Neden olsun ki?

~ 05.11.2015, Ali SİRMEN ~

Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olurmuş. Her seçimden sonra da bol bol yol gösteriliyor.
Bazen bunlar acımasız olabiliyor.
Örneğin 1 Kasım AKP zaferinden sonra kimileri Selahattin Demirtaş’ın da istifasını istediler, seçmenin kendisini yetersiz bulduğunu öne sürdüler. Oysa, 7 Haziran’dan sonra aynı Demirtaş için neler yazılmıştı. Sayın Demirtaş’ı Türk siyasi hayatının yükselen yıldızı olarak niteleyen az mıydı?

Bir başkası AKP’nin 1 Kasım öncesinde adaylarını yeniden gözden geçirip yeni isimler çıkardığını, oysa CHP’nin bunu yapamadığını söylüyordu. Oysa önseçimle gelmişti, o CHP’nin beğenilmeyen adayları ve hemen herkes o ön seçimden dolayı CHP’yi ne kadar övmüştü.
Önseçimden çıkmış adaylar, kısa süre içinde kızağa çekilsin de, yerlerine genel merkezin saptadığı daha “uygun” adaylar mı gelsindi? Benzeri Eskişehir’de yapıldı da ne oldu?
Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösterirken biraz daha dikkatli olsak derim.

***

Bir de seçimden zaferle çıkmayı alışkanlık haline getirmiş olan Tayyip Erdoğan’a yol gösterenler var.
Bunların kimilerinde, “sen iyi çocuksun yapmazsın” yollu pedagojik yöntemi benimsemiş bir üslup var.
Onlar da Tayyip Erdoğan’ı toplumun tümünü kucaklamaya çağırıyorlar.
Tayyip Bey, bana kalırsa, bu çağrılara içinden kıs kıs gülüyor.
Tayyip Bey’in amacı iktidar olduğuna ve şimdiye kadar da iktidarı hep kucaklayıcı değil, dışlayıcı politikalarla elde ettiğine ve elde tuttuğuna göre, şimdi neden bindiği dalı kesip de ötekileştiricilikten, dışlayıcılıktan, hot zottan vazgeçsin ki?
Tayyip Bey’i diktatör diye suçluyorlar da ne oluyor?
Her oylamada sandıktan galip çıkıyor ve böylelikle şu abes algı oluşuyor:
Memleketimizde diktatör olmanın sandıkla çelişen bir yanı yoktur. Tam tersine, ne kadar diktatör olursan, o kadar oy alırsın!

*** 

Salt ülkemize özgü bir durum değil bu. “Seçimle gelen krallar”ın ülkelerinin tümünde var, aslında öyle olmasa bile ilk bakışta diktaların demokratikleşmesi gibi görünen bu absürd olgu.
Diktatörün sırtını dayadığı sandıktan başka bir tek demokratik kural ve kurumun var olmadığı bu diyarlarda, sandık da diktatöre “en iyi sensin” dediği sürece muteberdir. Kanıt mı istiyorsunuz? Bakınız 7 Haziran seçimleri!
Bu şekilde bizimkiler ve onlar diyerek milli iradenin karnıyarık gibi ortadan ikiye bölündüğü sandıklı diktalarda, cici milli irade, hiçbir zaman, demokrasi talebinde bulunmaz.
Sandıkta dile gelmeyen talepler ise kale alınmaz yok sayılırlar. Bütün kurumlar, diktatöre bağlanırlar ve sandık bu olguyu tasdik makamıdır.
13 yıldır sistem böyle böyle kökleşme yolunda.
Bazı 7 Haziran benzeri yol kazaları dışında da sistem tıkır tıkır işliyor.
Bu durumda şimdiye kadar uygulayıcısına ve destekçisine hiçbir zarar getirmemiş, tersine fayda sağlamış, bir yöntemden vazgeçilmesi için zorlayıcı bir neden görüyor musunuz?
Halkın, cici milli iradeyi oluşturan bölümünün talep etmediği, kucaklayıcılık, çoğulculuk, özgürlükçülük, demokrasi yaşama geçemez.
Peki, Türkiye’de demokrasi ve özgürlük talebi yok mu?
Var! Olmasına var da miktarı yetersiz. Miktarı yetersiz olduğu sürece de o milli irade “kaka milli irade” olarak, “cici milli irade”nin gölgesinde kalmaya mahkûm.

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 609