Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
"İslamcı siyasetin" kıblesi neresidir?
26 Aralık 2016, Kürşat BAŞAR
, Kürşat BAŞAR

Öncelikle kavramsal bir giriş yapmam gerekiyor. Gericilik ve dincilik kavramlarını da kullanmak mümkün olmakla birlikte okurun daha iyi anlayacağı bir kavramı seçmek en doğrusu olacaktı: “İslamcı siyaset” kavramı “inanç, iman ya da din alanına” dair değildir. Tersine dinin siyasete alet edilmesinin bir karşılığı olarak kullanılmıştır. İslamizm, ümmetçilik ya da İslamcılık da denebilirdi. Bir yerden sonra, her kavramın belli bir farklılığı olsa da, çok da önemli hale gelmiyor; bu kavramlarla neyi ifade ettiğimiz açık olmalı.

Kendini İslamcı olarak tarif eden bir siyasetten bahsediyoruz. Konumuz bu açıdan düpedüz siyasal ve ideolojik düzlemdir.

Ve bugünlerde “İslamcı siyaset” büyük bir hezeyan içinde. Halep’te yaşanan yenilgi sonrası büyük bir şok yaşamaktadırlar ve siyasetin dolayımları yerine doğrudan konuşmaya başladılar.

Ancak doğrudan düşünemedikleri bir vakıa…

Örneğin Halep’te cihatçıların tahliyesinde suçlu aramaktadırlar. Rusya, İran ve Esad rejimine karşı büyük bir kin kusarken, AKP iktidarına toz kondurmamak konusunda ağız birliği etmişler. Ancak Halep’te cihatçıların bizzat “güvendikleri dağlar tarafından” satıldığı gerçeğini görmek istememektedirler. “El-Bab’a karşılık Halep, Suriye’ye karşılık Irak” pazarlığını göremeyecek kadar ideolojik bir körlük içindedirler. Daha önce Mavi Marmara örneğinde olduğu gibi AKP iktidarının İsrail ile yapılan pazarlığın bir benzerinin yaşandığı Halep gerçeği karşısında yaşadıkları ancak şoktan başka bir şey değildir. Bu pazarlıkların ilkinde Türkiye-Rusya, ikincisinde ABD-Rusya ilişkisini göremeyecek kadar sığ bir bakış açısının yaratmış olduğu hezeyanlarla yaşamaktadırlar.

Çünkü mezhepçilik akıllarını esir almış, büyük bir manipülasyon içindedirler.

Nasıl ki, 1969 yılında işçi ve öğrencilerin 6. Filo’ya karşı düzenledikleri Taksim mitingine saldırı öncesi 6. Filo’yu kıble yapmışlarsa bugün de aynı körlük ya da “objektif maşalık” devam etmektedir.

Bakınız; ABD Başkanı, Rusya’yı, Esad’ı ve İran’ı hedef aldı. Söyledikleri kelimesi kelimesine şöyledir: “Biz şu an konuşurken Suriye rejimi ile Rus ve İranlı müttefikleri Halep kentinde vahşi bir şekilde saldırıyor. Esad rejimi ve müttefikleri Rusya ile İran bu vahşetin sorumlusu ve onların elleri kanlı.”

Bugün AKP yandaşı İslamcı siyaset de, neredeyse kelimesi kelimesine aynı tekerlemeyi söylemektedir. İHH adındaki “yardım kuruluşu”nun Hatay sınırında geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği mitingde söylenen sözler, atılan sloganlar neredeyse bire bir aynı içeriğe sahip. Tek başına bu miting değil, neredeyse “İslamcı siyasetin” bütün kalemleri, Halep konusunda Esad’a, Rusya’ya ve özel olarak İran’a büyük bir kin kusmaktadır.

Ancak tek kelime ABD lafı yoktur, emperyalizmin esamesi bile okunmuyor. ABD ile işbirliği yapan İslamcı devletlerden hiç bahsetmiyorlar. İsrail nedense bugünlerde akıllara bile gelmiyor. Zannediyorlar ki, İslamcı siyaset Ortadoğu’da şaha kalkıyor. Ama biliyoruz ki, kalkan, emperyalizmin elleriydi, bu ellere bağlı iplerin kuklası olan cihatçıların kolları ve bacaklarından başka bir şey değildi. Bir de kalkan, zaman zaman cihatçıları korumak için İsrail uçaklarıydı!

