Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Gericilikle mücadele nereye bağlanacak?
21 Şubat 2016, Kemal OKUYAN
, Kemal OKUYAN

Gericiliğin binbir türü var aslında. 

En önemlisinden başlayalım. Çürümüş ve çürüten, asalak bir sınıfın bencil çıkarlarına dayanan bir toplumsal düzeni savunan kişi gericidir. Aşılmış, çağdışı ve yıkılması gerekene körü körüne bağlılıktan söz ediyoruz. Buna gericilik denir elbette. İnsanlığın geleceğini kapitalizme hapsetmek, onu doğal ve kaçınılmaz bir düzen olarak görmek gericiliktir.

İnsanlık tarihinde bilim, sanat, düşün alanındaki gelişmelere, sıçramalara düşmanca bakan, geri ve karanlık olandan yana tavır alan, geri olanı fanatikçe benimseyenler gericidir. Tarihte neyin ileri, neyin geri olduğu iddia edildiği gibi soyut değildir, açık-somut kriterleri vardır. Bu kriterlere rağmen gelişkin olanı değil, çağdışı olanı savunmak kuşkusuz gericilik diye adlandırılmalıdır.

“Sınıf mücadeleleri tarihin motorudur” der Marx. Sınıf mücadeleleri hemen her düzlemde birbirine karşıt taraflar yaratır. Verili bir dönemde daha ileri bir sınıfa karşı, “eski”yi temsil eden bir sınıfı ya da onların temsilcilerini savunmak gericiliktir. Jöntürklere karşı Abdülhamit’ten, Mustafa Kemal’e karşı İstanbul hükümetinden yana olanlar gericinin dik alasıdır.

İleri olanla geri olanın her daim sürmekte olan kavgasından söz ediyoruz ve burdaki konumlanışlara göre siyasal aktörler gerici ya da ilerici oluyorlar.

Demek ki, gericilikle mücadele sınıf mücadelesinin bir parçasıdır.

Tarihsel ilerleme fikri, tarihin tekerleklerinin sınıf mücadelelerinde ileri olanın geri olanı alt etmesiyle döndürüleceği gerçeğine dayanır.

Bu anlamda gericiliğin türleri vardır ama bu türleri birbirine bağlayan, onların ileri olanla geri olan arasındaki mücadeledeki tavırlarıdır, bu da her durumda sınıfsal bir pozisyondur.

İlerlemeden yana olmayan herkes gerici değildir. İlerlemeye karşı aktif bir mücadele geliştiren, ilerleme düşüncesine düşmanlık üreten gericidir.

Ya da kişilerden bağımsız olarak belli bir davranış, konuşma, tavır ya da eylem gerici olarak nitelenebilir.

Söz gelimi, onca gericinin boy gösterdiği ülkede Deniz Baykal’ı özel olarak “gerici” diye adlandırma gereksinimi duymayabilirsiniz. Ama bu zatın Suriye’nin Halep kentine ilişkin olarak “orası Sünni yerleşimidir, oldu bittilere izin verilmez” diye tanımlaması düpedüz gericiliktir. Mezhep ayrımlarını kışkırtmak, ülkeleri, kentleri dinsel inançlara göre tasnif edip buradan siyasal sonuçlar çıkarmak gericiliktir.

Şeyh Sait ve Said-i Nursi savunuculuğu kimin ağzından dökülürse dökülsün gericiliktir. Bu şahsiyetlere gerici demek ne elitizimdir ne de kemalizm. Ne demiştik; dönemin saflaşmasında geri olan bir sınıfın çıkarlarını savunmak, geri olan sınıflara ait ideolojileri savunmak gericiliktir.

Bizim dini inançlarını yerine getiren, ibadeti konusunda titizlenen insanlara gerici dediğimiz yalanını atıyorlar. Bu yalanın kendisi ve yalanı söyleyen gericidir ama. Çünkü bilinçli olarak eşitlik, özgürlük mücadelesini karalamaya, o mücadeleyi verenlere karşı insanların inançlarını kullanmaya, kışkırtmaya çalışmaktadır.

Türbanlı birisi kuşkusuz ve hiçbir biçimde bu nedenle gerici diye tanımlanamaz. Böyle bir ilişki kurmak, söz gelimi her başı açık kadının ilerici olduğu gibi saçma bir kriter geliştirmek demektir. Ancak kamusal hizmet veren kurumlarda türban özgürlüğünü savunmak, kılık-kıyafet özgürlüğünü kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine karşı karşıya koymak, gericiliktir.

Bugün Türkiye’de dinci gericilik, diğer bütün gericilik türlerinin ana kuvveti haline geldiği için belirleyici bir öneme sahiptir.

Ülkemizde direnişçi işçilere, “ekmeğinizi yediğiniz patrona karşı çıkmak haramdır” diye telkinde bulunulabiliyorsa bunun nedeni biraz da devlet kurumunun fetva vermeye cüret edebilmesi, neyin iyi neyin kötü olduğuna ilişkin dayatmalarda bulunabilmesi ve dinsel gerekçelerle toplumsal alanda kurallar koyabilmesidir.

