Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Aydınlanma davası devrim davasıdır
2 Mayıs 2016, Kemal OKUYAN
, Kemal OKUYAN

Aydınlanma çağına, aydınlanma düşüncesine burjuvazi damga vurdu. Bu sömürücü sınıf elini attığı her şeyi kirlettiği gibi, aydınlanma kavramını da kendine yontup değersizleştirdi zaman içinde. Kendi yükselişi, kendi egemenliğinin pekişmesi için ona güç verdi, şekillendirdi, kısıtladı…

Ancak aydınlanma bu sınıf temellerine rağmen burjuvaziye terk edilemez; insanlığa ait bir kazanımdır. Tıpkı burjuva karakterine rağmen insanlığın tanık olduğu en muhteşem kalkışmalardan biri, Fransız Devrimi gibi…

Jakobenler Kulübünü, Robespierre’i vermeyiz; Aydınlanmacılığı da…

Bütün bunlar sosyalizm kavgasında filtreden geçirilir ama bir kopuşa, hatta ön sıfatlara gereksinim duyulmaz, yolumuza devam ederiz insanlığın tüm kazanımlarını ileriye doğru çekerek. Aydınlamadan kopulmaz sermayeden kopulur; jakobenizmden kopulmaz burjuva sınıfından kopulur!

Aydınlanma bayrağını taşımanın kapitalist sistemi kabullenmek, sermaye sınıfının emekçi halkı kendisine yedeklediği ve kendi çıkarları için kullandığı bir tarihsel kesiti “ilerleme” olarak kabul etmenin baştan yenilgiyi kabullenmek anlamına geldiğini ileri sürenlere şunu söylüyoruz: Burjuvazinin feodalleri tepelemesinde emekçilerin, işçi sınıfının da çıkarları vardı. O zamanlar işçi sınıfı feodal ahmaklıkla olduğu gibi yükselen burjuva sınıfıyla da tek başına baş edemezdi. Evet o kavgalara burjuvazi kendi sınıfsal çıkarlarıyla renk verdi ama bir bütün olarak burjuva devrimlerinde emekçilerin de kanı, yüreği, aklı vardı. Şimdi burjuvalar o feodal ahmaklığı özlüyor, lanet olası egemenlikleri için ortaçağ karanlığına iyice gömülmek istiyorlar diye sırtımızı tarihe ve kendi değerlerimize dönecek değiliz. Yapmayacağımız şey, ortaçağ karanlığıyla, gericilikle mücadelede burjuvaziye el uzatmaktır. Kuşkusuz hak ettiği yere, tarihin çöplüğüne gidecek bir zamanlar kartal olan asalık sınıf!

Şimdi söylemenin tam zamanı… Büyük Ekim Sosyalist Devrimi 1917’de zafere ulaştıysa bunda Rusya’da 19. yüzyılın sonlarından itibaren genç işçi ve öğrenciler arasında muhafazakar düşüncelerin gerilemesinin, bağnazlığın kırılmasının, özetle ideolojik iklim değişikliğinin büyük payı vardı. Tarihçiler dönemin Rusyası’nda köylülüğün büyük ölçüde teslim olduğu dinsel dogmaların kentlerde hızla etkisini yitirdiğini yazıyor.

Bu değişimi birbiriyle iç içe geçmiş bir dizi düşünsel-siyasal akımın mücadelesine, çarlığın itibarsızlaşmasına, din dışı eğitimin yaygınlaşmasına, kadın emeğinin çoğalmasına, kalifiye-eğitilmiş bir işçi sınıfının ortaya çıkışına bağlayabiliriz. Ancak bir şey değişmez: Rus sosyalist devrimi bu seküler dalga olmasaydı hiçbir biçimde gerçekleşemezdi. Karanlığın üstünü örtemediği, sınırlı ama boyun eğmeyen bir aydınlık yoğunlaşma vardı Rusya’da. Devrimden sonra bu yoğunluğu tüm nüfusa yaymak için kollar sıvandı, kültür ve eğitim işlerini Aydınlanma Komiserliği’ne (Bakanlık) teslim edildi, cehaletin, bağnazlığın kökü büyük ölçüde kazındı.

