Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Anlamsız savaş, popülist siyaset
17 Temmuz 2011, Kadri GÜRSEL
, Kadri GÜRSEL

Süre giden bir savaşta birbirini öldürenler açısından en trajik dönem, sonucun belli olduğu andan sonrasıdır. Ya da o savaşın nasıl sonuçlanmayacağının artık malum olduğu andan ötesi...
Çünkü bu andan itibaren o savaşta ölümler, hiç olmadığı kadar yürek paralayıcı, kabul edilemez ve anlamsız olurlar.
Madem ki savaş siyasetin askeri araçlarla sürdürülmesidir, o halde askeri durum bir sonucu ya da arzulanan sonuçlara ulaşmanın imkânsızlığını ilan ettikten sonra siyaset üzerine düşeni yapmaz ve o savaşa son vermez ise genç bedenlerin toprağa düşmesi daha da katlanılmaz bir durum olur.
Ve işte bu yüzden geçen perşembe günü Silvan kırsalında 13 asker ve 7 PKK’lının ölmesi, nasıl vuku bulmuş olursa olsun, şimdi her zamankinden daha katlanılmaz, yürek paralayıcı ve anlamsızdır.
Sadece bu 20 genç insan için değil, şu son 12 yıldır ölenler için de bu böyle.
Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edildiği tarih olan Şubat 1999’da artık nihayet iki tarafın da istediği biçimde sonuçlanmayacağı belli olmuş bir savaşta, bu ülkenin yoksul Türk ve Kürt gençleri hâlâ birbirlerini öldürüyorlar.
Niçin?
Siyaset müessesesi görevini yapmadığı için.
1999’dan 2011’e doğru gelirken, Türkiye’nin iç barışıyla ilgili tayin edici kararların alınmasında güç ve yetki, özellikle de 2007’den itibaren artan oranda, askeri ve bürokratik vesayet organlarından siyaset kurumuna geçmiş ve bu süreç bugün artık kesinlikle tamamlanmıştır.
Son 50 yılın en güçlü seçilmişi Recep Tayyip Erdoğan ve onun mutlak egemenliğindeki AKP iktidarının, bu ülkenin en hayati sorunu olan Kürt meselesini çözmemek için bugün sığınacağı bir mazeret kalmamıştır.
Asker, Kürt sorununun çözümüne engel değildir artık. 40 küsur generalin hapse atılması suretiyle, ülkeyi yönetme hevesinin bedeli ödettirilmekte olan bir “askeriye” var bugün.
Emniyet, yüksek yargı, adli yargı, AKP ve Cemaat’ten müteşekkil fiili iktidar koalisyonunun kontrolü altında... Üniversiteler de öyle.
Medyanın yarısından fazlası iktidarın sesi olmuş; geriye kalanı da korkutulmuş ve sindirilmiş.
“Parlamentodaki muhalefet” derseniz, siyasi taktik ve düşünsel zenginlik bakımından AKP iktidarını zorlayacak çapta değil. Kısacası, kolay lokma...
Bölgesel konjonktür de özellikle 2008’den beri Kürt sorununun çözümü için uygun.
Kürt sorunu babındaki bu mükemmele yakın şartlarda, AKP’nin gül bahçesindeki tek diken, “Kürt sorunu çözülmesin ama terör belası son bulsun” şeklinde, neredeyse 30 yıldır aynı insiyaki tepkiyi vermeye devam ede gelen önemli miktardaki Türk seçmenidir.
Başbakan Erdoğan’ın gönlünde yatan aslan “başkanlık sistemi”... Bir “yeni rejim”in ilk başkanı olmak... Bunu biliyoruz. Başkan olamayacaksa, cumhurbaşkanlığına gönül indirecek.
Peki, hem başkan olmak isteyen hem de Kürt sorununu çözmek gibi bir tarihi görev ve sorumluluk ile yüz yüze kalmış olan Sayın Erdoğan, bu düzlemde Kürt sorununun çözülmesini içine sindiremeyen seçmenle nasıl bir etkileşim içine girecek?
Bir popülist lider hüviyetiyle, bu milliyetçi seçmeni kızdırmamak için şerbeti onların nabzına göre verip, artık nasıl mümkün olacaksa, Kürt sorununda vaziyeti idare etmeyi mi yeğleyecek?
Yoksa bir tarihi lider kimliğiyle bu seçmeni, Kürt sorunu çözüm yoluna sokulmadan terör belasının son bulamayacağı gerçeğini nihayet içselleştirmeye ikna mı edecek?
Önceki gün söylediklerine bakınca, popülist tercihin ağır bastığını görüyoruz.
Öyle olmasa, 90’lı yılların militarist jargonuyla BDP’yi kast ederek, onlara “terör örgütünün uzantıları” demezdi. Siyasileşmiş, kentleşmiş ve kitleselleşmiş bir Kürt sorununda “uzantı” kalmış mıdır? Bunun üzerinde herkes düşünmelidir.
Öyle olmasa, “farklı stratejiler” uygulamaktan dem vurmazdı. 30 yıldır uygulanmamış strateji mi kaldı? “Farklı strateji” yoktur; eski “güvenlikçi stratejiler” vardır ve onların da başarısızlığı ortadadır.
Başbakan’ın popülizm tercihi ağır basmasa, “Önce terör örgütü silah bıraksın” demezdi. Bugünkü şartlarda Kürt hareketine silah bıraktırmanın, soruna siyasi çözümün bir aşamasında ancak mümkün olabileceğini eminim kendisi de bilmektedir.
Kürt sorununa çözümün önündeki en büyük engeli teşkil etme “görevini” askerden devralmak, Sayın Başbakan’ın gücünün zirvesindeyken benimseyeceği tercih olmamalıdır.
 

