Vakıflıköy'den Cem Çapar'ın üç ana dili var: Ermenice, Arapça ve Türkçe!

~ 07.09.2015, Nazım ALPMAN ~

Yolculuklar güzeldir. Yeni mekânlar, yeni kentler, kasabalar, köyler görürsünüz. En önemlisi yeni insanlar tanırsınız. Biri hariç:
-Göç yolculukları!..
Orada da yeni mekânlar, yeni kentler, kasabalar, yeni köyler ve yeni insanlar görüp, tanırsınız. İkincisinde sürprizlerin tamamına yakını “kötü” olanlardır. İkincisinin en zalim örneklerini her gün gazetelerden, televizyonlardan, internet sitelerinden görerek öğreniyoruz.

Biz ikinci türün 100 yıl öncesi versiyonlarının yaşandığı bölgeye, Antakya/Samandağ/ Vakıflı’ya yaptığımız yolculuğu anlatmaya devam edelim.
Amik Gölünü kurutarak inşa edilen Hatay Havaalanı’nda pirinç levhayı anmadan geçmeyelim:

“Hatay Havaalanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 8 Mart 2011 tarihinde hizmete verilmiştir!”

Eskiden kendisinin de içinde olduğu “normal” başbakanlar tarafından böylesi tesisler hizmete açılırdı. Şimdi zatıalileri süper olduğundan devlet parasıyla yapılanları bile “cebinden” çıkarıp harcamış gibi gösteriliyor:

-RTE tarafından hizmete VERİLMİŞTİR!

Artık buna söylenecek hiçbir söz yoktur. Hepsi hak ettiğinin yanında hafif kalır.

***

Onun için biz yolumuza devam edelim. Bizi Vakıflıköy’de dostlarımız bekliyor… Önce Samandağ’a uğrayacağız, Cuma Oruç’a “geldik” diye tekmil vereceğiz. Sanat, kültür, edebiyat, politika gibi içtiğimiz su kadar önemli olan şeyler Cuma’nın esas işi olan narenciye ticaretinin önünde gelir.

Cuma Oruç iş günü olmasına karşın dükkânı kapatıp, bizim aracımıza atlıyor. Doğru ilçeye 4 km mesafedeki Vakıflıköy’e geliyoruz.
Ermeni çoğunluğun yaşadığı tek yerleşim burası. Oysa 100 yıl önce Anadolu’da Ermeni nüfusunun çoğunlukta olduğu 1000’den fazla köy olduğunu Osman Köker yazıyor, “Antakya İskenderun ve Musa Dağı Ermenileri” adlı albüm kitabın önsözünde…

Bu hesaba göre demek ki, binde 1 kalmışlar, daha doğrusu bırakmışız!

***

Bizim işimiz yeni tanıklar bulup onları konuşturmak… Cuma Oruç kardeşimin tavsiyeleri elbette son derece isabetli… Misak Hergel’i bu sayede buluyoruz. Misak Bey, 48 yıl önce okumak için İstanbul’a geldiğinde yarım yüz yıl sonra köye döneceğini elbette bilemiyordu. Ama şimdi döndü. Köyüne yeni bir ev inşası ile uğraşıyor. Ama esas işi okumak ve yazmak… Çok şeyi var yazacak. Mesela bizimle bazı konuları paylaşıyor:

-Aslında Musa Dağı Direnişi, bir başkaldırından ziyade savunmaya yönelik bir eylemdir. İsyan, direniş, savaş değil “saklanma” denilebilir. Bir yeri almak fethetmek yok ki… Zaten köylerini evlerini arazileri terk etmişler. Bir tek canları kalmış. Onu da korumak için mücadele ediyorlar!

Bu da Musa Dağı Direnişi’ne “içerden” bir bakış… Kaydettik!

Vakıflıköy’ün Cemaat Başkanı gencecik bir veteriner hekim olan Cem Çapar… Vakıflıköy Ermeni Cemaat Başkanı Çapar bize güncele ilişkin çok değerli bilgiler verdi. Ama bir cümlesi var ki, bizim genç asistan Anıl Türken’in aklından çıkmadı. Cem Çapar “benim üç ana dilim var” dedi:
-Ermenice, Arapça ve Türkçe! Keşke Kürtçe de öğrenebilseydim…

Yaşadığımız toprakların zenginliği, bundan güzel hangi örnekle anlatılabilir ki?

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 631