Ve türbanı hatırlatalım, Sovyetler ülkesinin uzak noktalarına aydınlanma hamlesi kadının çarşafını sıyırıp atarak girdi. Kadınlar kendi iradeleriyle, güle oynaya, yırttılar karanlığını yobazın. Tıpkı Yugoslav partizanlarının lideri Tito’nun zaferden hemen sonra Saraybosna’da bir mitingde yaptığı çağrıya kulak verip peçelerini atan binlerce kadın gibi…

Aydınlanma özgürleştirir, eşitliğe giden yolu açar.

İşçi sınıfından aydınlanma kazanımlarını çıkarırsanız geriye bir sınıf kalmaz!

Burjuvazinin kendi ayağına sıktığı, sıkmak zorunda kaldığı bir kurşun olarak görebiliriz aydınlanmayı.
Ama bir zamanlar o kurşunu ruhban sınıfına, feodal kurumlara sıkıyorlardı, bunu da unutmayalım.
Burjuvazi zamanında kilisenin gücünü kırmak için proletaryanın dinsel fanatizmden uzaklaşmasına yardımcı oldu, hatta buna öncülük etti. İşçiler kapitalizmin çarklarında dünya gerçekleriyle yüzleşip dünyevi bir güce dönüşürken eski dünyanın bütün karanlığını ve sahtekarlığını papazların suratında görmeye de başlıyorlardı.

Şimdi batılı birçok ülkede, gericilik yeniden saldırıya geçse de, bizdekine benzer bir kuşatma söz konusu değilse, bu, bütün bir 19. yüzyılda işçi yığınlarının seküler karakter taşıyan bir siyasal-ideolojik zeminde kendisini var etmesinin ürünüdür.

Yoksa, batıda yobazlığın, çocuk tecavüzlerinin, ahmaklığın, cehaletin dik alası vardı.

Bizde ise burjuva devrimlerinin boyu kısa kaldı, İslamiyet’in din olarak barındırdığı bazı özelliklerle burjuva devrimimizin zayıflıkları birleşti, ortaya AKP çıktı.

Aydınlanma bu yüzden bizim için daha değerli.

Açık konuşalım, laik bir siyasal yapı bize genel oy hakkından çok daha fazla gerekli! Zaten laisizm yoksa diğeri malumun ilanıdır, geçiniz.

Reform reform diye kafa ütüleyenlere şunu söyleyebiliriz. Bizim devrimden önce kapitalizmin iyileştirilmesi saçmalığıyla hiçbir ilgimiz yok, buna inanmıyoruz. Devrim ve sosyalizm güncel bir ihtiyaç olsa bile kapitalizmi bugünden yarına alt edemeyeceğimizi de biliyoruz. Ancak, patron sınıfını dize getirmemiz için, onunla hesaplaşabileceğimiz bir zemine gereksinimimiz var. Bu zemin seküler, laik bir karakter taşır ve biz sosyalist devrimden önce sermaye bu zeminden kaçmaya çalıştıkça, onu tutmaya, onu bu zemine geri getirmeye muktediriz; bunu yaparken kapitalist sınıfı iktidardan düşürmek için gerekli enerjiyi de depolamış olacağız.

Tersini düşünmeyelim bile.

Siyasal alanın dinselliğin eline geçtiği bir ülkede büsbütün çaresiz kalmayız elbette ama…

Amasını o zaman düşünürüz.

Şimdi buna izin vermeme zamanıdır. Bugünü korumak için değil, yarını kazanmak için; bugünü ya da dünü güzellemek için değil, yolumuzu açmak için aydınlanma!
Bizi din düşmanlığı ile suçluyorlar. Oysa biz insanların inançlarıyla ilgilenmeyi siyasetin konusu olarak görmüyoruz. Siyasetin insanların inançlarına, ibadetlerine karışmasını, inanç dayatmasını uygun bulmuyoruz.

