Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Kırım Savaşı ile Başlayan Bağımsızlığımıza Konulan İpotekler
5 Temmuz 2011, Mustafa PAMUKOĞLU
, Mustafa PAMUKOĞLU
Göstergelerin büyüsüne kapılıp göremediğimiz gerçekleri unutmamak için tarihe bakmak gerektiğini hepimiz biliyor ama yapmıyoruz. Kırım Savaşı Osmanlı’nın saadet zincirinin bitip borçlanmalara başladığı bir tarihin başlangıcıdır. Bu savaşın bilinen sonucu Rusya faktörünün veya Rusya baskısının bir süreliğine de olsa kalkması ve Osmanlı’nın ferahlamasıydı. Osmanlı Avrupa devletlerinin yardımı ile bu beladan uzaklaştığını sanırken siyasi Batı’nın (bu tanım Prof. Dr. Özer Ozankayanın tanımıdır. Hocamız Batıyı Uygar Batı, Siyasi Batı olarak ikiye ayırıyor. Siyasi Batı sömürgeci, emperyal, güvenilmezdir) kucağına düştü.
Prof. Dr. Özer Ozankaya’nın Osmanlıcadan günümüz Türkçesine çevirdiği Celal Nuri’nin “Türk Devrimi adlı kitabında Osmanlılığın ve imparatorluğun Türk ulusu için zararlı, uzun ve yorucu bir boş oyundan başka bir şey olmadığı belirtiliyor. Tarihçilerin Osmanlı saltanatı için yayılma ve çöküş dönemi olarak bir ayrım yapmalarının yanlış olduğunu, Osmanlı saltanatının yükselirken düştüğünü söyleyen Celal Nuri egemen ulus olan Türklerin kurdukları imparatorlukta hep azınlıkta kaldığını, savaşlarla sağlanan gelirlerin tüm savurganlığa rağmen yettiğini, ancak kapı kapanıp yokluk başlayınca Kırım Savaşı’nın imdada yetiştiğini vurguluyor “1854 Kırım Savaşından sonra borçlanmalar yardıma yetişiyor. Eğer o da olmasaydı Osmanlı devleti ekonomik ve mali çırpınmalar arasında daha o zaman can verecekti” diye görüşünü ortaya koyarken yaşadığımız dönemdeki çılgın tüketim, tüketimle büyüme ve bunu borçla finanse etme durumumuzu görünce Siyasi Batı işbaşında demekten kendimizi alamıyoruz.
2010 yılının ilk çeyreğine göre 2011 ilk çeyreğinde büyümenin % 11 olması yeni fabrikaların açılmasını, tarımsal sanayiye geçildiğini, mevcut fabrikaların kapasitelerini ve verimliliklerini arttırdığını, yeni yeraltı kaynaklarının bulunduğunu, işsizliğin azaldığını mı işaret ediyor; yoksa ekonomik bağımlılığımızın arttığını mı?
Bilindiği gibi Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) üç türlü hesaplanır.
Üretim açısından GSYH= Sanayi, inşaat, tarım, hizmetler sektörlerinden elde edilen katma değerlerin toplamıdır.
Ayrıca (GSYH= Ücret+Kâr+Rant+Faiz) olarak da hesaplanır.
Tüketim açısından (GSYH= Özel tüketim giderleri+özel yatırım giderleri+devlet harcamaları+ihracat-ithalat) şeklinde de hesaplanır.
Ekonomik büyüme de bir ülkenin GSYH’nin reel olarak bir önceki yıla veya döneme göre artması demektir. İşte bu artış kadar, bu artışın neden kaynaklandığı ve ciro artışının neyle finanse edildiği de çok önemlidir. Çünkü biliyoruz ki büyümenin kalıcı olabilmesi için iç ve dış talebin artması gerekir. Talep artışları ise birçok değişkene bağlı olarak artar, azalır. Kredi kartlarının limitlerinin arttırılması, bireysel kredilerin artması ve çeşitlendirilmesi iç talebi arttırır. Kredi faizlerinin yükseltilmesi, kredi kartı kullanımına sınır getirilmesi, munzam karşılıkların arttırılması gibi önlemler iç talebi azaltır. İç talebin artması enflasyonu körükler. Dış talebin artması da elimizde olan ve olmayan bir sürü değişkene bağlıdır. Örneğin, Yunanistan’a daha önce ihracat yapanlar şimdi ihracat bedellerini tahsil edemediği için ihracat yapmaz veya yapamaz. Libya’da inşaatçılarımız artık üretimden çekilmek zorunda kaldıklarından yeni pazarlar bulmak zorundadırlar.
Bu nedenle büyüme rakamlarına bu gözle bakmamız ve analiz etmemiz gerekir. Yukarıdaki formülde görüldüğü gibi ithalat milli geliri azaltan bir kalem olarak yer alır. İthalatınız diğer artı kalemlerin artışına yol açacak bir eksi kalem olmadığı takdirde verimli bir harcama değildir. İthalatınız 50 birim iken özel yatırım giderleriniz 70 birim ise, ithalatınız 80 birime çıktığında yani % 60 arttığında, özel yatırım giderleri 126 birime çıkıyorsa yani % 80 artıyorsa o zaman ithalat milli geliri arttırıyor demektir.
İşte bağımsız bir ekonomi için rakamların büyüsüne kapılmamayı ve aşağıdaki gerçekleri akıldan çıkarmamız gerektiğini hatırlatmayı bir vatandaşlık borcu sayıyoruz.
- Büyük Osmanlı Rusya’nın baskısından geleceğini batıya ipotek ettirerek kurtuldu.
- Siyası Batı’ya dün de bugün de güvenilmez. Sizi sıcak paraya boğar, size borç verir, sırtınızı okşar, derecelendirme kuruluşları ile notlarınızı yükseltir, sizi kandırır; ama tarımsal sanayiye geçmenize, sanayiye dayalı kalkınmaya, borçsuz, harçsız kalmaya izin vermez. Biz üretelim siz tüketin, der.
- Ekonomik yönde bağımlı yapar ve sonra da içimizi dışımızı karıştırır da karıştırır. Her gün vatandaşın gündemi değiştirir de değiştirir; düşünmeye, araştırmaya, sorgulamaya vakit bırakmaz.
Uykudan uyan Ey Halkım/bu yurt bizim evimiz. Yunanlı büyük söz ustası İsokratis, Yunanlı kimdirsorusuna bakın ne demiş? “Yunanlı, Yunan kültürüne sahip herkestir.
Türk de binlerce yıldır Anadolu kültürüne sahip herkestir. Geleceğimizi Siyasi Batı’nın tercihlerine bırakmayalım.

(Cumhuriyet 05.07.2011)

[Bu yazı 1559 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™