(Milliyet 17.07.2011)

[Bu yazı 1750 kez okundu]
Kadri GÜRSEL

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[1 Eylül 2013] Katile 'katil' deyin, beladan da uzak durun ... [24 Haziran 2013] 'AKP'nin Yükselişi ve Düşüşü' ... [31 Aralık 2012] Devletin ve milletin arkasına saklanmayın ... [24 Aralık 2012] Meşru gücünün sınırlarında ... [6 Eylül 2012] Haber adem, Türkiye badem ... [3 Eylül 2012] 'Son'a kadar Davutoğlu'yla ... [30 Ağustos 2012] Bir ülke işte böyle parçalanır ... [27 Ağustos 2012] PKK'nın stratejik derinliği ... [16 Temmuz 2012] Basın özgür değilse, kimse özgür değil ... [9 Temmuz 2012] Laik Türkler daha iyisini hak edebilir ... [2 Temmuz 2012] Kürt taleplerine, Türklerin cevabı ... [28 Haziran 2012] Milletin meselesi, nasıl 'milli mesele' olur? ... [14 Haziran 2012] Seçmeli Kürtçe: Çok az, çok geç ... [28 Mayıs 2012] Başkanlık sistemi zararlı ve tehlikeli ... [27 Mayıs 2012] Zombiler karşısında gergin ve endişeli ... [17 Mayıs 2012] Cemaat Fener'i ele geçirmek istemiyor ... [6 Mayıs 2012] Video komplosu: Kim kazandı, kim kaybetti? ... [29 Nisan 2012] Olmayan demokrasi ihraç edilemez ... [26 Nisan 2012] Ankara'nın tek ortağı Barzani ... [25 Mart 2012] Emzik planı ... [19 Mart 2012] Türkiye'nin imajını bozanlar kimlerdir? ... [15 Mart 2012] O gazeteciler dışarıda, gazetecilik hâlâ hapiste ... [8 Ocak 2012] İran için vakit çok geç (Davutoğlu için de...) ... [22 Aralık 2011] 'Soykırım Yasası'na AB kalkanı ... [1 Aralık 2011] Böyle özür dilenmez ... [20 Kasım 2011] Türkiye-İsrail Yeniden düşünmek -1- ... [13 Kasım 2011] Kürt cinini şişeye tıkmak ... [3 Kasım 2011] ABD Irak'tan çekilirken... ... [15 Eylül 2011] Savaştan söz etmenin dayanılmaz hafifliği ... [11 Eylül 2011] Gazze 'milli dava' değildir ... [11 Ağustos 2011] Hakikaten, polisin dağda ne işi var? ... [4 Ağustos 2011] Askerin 'dönüş bileti' yok mu sanıyorsunuz? ... [7 Temmuz 2011] 'Üç Büyükler' düzenine operasyon ... [26 Haziran 2011] Meclis, 17 yıllık hatasını telafi etmeli ... [23 Haziran 2011] 'Sıfır sorun': Halep oradaysa arşın burada ... [19 Haziran 2011] Alevi'yse ne var bunda? ... [6 Haziran 2011] 'Müslüman demokrasi' palavrasının sonu ... [26 Mayıs 2011] Seks kasetleri: Nereden biliyorsun? ... [23 Mayıs 2011] Demokrasi için, 'gücü azaltılmış Erdoğan' ... [21 Nisan 2011] 'Yüzde 10' barajı, istikrarın düşmanı ... [11 Nisan 2011] Arap baharı, Kürt yazı ... [3 Nisan 2011] Türkiye Cemaat'e büyük geldi ... [28 Şubat 2011] Müslüman demokrasi iş başında ... [31 Ocak 2011] 'Mısır İslam Cumhuriyeti' ...
Kadri GÜRSEL
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™