Ancak karşımızda ikiyüzlü, kalleş, gücünü kutsallıklardan alan siyasetçiler de istemiyoruz. Onlar kutsallıklarını bahane ederek halkın üzerine gelirlerse, kutsallıklarıyla insanları kandırmaya kalkarlarsa zorunlu olarak o kutsallıklara bir tarafından dokunmak zorunda kalırız. Adaletsizliği, eşitsizlikleri, zorbalığı gizlemekte kullanılıyorsa; kutsallığa boyun eğmeyeceğiz.

 

SOLHABER

[Bu yazı 813 kez okundu]
Kemal OKUYAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [100]
[14 Nisan 2016] Erdoğan, Erdogan, Erdovan. ... [21 Mart 2016] Bombalar neyi anlatıyor, Türkiye patlamalarla nereye gidiyor? ... [14 Mart 2016] Ankara'da patlama ve kaos planı ... [24 Şubat 2016] Ey Obama söyle bakalım Erdoğan ılımlı mı değil mi? ... [21 Şubat 2016] Gericilikle mücadele nereye bağlanacak? ... [18 Şubat 2016] Ankara patlaması. Kim yaptı ve sabır neden taşıyor? ... [3 Şubat 2016] Erdoğan neden yeni Anayasa diye tutturuyor? ... [1 Şubat 2016] Zalim, canavar Esed gitmeden olmaz. ... [27 Ocak 2016] Şamar oğlanına döndürülen diktatör ... [16 Ocak 2016] Davutoğlu 15 aylık bebeyken ve aydınımızın hâli. ... [11 Ocak 2016] Sen kime alçak diyorsun Bekir Efendi? ... [4 Ocak 2016] Kimlikleriniz batsın demiyorum, zaten batıyor! ... [7 Aralık 2015] Venezuela "devrimi"nin sonu mu? ... [3 Aralık 2015] Barış süreci olmadı size dünya savaşı verelim ... [1 Aralık 2015] Avrupa'ya vize yok: Davutoğlu niye sırıtıyor? ... [25 Kasım 2015] Uçağı düşürdüler, şimdi cevaplasınlar bakalım! ... [20 Kasım 2015] Kim kimi ıslıklıyor? ... [15 Kasım 2015] Paris fırsatçılarına izin vermeyelim ... [13 Kasım 2015] Milli irade... ... [2 Kasım 2015] Seçim gecesi notları. ... [3 Ekim 2015] Ayağa kalk. Otur. Rahat! ... [1 Ekim 2015] Kahraman ırkımın... ... [29 Temmuz 2015] Bir manyağa teslim mi oldu ülke? ... [30 Haziran 2015] Japon kale! ... [25 Haziran 2015] Bir kez daha meşruiyet ... [2 Haziran 2015] Dindarlar ve solculuk... ... [26 Mayıs 2015] Türkiye'nin Erdoğan sorunu ... [29 Nisan 2015] ABD'nin ittifak sistemi dağılırken... ... [15 Nisan 2015] Devrim nerede kaldı? ... [17 Şubat 2015] Kaç kere söyledik, zamanı değil diye! ... [9 Şubat 2015] Biz buraya ne için gelmiştik? ... [15 Ocak 2015] Rengarenk. ... [6 Ocak 2015] Tayyip bizim iyiliğimizi ister elbet. ... [30 Aralık 2014] Yılbaşı bedduası ... [23 Aralık 2014] Sizin özlemlerinizi seveyim ... [27 Kasım 2014] Emperyalizm çağında solculuk ... [16 Ekim 2014] Sorumluluk. ... [16 Eylül 2014] Kadrolaşma ve kitleselleşme ... [6 Eylül 2014] Cumhuriyet Halk Partisi'nin açmazı ... [30 Ağustos 2014] İslami Devlet'ten Davutoğlu'na. ... [20 Ağustos 2014] İstikrar yoksa. ... [18 Ağustos 2014] IŞİD yeni