ABD emperyalizmden yaşanan yönetim değişikliğinin neler getireceğini daha çok yazıp çizeceğiz. Ancak ilk elden söylenecek bazı olgulara değinmek gerek. Trump, daha göreve gelmeden İran’ı hedef göstermiş bulunuyor. ABD’li emekli bir general, “Kürdistan’dan İran çıkarılmalıdır” demiştir. Ortadoğu’da Rusya ile belli bir dengenin kurulması amaçlanacak, Pasifik hattı belki daha fazla ABD stratejileri açısından merkeze konacak, İran ise Ortadoğu denkleminde hedef tahtasına oturtulacak. Burada Kürt kartının kimlerin elinde olacağı ve olası gelişmeler başka bir yazının konusu diyerek okuyucunun affına sığınıyorum.

Emperyalizm açısından Suriye’den sonra hedef İran’dı. İran bunu gördüğü için cepheyi ileride kurdu. Emperyalizm açısından amaçlardan birisinin İsrail’in güvenliği olduğunu bir kez daha yazmak gerek. Ancak Ortadoğu’nun özgün dinamikleri ve Rusya faktörü bu planın bütünüyle hayata geçmesini engellemiş gözüküyor. Bizim “İslamcı siyaset” ise kendisinin savaştığını düşünüyor. Sadece şu soruya yanıt vermelidirler: Suriye’de Suriye uyruklu olmayan yabancı cihatçı sayısı ne kadardır ve Halep’te yüzbinler değil 10 bini bile bulmayan cihatçı militanların ve ailelerinin sayısı niye bu kadar az? Ya da Suriye halkı nerede? Kimler bu yabancıları Suriye’ye sokmuş ve silahlandırmıştır?

Bakmayın yüz binlerce “Müslüman” katlediliyor yalanlarına! Bugün Esad rejimi saflarında olan ve sonrasında bu saflara geçen Halepliler’in büyük çoğunluğu Müslüman ve Sünni’dir. İslamcı siyaset gerçekleri ters yüz etme konusunda kimseyi kandıramıyor, ancak kendisini “acayip gaza getirmiş” durumdadır.

Ve bugün İslamcı siyaset İran’a kin kusmaktadır. Siz nasıl Müslümansınız diye bağırmaktadır. Haçlılar, Moğollar bile bunu yapmadı, siz İslam’ı bozuyorsunuz, İslam’ın dışında olan “Nusayrileri” nasıl korursunuz diye yazıp duruyorlar. Mezhepçilikleri artık yazılarının satır aralarında değil, bizzat paragraflarının merkezinde duran bir düşmanlığa dönüşmüş durumda.

Tıpkı dün FETÖ’nün yaptığı gibi. Hatırlayın, FETÖ, Türkiye’de İran karşıtlığını en fazla körükleyen hareketti. Bizzat İran karşıtlığı üzerinden Türkiye’de polisiye davalar oluşturmadılar mı?

Bugün AKP yandaşı “İslamcı siyaset” FETÖ ile aynı çizgiye gelmiştir.

Bugün AKP yandaşı “İslamcı siyaset” ABD ile aynı şeyi söylemektedir.

Bugün AKP yandaşı “İslamcı siyaset” Siyonist İsrail yönetimi ile aynı politikaya sahiptir.

Ortaklaştıkları nokta İran düşmanlığıdır.

Tesadüf müdür?

Yoksa kıbleleri hala ABD’yi mi gösteriyor?

Bir de utanmadan Halep’te IŞİD mi vardı diye soruyorlar. Yoktu, ancak zihniyet ve ideoloji olarak IŞİD’den ne farkı olduğu belirsiz Nusrası, Ahrar-u Şamı, ÖSO’su bulunuyordu.

Bu cihatçı “örgütlenmelerin” topyekûn arkasında Suudi Arabistan, Katar ve AKP iktidarı vardı. Bunların arkasında ise ABD emperyalizmi!

“İslamcı siyaset” işbirlikçi kukla iktidarların altında bugün ABD emperyalizmin sözcülüğünü üstlenmiş durumda. Hem de Panislamizm adına!

Haçlıların ve Siyonistlerin hem vurucu gücü olmak hem de sözcülüğünü üstlenip sonra Haçlılara ve Siyonizm’e karşı durulacak, öğle mi?

Hadi canım sen de!

Mezhepçiliğin kör ettiği “dinci milliyetçiliğin” emperyalizmle aynı şeyi söylemesi tesadüf müdür?

Sizce kimler “Haçlılarla” ağız birliği etmiştir, ne dersiniz?

[Bu yazı 290 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™