Dindarlık gericilik değildir. Siyasal ve toplumsal alanın din kurallarıyla çerçevelenmesini savunmak gericiliktir.

Din kurallarıyla düzenlenen bir toplumsal hayat ve siyasi alanda işçi sınıfının mücadelesi serpilip gelişemez. 

Komünistler işçi sınıfının ve de insanlığın kurtuluş mücadelesinin önündeki engelleri kaldırmak durumundadır. Etnik ve mezhepsel ayrımlar işçi sınıfını bölmektedir; bu ayrımlarla mücadele zorunludur. Bağnazlık, yobazlık işçi sınıfının aklını karartmakta, onu bir sınıf olmaktan çıkarmaktadır; bu zihniyet etkisizleştirilmelidir. Kadını erkekleri tahrik unsuru olarak kodlayan bir muhafazakarlık insanlar arası eşitliğe olduğu kadar kadın işçilerin varlığına karşı da bir tehdittir, püskürtülmelidir. Sadaka kültürü, sosyal adalet kavramının ve sosyal güvenlik hakkının yerine konamaz; bu gerçek anlamda bir sınıf düşmanlığıdır, karşı durulmalıdır.

Gericilik bütün türleriyle kapitalizmin hizmetindedir.

Gericilikle mücadeleyi küçümseyen bir sol, eğer burada aktif bir tutum alıyorsa gericidir.

Gericilikle ittifak halindeki bir devrimcilik, karşı devrimin ekmeğine yağ sürmektir.

Gericiliğe tarihe bakarken meşru bir yer veren aydın, aydınlatma görevini yerine getirmeyen karartıcı bir unsurdur.

Gericilikle sol bağdaşmaz.

Gericilikle devrimcilik uyuşmaz.

Gericilikle aydın tavrı yan yana gelemez.

Komünistler işçi sınıfının kurtuluşu için, sosyalist iktidar için mücadele ederken “ilerici” bir misyon üstlenirler.

Gericilikle mücadelenin işçi sınıfını ilgilendirmediği, açık ki ahmaklığın ürünü bir iddiadır.

Aydınlanma kavgasının emek ekseninden uzaklaşmaya yol açması, aydınlanma kavgasının hakkının verilmemesi ile mümkündür ancak. Bu nedenle burjuva diktatörlüğünün sınırları içindeki laiklik karaya oturmuş ve yobazlığa teslim olmuştur.

Bizse komünistiz ve ne gericiliğe ne de (aynı anlama gelmek üzere) sermayeye teslim oluruz!

