, 11 Eylül'ü ise geniş bir Ortadoğu coğrafyasında militarizmini meşrulaştırmak için değerlendirdiğini de göreceğiz...
Emperyalizm bu sonuçların piyangodan çıkmasını beklememiş, en azından olayların ortaya çıkmasını önlememiştir. Türkiye egemen güçleri “provokasyon siyaseti”nde kendi devlet geleneklerini emperyalizmin deneyleriyle bütünleştirerek çok genişlettiler. Onlarca kentin sokaklarında “iç savaşa hazırız” mesajı pıtrak gibi kendiliğinden bitmedi. Bu ölçekte bir olgunun, örneğin Beyoğlu'nda Bağdat Caddelilerden futbol seyircilerine, tarikatlardan Ülkü Ocaklarına kadar uzanan heterojen kalabalığın tam gün şov yapmasının bir devlet organizasyonu olduğunu düşünmeyen, Türkiye'yi hiç tanımıyor demektir.
Üstelik söz konusu provokasyon pratiği, çok yönlü sonuçlar türetmeye elverişli. Bir iki rötuş eklendiğinde, artık Çandar'ın “Amerikanca” raporunda da teslim ettiği, silahlı mücadelenin toplumsal meşruiyeti gerçekten budanabilir. Yükselen ve rest çeken milliyetçilik, ölümün çıplak yüzü karşısında aslında etkisizleşiyor ve “uyum çözümü”nün ayakbağı olmaktan da çıkıyor olabilir. Çatışma o kadar ürkütücüdür ki, içeriği ne olursa olsun çatışmama halinin tesisi zorunluluk haline gelebilir. AKP, bu anlamda, kendi ordusunun kanı üstünden Kürt siyasetini baskılayabilir. Liberal Türkler ve sağcı Kürtler “çözüm geliyor” propagandasına buralardan yeni bir enerji bulabilirler.
Son günlerin acılı verileri, bu olasılığı merkeze koyan bir modeli reddetmiyor, bütünlüyor. Üstelik yan ürünler de cabası: bariz biçimde görüldüğü gibi, CHP'nin, demokratikleşme ve normalleşme çizgileri üzerinden Kürt toplumuyla mesafesini kapatma süreci bıçak gibi kesilmiştir. CHP'lilerin apar topar yemin etmelerinin arkasında “BDP'den kaçış kararı”nın yattığı açıkça görülmüştür.
Bu modelde eksik olanın, hâlâ sol olduğunu söylemek gerekir. Yalanı ve acımasızlığı kuşatmak için sola ihtiyacımız var.

(SolHaber 20.07.2011)

[Bu yazı 1661 kez okundu]
Aydemir GÜLER

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [50]
[21 Eylül 2014] Komünist Parti MK üyesi Aydemir Güler: Sosyalizm vurgusu daraltmaz güç katar ... [17 Haziran 2014] Çankaya için boş işler ... [11 Haziran 2014] Cambaza bak ... [9 Haziran 2014] Çankaya yolu Lice'den geçer mi? ... [29 Mayıs 2014] Muhalefet dediğin ... [24 Mayıs 2014] Gaza basmak: Tercih mi, zorunluluk mu? ... [21 Mayıs 2014] İğrenme ... [20 Mayıs 2014] Bir kere daha cumhurbaşkanlığı ... [17 Mayıs 2014] Aklınızdan bile geçirmeyin ... [16 Mayıs 2014] Reyhanlı, Soma, meşruiyet ... [26 Nisan 2014] Ayar ... [16 Nisan 2014] Ne yapmalı, ne yapmamalı ... [15 Nisan 2014] Gelecek istasyon: Cumhurbaşkanı seçimi ... [12 Nisan 2014] İkinci Ergenekon vakası ... [10 Nisan 2014] Sığar mı, sığmaz mı? ... [9 Nisan 2014] Bölünen Türkiye'de yumruk ... [3 Mart 2014] Üç yıl önce üç sosyalizm ... [28 Şubat 2014] Kimin nasıl ?götüreceği önemlidir ... [24 Şubat 2014] Tayyip: Nereye ?kadar deliyi oynar? ... [7 Şubat 2014] Seçim yalnız seçim değildir ... [31 Ocak 2014] İstanbul bu giysiye sığmaz ... [24 Ocak 2014] 34 yılın sonunda para ve din ... [27 Aralık 2013] E.A. dendiğinde ... [23 Ağustos 2013] Neden dışarıda oynuyorlar? ... [21 Haziran 2013] Önce borcunu öde ... [27 Mart 2013] Demokrasi ve barış ... [20 Mart 2013] Akıl var mantık var ... [21 Şubat 2013] Halk nedir? ... [14 Şubat 2013] Arap "Bahar"ı bitiyor mu? ... [30 Ocak 2013] Ulus, milliyet, vs. Ne bitti? ... [2 Ocak 2013] AKP ha düştü ha düşecek mi? ... [26 Aralık 2012] Tayyip paketi ... [5 Aralık 2012] Komünistin milliyeti, dini... ... [15 Kasım 2012] Kim kazanır? ... [24 Ekim 2012] Rus faktörü ... [18 Ekim 2012] Bir demet kavram: Çözüm, reform, irade... ... [11 Eylül 2012] Hangi kriz? ... [27 Ağustos 2012] Sıcaktan mı? ... [7 Ağustos 2012] Düğüm ... [9 Temmuz 2012] Uzlaşmacılık ne yana düşer? ... [2 Temmuz 2012] Zana çözümü mü? ... [25 Haziran 2012] Suriye duvarı ... [4 Haziran 2012] Bu kadarı da... ... [15 Mayıs 2012] Hiç mi tartışmasak? ... [9 Nisan 2012] "Hakiki müslüman" ... [28 Şubat 2012] 28 Şubat'ı nereye koymalı? ... [23 Ocak 2012] Mağduriyete dönüş mümkün mü? ... [21 Kasım 2011] CHP muhalefeti ... [7 Kasım 2011] Ezmek için mi, çözmek için mi? ... [30 Mart 2011] Solu soysuzlaştırmak ...
Aydemir GÜLER
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™