Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Bombalar neyi anlatıyor, Türkiye patlamalarla nereye gidiyor?
21 Mart 2016, Kemal OKUYAN
, Kemal OKUYAN

Cumartesi günü İstiklal Caddesi’nde kendini patlatan canlı bombanın hangi örgütün üyesi olduğu tartışıldı saatlerce. Birbirinden oldukça farklı, hatta Suriye’de birbiriyle savaş halinde olan iki örgüt üzerinde duruldu. Ve pek az kişi, aynı patlamaya ilişkin aynı anda hem PKK hem IŞİD’in akla gelmesini sorguladı. Oysa birbiriyle ilgisiz iki örgüte aynı eylemin yakıştırılabilmesinin bir mantığı var.

IŞİD’den başlayalım. Bu örgütün ABD’ye karşı savaşmadığını, kimilerinin pek sevdiği senaryoda yazıldığı gibi ABD tarafından desteklenen İslamcıların sonunda ona karşı dönmesinin ürünü olmadığını ya da ABD’nin kontrolünden çıkan bir yapı olarak görülemeyeceğini başından beri söyledim. Dar anlamıyla bir örgüt olarak değil ama geniş bir coğrafyada egemenlik kuran yaygın bir şebeke olarak IŞİD bir Amerikan projesidir. Projedeki Suudi, Katar ve Türkiye parmağı bu gerçeği değiştirmez. IŞİD’in gündelik pozisyonlarında “bağımsız” hareket edebilme yeteneği kazanması da…

IŞİD, Amerikan devletine, o devletin içindeki güçlü bir hizip aracılığıyla eşsiz ve çok yönlü bir hizmette bulunmuştur, bulunmaya devam etmektedir.

Bu bağlamda, 19 Mart 2016’da IŞİD’in İstanbul’daki, saldırısı ne İsrail’e dönük kinle, ne eskisi kadar kendisini kollamayan, kollayamayan AKP hükümetine dönük öfkeyle açıklanabilir. Analize soyunurken bir gram akıl kullansanız dahi bu seçeneklerden hemen uzaklaşırsınız.

Kimilerinin çok sevdiği “bu işin arkasında AKP var” tezi de giderek rasyonel düşüncenin sınırlarının ötesine geçiyor.

Dar anlamıyla IŞİD’in şu andaki pozisyonu, gündemi ve çıkarları açısından bakıldığında, İstiklal Caddesi patlaması düpedüz anlamsız bir eylemdir.

Ancak konuya bölgedeki dengeler açısından baktığımızda, patlama bir yere oturmaktadır: Türkiye’de bir yönetim sorunu olduğunu hissettirme, dahası o sorunu derinleştirme ihtiyacı.  Dolayısıyla Erdoğan’ın “saldırılar Türkiye’nin istikrarına karşı yapılmaktadır” tezi bir açıdan doğrudur.

Başaşağı çevrildiğinde!

Sorun şudur ki, Erdoğan’ın kendisi bir istikrarsızlık kaynağıdır, Türkiye’ye dayattığı ölçüsüz diktatörlüğün karşılığı olmadığı gibi Yeni-Osmanlı projesi de bölgeye yıkıcı darbeler indirdikten sonra ortada kalıvermiştir.

ABD emperyalizmi Arap dünyasında istikrarsızlığa yatırım yapsa bile Erdoğan yüzünden, kaos yönetiminde öngörmediği dertlerle karşılaşmış ve “kullanışlı bir unsur” olmasına rağmen Erdoğan’a kendi dünyasında bir yer vermekten vazgeçmiştir.

Elinde Rus kartı da kalmayan Erdoğan’ın bu badireyi (de) atlatması ancak iki gelişmeyle mümkün olabilir: ABD-Rusya geriliminde birkaç aydır sağlanan kontrolün yeniden yitirilmesi ya da sürüklendiğimiz kaotik süreçte Erdoğan’ın karşısında konumlandığı varsayılan siyasi aktörlerin sürecin sonuçlarından korkup bir kez daha Erdoğan’a sarılması.

Evet, bunlar birer olasılık ama gerçeği değiştirmiyor: Bombalar Erdoğan’a karşı patlıyor.

Bombalar bir yana, zaten PKK son dönemde bir hedefin altını net bir biçimde çiziyor: Erdoğan ya da AKP düşünceye kadar mücadele. Yeniden masaya oturmaktan söz edilmiyor.

Yarın yine “çözüm süreci” denmeyeceğinin garantisi yok kuşkusuz ancak bugünkü konumlanış kesinlikle önemsenmeli. Önemsenmeli çünkü, bu tarz bir netlik, stratejisini her zaman uluslararası ve bölgesel dengelerdeki boşluklara yerleşme üzerine kuran bir siyasi hareket için tek bir anlam taşır: PKK artık Erdoğansız bir Türkiye ve bölgeden çekinmiyor.