[Bu yazı 572 kez okundu]
Kemal OKUYAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [100]
[2 Mayıs 2016] Aydınlanma davası devrim davasıdır ... [14 Nisan 2016] Erdoğan, Erdogan, Erdovan. ... [21 Mart 2016] Bombalar neyi anlatıyor, Türkiye patlamalarla nereye gidiyor? ... [14 Mart 2016] Ankara'da patlama ve kaos planı ... [24 Şubat 2016] Ey Obama söyle bakalım Erdoğan ılımlı mı değil mi? ... [18 Şubat 2016] Ankara patlaması. Kim yaptı ve sabır neden taşıyor? ... [3 Şubat 2016] Erdoğan neden yeni Anayasa diye tutturuyor? ... [1 Şubat 2016] Zalim, canavar Esed gitmeden olmaz. ... [27 Ocak 2016] Şamar oğlanına döndürülen diktatör ... [16 Ocak 2016] Davutoğlu 15 aylık bebeyken ve aydınımızın hâli. ... [11 Ocak 2016] Sen kime alçak diyorsun Bekir Efendi? ... [4 Ocak 2016] Kimlikleriniz batsın demiyorum, zaten batıyor! ... [7 Aralık 2015] Venezuela "devrimi"nin sonu mu? ... [3 Aralık 2015] Barış süreci olmadı size dünya savaşı verelim ... [1 Aralık 2015] Avrupa'ya vize yok: Davutoğlu niye sırıtıyor? ... [25 Kasım 2015] Uçağı düşürdüler, şimdi cevaplasınlar bakalım! ... [20 Kasım 2015] Kim kimi ıslıklıyor? ... [15 Kasım 2015] Paris fırsatçılarına izin vermeyelim ... [13 Kasım 2015] Milli irade... ... [2 Kasım 2015] Seçim gecesi notları. ... [3 Ekim 2015] Ayağa kalk. Otur. Rahat! ... [1 Ekim 2015] Kahraman ırkımın... ... [29 Temmuz 2015] Bir manyağa teslim mi oldu ülke? ... [30 Haziran 2015] Japon kale! ... [25 Haziran 2015] Bir kez daha meşruiyet ... [2 Haziran 2015] Dindarlar ve solculuk... ... [26 Mayıs 2015] Türkiye'nin Erdoğan sorunu ... [29 Nisan 2015] ABD'nin ittifak sistemi dağılırken... ... [15 Nisan 2015] Devrim nerede kaldı? ... [17 Şubat 2015] Kaç kere söyledik, zamanı değil diye! ... [9 Şubat 2015] Biz buraya ne için gelmiştik? ... [15 Ocak 2015] Rengarenk. ... [6 Ocak 2015] Tayyip bizim iyiliğimizi ister elbet. ... [30 Aralık 2014] Yılbaşı bedduası ... [23 Aralık 2014] Sizin özlemlerinizi seveyim ... [27 Kasım 2014] Emperyalizm çağında solculuk ... [16 Ekim 2014] Sorumluluk. ... [16 Eylül 2014] Kadrolaşma ve kitleselleşme ... [6 Eylül 2014] Cumhuriyet Halk Partisi'nin açmazı ... [30 Ağustos 2014] İslami Devlet'ten Davutoğlu'na. ... [20 Ağustos 2014] İstikrar yoksa. ... [18 Ağustos 2014] IŞİD yeni bir 11 Eylül'dür ... [7 Ağustos 2014] Umut hırsızları ... [3 Haziran 2014] Beyaz atlı prens ... [28 Mayıs 2014] Türkiye ... [23 Mayıs 2014] Erdoğan'ın kitlesi... ... [21 Mayıs 2014] İstifa çağrısı... ... [19 Mayıs 2014] Diktatörü ?ayakta tutan ne? ... [16 Mayıs 2014] Öteki Türkiye yok ... [12 Mayıs 2014] Dışa doğru örgütlenme... ... [9 Mayıs 2014] Kazananlar, kaybedenler ... [7 Mayıs 2014] ABD'ye karşı yeni cephe ... [5 Mayıs 2014] Sosyalizmin ?toplumsal ajanları ... [28 Nisan 2014] Sistem işliyor, halk. ... [5 Nisan 2014] Seçimler, Haziran ve sol ... [30 Mart 2014] Başlığı buraya yazın. ... [28 Mart 2014] Savaş, seçim, normalleşme. ... [27 Mart 2014] Oyları bölmek... ... [25 Mart 2014] Diktatör giderken aklımızı da götürmesin ... [24 Mart 2014] Provokatör diktatör ... [20 Mart 2014] Oyun bitti ... [19 Mart 2014] Aklı korumak, yarına hazırlanmak... ... [18 Mart 2014] Suçlu psikolojisi. ... [14 Mart 2014] Berkin'i uğurlarken... ... [11 Mart 2014] Ergenekon çökerken... ... [10 Mart 2014] Saldırılar ... [9 Mart 2014] Diktatör dönse! Mesela... ... [7 Mart 2014] Ne güzel uyuttuk sizi... ... [6 Mart 2014] Açık, ilkeli, ?dürüst siyaset... ... [4 Mart 2014] Ukrayna notları. ... [3 Mart 2014] Sokak... ... [1 Mart 2014] Erdoğan, 1980 ve 1997'nin çocuğudur ... [28 Şubat 2014] Dokunmayın, düşer, başa bela olur! ... [27 Şubat 2014] Aptal ... [26 Şubat 2014] Cemaat mi kazandı? ... [24 Şubat 2014] Küçükken mandolin çaldım, yetmez mi? ... [22 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: Siyaseti yok ediyorlar ... [21 Şubat 2014] Ukrayna olmamak için... ... [17 Şubat 2014] İnsanlar ve partiler... ... [15 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: 'Yalan söyleme hakkım var' ... [12 Şubat 2014] İnsan ... [7 Şubat 2014] Bilgi de neymiş canım! ... [6 Şubat 2014] Vurun Habertürk'e! ... [5 Şubat 2014] Kılavuzu karga olanın... ... [29 Ocak 2014] Anmak ... [22 Ocak 2014] Çok özel bir halk düşmanı. ... [21 Ocak 2014] Seçimi kazanayım derken. ... [20 Ocak 2014] Yurtseverlere özgürlük! ... [18 Ocak 2014] Örgütsüz bir halkı bitik diktatör bile yener ... [17 Ocak 2014] Kısa yazı. Mağduriyetten! ... [15 Ocak 2014] İnsanlık testi ... [14 Ocak 2014] Teşekkürler Akşener! ... [11 Ocak 2014] Tayyip senin için ne diyorlar öyle? ... [10 Ocak 2014] Paralel devlet kavramı neye hizmet ediyor? ... [9 Ocak 2014] Kemal Okuyan yazdı: Erdoğan nasıl biridir? ... [8 Ocak 2014] Ceset ... [5 Ocak 2014] Normalleşme, çözüm, sulh... Keşke! ... [3 Ocak 2014] 1997-2014 ... [2 Ocak 2014] Bu şebeke dağılır ya da dağıtılır ... [30 Aralık 2013] Sesli düşünelim... ...
Kemal OKUYAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™