bir 11 Eylül'dür ... [7 Ağustos 2014] Umut hırsızları ... [3 Haziran 2014] Beyaz atlı prens ... [28 Mayıs 2014] Türkiye ... [23 Mayıs 2014] Erdoğan'ın kitlesi... ... [21 Mayıs 2014] İstifa çağrısı... ... [19 Mayıs 2014] Diktatörü ?ayakta tutan ne? ... [16 Mayıs 2014] Öteki Türkiye yok ... [12 Mayıs 2014] Dışa doğru örgütlenme... ... [9 Mayıs 2014] Kazananlar, kaybedenler ... [7 Mayıs 2014] ABD'ye karşı yeni cephe ... [5 Mayıs 2014] Sosyalizmin ?toplumsal ajanları ... [28 Nisan 2014] Sistem işliyor, halk. ... [5 Nisan 2014] Seçimler, Haziran ve sol ... [30 Mart 2014] Başlığı buraya yazın. ... [28 Mart 2014] Savaş, seçim, normalleşme. ... [27 Mart 2014] Oyları bölmek... ... [25 Mart 2014] Diktatör giderken aklımızı da götürmesin ... [24 Mart 2014] Provokatör diktatör ... [20 Mart 2014] Oyun bitti ... [19 Mart 2014] Aklı korumak, yarına hazırlanmak... ... [18 Mart 2014] Suçlu psikolojisi. ... [14 Mart 2014] Berkin'i uğurlarken... ... [11 Mart 2014] Ergenekon çökerken... ... [10 Mart 2014] Saldırılar ... [9 Mart 2014] Diktatör dönse! Mesela... ... [7 Mart 2014] Ne güzel uyuttuk sizi... ... [6 Mart 2014] Açık, ilkeli, ?dürüst siyaset... ... [4 Mart 2014] Ukrayna notları. ... [3 Mart 2014] Sokak... ... [1 Mart 2014] Erdoğan, 1980 ve 1997'nin çocuğudur ... [28 Şubat 2014] Dokunmayın, düşer, başa bela olur! ... [27 Şubat 2014] Aptal ... [26 Şubat 2014] Cemaat mi kazandı? ... [24 Şubat 2014] Küçükken mandolin çaldım, yetmez mi? ... [22 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: Siyaseti yok ediyorlar ... [21 Şubat 2014] Ukrayna olmamak için... ... [17 Şubat 2014] İnsanlar ve partiler... ... [15 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: 'Yalan söyleme hakkım var' ... [12 Şubat 2014] İnsan ... [7 Şubat 2014] Bilgi de neymiş canım! ... [6 Şubat 2014] Vurun Habertürk'e! ... [5 Şubat 2014] Kılavuzu karga olanın... ... [29 Ocak 2014] Anmak ... [22 Ocak 2014] Çok özel bir halk düşmanı. ... [21 Ocak 2014] Seçimi kazanayım derken. ... [20 Ocak 2014] Yurtseverlere özgürlük! ... [18 Ocak 2014] Örgütsüz bir halkı bitik diktatör bile yener ... [17 Ocak 2014] Kısa yazı. Mağduriyetten! ... [15 Ocak 2014] İnsanlık testi ... [14 Ocak 2014] Teşekkürler Akşener! ... [11 Ocak 2014] Tayyip senin için ne diyorlar öyle? ... [10 Ocak 2014] Paralel devlet kavramı neye hizmet ediyor? ... [9 Ocak 2014] Kemal Okuyan yazdı: Erdoğan nasıl biridir? ... [8 Ocak 2014] Ceset ... [5 Ocak 2014] Normalleşme, çözüm, sulh... Keşke! ... [3 Ocak 2014] 1997-2014 ... [2 Ocak 2014] Bu şebeke dağılır ya da dağıtılır ... [30 Aralık 2013] Sesli düşünelim... ...
Kemal OKUYAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™