Ankara katliamıyla hemen hemen aynı anda en etkili isimlerinden birinin yine son derece etkili bir yayın olan The Times’ta röportajı çıkmış bir örgütten söz ediyoruz.

Büyük ölçüde ABD ve Rusya arasındaki (geçici) mutabakat tarafından belirlenen bölge gerçeğinde teorik olarak Erdoğan’a bir yer yok. 2014’ten farkı tam da bu: Vaşington ile Moskova arasındaki gerilime artık sığınamıyor Erdoğan.

Evet o da istikrarsızlığa oynadı, “başkanlığı verin, huzur alın” demeye hâlâ devam ediyor. Ancak çivi çiviyi söker, zor oyunu bozar. İki seçim, Haziran-Kasım arasında, hatta seçimden önce patlamaya başlayan bombalar Erdoğan’ı çok zor duruma düşürebilirdi. Bunlardan Diyarbakır’daki zaten AKP’nin hiç işine gelmedi. Sonrakilerdeyse CHP ve HDP Erdoğan’ın elinden düşürdüğü istikrar kartını yerden alıp tekrar ona verdiler. Vardır bir bildikleri!

Şimdi ise, Erdoğan’ın bombalı eylemleri lehine kullanmasının sınırına gelindi. Huzur-istikrar diyerek ülkeyi tamamen tutsak almaya kalkıyor; ancak bu ne huzur getirir ne de böylesi bir rejimin ekonomik-siyasal temelleri var (bu engellere bir sonraki yazımda değineceğim).

Dolayısıyla Erdoğan’ın istikrarla dansı sona geldi.

O zaman?

Şiddet işe yarıyor saçmalığına mı sarılacağız?

İşin insani, etik boyutunu bir kenara bıraksak dahi, hayır!

Çünkü mesele Erdoğan değil.

Erdoğan, daha doğrusu bugün iktidardaki zihniyetle halkın hesaplaşması dışındaki her yöntem, bir bölümü bugünkünü de aratacak modellere evrilebilecek uğursuz seçeneklere işaret etmekte.

Halkın örgütsüz girdiği bir kaotik sürecin kendisi ve bağlanacağı nokta halk için son derece tehlikeli.

Bugün tek yapılması gereken AKP karşıtlığını, bu karşıtlığı temel nedenlerle izah etmeyi beceren bir açıklıkla; aydınlanmacı, yurtsever, emekten yana bir kimlikle, ve gelişkin bir siyasi ahlakın altını çizerek örgütlü mücadeleyi yükseltmek.

Bugün bu, düne göre daha mümkün hale geldi.

 

SOLHABER

[Bu yazı 622 kez okundu]
Kemal OKUYAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [100]
[2 Mayıs 2016] Aydınlanma davası devrim davasıdır ... [14 Nisan 2016] Erdoğan, Erdogan, Erdovan. ... [14 Mart 2016] Ankara'da patlama ve kaos planı ... [24 Şubat 2016] Ey Obama söyle bakalım Erdoğan ılımlı mı değil mi? ... [21 Şubat 2016] Gericilikle mücadele nereye bağlanacak? ... [18 Şubat 2016] Ankara patlaması. Kim yaptı ve sabır neden taşıyor? ... [3 Şubat 2016] Erdoğan neden yeni Anayasa diye tutturuyor? ... [1 Şubat 2016] Zalim, canavar Esed gitmeden olmaz. ... [27 Ocak 2016] Şamar oğlanına döndürülen diktatör ... [16 Ocak 2016] Davutoğlu 15 aylık bebeyken ve aydınımızın hâli. ... [11 Ocak 2016] Sen kime alçak diyorsun Bekir Efendi? ... [4 Ocak 2016] Kimlikleriniz batsın demiyorum, zaten batıyor! ... [7 Aralık 2015] Venezuela "devrimi"nin sonu mu? ... [3 Aralık 2015] Barış süreci olmadı size dünya savaşı verelim ... [1 Aralık 2015] Avrupa'ya vize yok: Davutoğlu niye sırıtıyor? ... [25 Kasım 2015] Uçağı düşürdüler, şimdi cevaplasınlar bakalım! ... [20 Kasım 2015] Kim kimi ıslıklıyor? ... [15 Kasım 2015] Paris fırsatçılarına izin vermeyelim ... [13 Kasım 2015] Milli irade... ... [2 Kasım 2015] Seçim gecesi notları. ... [3 Ekim 2015] Ayağa kalk. Otur. Rahat! ... [1 Ekim 2015] Kahraman ırkımın... ... [29 Temmuz 2015] Bir manyağa teslim mi oldu ülke? ... [30 Haziran 2015] Japon kale! ... [25 Haziran 2015] Bir kez daha meşruiyet ... [2 Haziran 2015] Dindarlar ve solculuk... ... [26 Mayıs 2015] Türkiye'nin Erdoğan sorunu ... [29 Nisan 2015] ABD'nin ittifak sistemi dağılırken... ... [15 Nisan 2015] Devrim nerede kaldı? ... [17 Şubat 2015] Kaç kere söyledik, zamanı değil diye! ... [9 Şubat 2015] Biz buraya ne için gelmiştik? ... [15 Ocak 2015] Rengarenk. ... [6 Ocak 2015] Tayyip bizim iyiliğimizi ister elbet. ... [30 Aralık 2014] Yılbaşı bedduası ... [23 Aralık 2014] Sizin özlemlerinizi seveyim ... [27 Kasım 2014] Emperyalizm çağında solculuk ... [16 Ekim 2014] Sorumluluk. ... [16 Eylül 2014] Kadrolaşma ve kitleselleşme ... [6 Eylül 2014] Cumhuriyet Halk Partisi'nin açmazı ... [30 Ağustos 2014] İslami Devlet'ten Davutoğlu'na. ... [20 Ağustos 2014] İstikrar yoksa. ... [18 Ağustos 2014] IŞİD yeni bir 11 Eylül'dür ... [7 Ağustos 2014] Umut hırsızları ... [3 Haziran 2014] Beyaz atlı prens ... [28 Mayıs 2014] Türkiye ... [23 Mayıs 2014] Erdoğan'ın kitlesi... ... [21 Mayıs 2014] İstifa çağrısı... ... [19 Mayıs 2014] Diktatörü ?ayakta tutan ne? ... [16 Mayıs 2014] Öteki Türkiye yok ... [12 Mayıs 2014] Dışa doğru örgütlenme... ... [9 Mayıs 2014] Kazananlar, kaybedenler ... [7 Mayıs 2014] ABD'ye karşı yeni cephe ... [5 Mayıs 2014] Sosyalizmin ?toplumsal ajanları ... [28 Nisan 2014] Sistem işliyor, halk. ... [5 Nisan 2014] Seçimler, Haziran ve sol ... [30 Mart 2014] Başlığı buraya yazın. ... [28 Mart 2014] Savaş, seçim, normalleşme. ... [27 Mart 2014] Oyları bölmek... ... [25 Mart 2014] Diktatör giderken aklımızı da götürmesin ... [24 Mart 2014] Provokatör diktatör ... [20 Mart 2014] Oyun bitti ... [19 Mart 2014] Aklı korumak, yarına hazırlanmak... ... [18 Mart 2014] Suçlu psikolojisi. ... [14 Mart 2014] Berkin'i uğurlarken... ... [11 Mart 2014] Ergenekon çökerken... ... [10 Mart 2014] Saldırılar ... [9 Mart 2014] Diktatör dönse! Mesela... ... [7 Mart 2014] Ne güzel uyuttuk sizi... ... [6 Mart 2014] Açık, ilkeli, ?dürüst siyaset... ... [4 Mart 2014] Ukrayna notları. ... [3 Mart 2014] Sokak... ... [1 Mart 2014] Erdoğan, 1980 ve 1997'nin çocuğudur ... [28 Şubat 2014] Dokunmayın, düşer, başa bela olur! ... [27 Şubat 2014] Aptal ... [26 Şubat 2014] Cemaat mi kazandı? ... [24 Şubat 2014] Küçükken mandolin çaldım, yetmez mi? ... [22 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: Siyaseti yok ediyorlar ... [21 Şubat 2014] Ukrayna olmamak için... ... [17 Şubat 2014] İnsanlar ve partiler... ... [15 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: 'Yalan söyleme hakkım var' ... [12 Şubat 2014] İnsan ... [7 Şubat 2014] Bilgi de neymiş canım! ... [6 Şubat 2014] Vurun Habertürk'e! ... [5 Şubat 2014] Kılavuzu karga olanın... ... [29 Ocak 2014] Anmak ... [22 Ocak 2014] Çok özel bir halk düşmanı. ... [21 Ocak 2014] Seçimi kazanayım derken. ... [20 Ocak 2014] Yurtseverlere özgürlük! ... [18 Ocak 2014] Örgütsüz bir halkı bitik diktatör bile yener ... [17 Ocak 2014] Kısa yazı. Mağduriyetten! ... [15 Ocak 2014] İnsanlık testi ... [14 Ocak 2014] Teşekkürler Akşener! ... [11 Ocak 2014] Tayyip senin için ne diyorlar öyle? ... [10 Ocak 2014] Paralel devlet kavramı neye hizmet ediyor? ... [9 Ocak 2014] Kemal Okuyan yazdı: Erdoğan nasıl biridir? ... [8 Ocak 2014] Ceset ... [5 Ocak 2014] Normalleşme, çözüm, sulh... Keşke! ... [3 Ocak 2014] 1997-2014 ... [2 Ocak 2014] Bu şebeke dağılır ya da dağıtılır ... [30 Aralık 2013] Sesli düşünelim... ...
Kemal OKUYAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™