Savaşı bitirecek soru: 'Neden ölüyorum?'

~ 31.08.2015, Can DÜNDAR ~

Her iktidarın bir dönüm noktası vardır:
Bazen sembolik bir jest, bazen bir eylem veya demeç…
Ecevit hükümetinin sonunu, Başbakanlık kapısında yere fırlatılan bir yazarkasa getirdi sözgelimi…
Erbakan’ın iktidarını, Başbakanlık konutunda cemaat ve tarikat liderlerine verdiği iftar yemeğinin fotoğrafı bitirdi.
27 Mayıs’ı, Menderes’in “Orduyu yedek subaylarla da yönetirim” lafı tetiklemişti; 12 Eylül’ü, Meclis’in aylarca başkan seçememesi…
Çoğu sonucun kökeninde daha derin nedenler vardı; ama akılda kalan gerekçeler, bunlar oldu.

Çöküşün başlangıcı
Yıllar sonra AK Parti devrinin tarihi yazıldığında, “Çöküşün başlangıcı” bahsine kimisi Haziran ayaklanmasını, kimisi Haziran seçimini yazacak.
Ancak bence bunlar kadar, belki daha fazla, yaslı bir yarbayın, kardeşinin tabutu başındaki çığlığı hatırlanacak.
Haklı bir öfkenin acıyla sarmalanmasıyla yükselen o çığlığın nasıl hızla ülke çapında yayılıp yüreklere işlediği anlatılacak.
Sonra o çığlığa haklılık kazandıran demeçler sıralanacak: Mesela Cumhurbaşkanı’nın “Ne mutlu şehit ailesine” demeci…
Mesela Enerji Bakanı’nın “Ben de şehit olmak istiyorum” talebi…
Mesela Sağlık Bakanı’nın “Başkan seçseydiniz bu kaos olmayacaktı” demesi…
Bugüne dek her şehit haberinde tevekkülle “Sıradaki oğlum feda olsun” diye başını eğenleri isyan ettiren, bu sözler oldu.
Bu kez kabullenmediler, celallendiler:
“Sen de mutlu ol o zaman…”
“Sen de şehit ol o zaman…”
“Kaos da olsa seçtirmeyeceğiz.”

Hep bizimkiler mi?
Sürpriz olan, “Yetti artık” çığlığının bu kez kederli analardan, barış isteyen aydınlardan, savaş karşıtı meydanlardan değil, savaşta olan bir üniformalıdan gelmesiydi.
İlk kez omzunda yıldız olan birinin dilinde “O zaman git sen savaş” cümlesi çınlıyordu ve bu sesin Saray’ın duvarlarında yankılandığı, Saray’dakini kaygılandırdığı açıkça görülüyordu.
AK trollerle karalama, mezhebinden, ailesinden kusur arama, soruşturarak susturma yöntemleri sökmediği gibi, öfkenin büyüyüp yayılmasına hizmet etti.
Öbür evladım da feda olsun”dan “Hep bizimkiler mi ölecek” noktasına böyle gelindi.
Sonunda bugün Cumhuriyet’in manşetinde okuduğunuz kritik soruya evrildik:
“Neden ölüyorum?”

Sen git savaş!
Bu soru, emir alanların derin suskunluğunun da, emir verenlerin kesin hâkimiyetinin de son durağıdır.
Bu soru, savaşın gerekçelerinin sorgulanışı, “Sultan Başkan olsun diye mi ölüyoruz” sorgusunun yankılanışıdır.
Bugünden itibaren, kendi çocuklarını savaşa göndermeyenler, başkalarının çocuklarının tabutlarının üzerine elini koyup o kadar kolayca, “Şehidiniz var, mutlu olun” diyemeyecektir.
“Şehit olmak istiyorsan, git savaş o zaman” sloganı, şehit cenazelerinde, kaçan yetkililerin peşinden gelecektir.
Bu tavır, nihayetinde barışın kapısını aralarken, savaşı bitirecektir.
Ve bu halk, “Saltanat mı kaos mu” dayatmasına daha fazla kurban vermek istemediğini 1 Kasım’da söyleyecektir.
1 Kasım’da…
Saltanatın kaldırılışının yıldönümünde…
O günü, bundan böyle iki kez kutlanır kılmak için…

 

cumhuriyet

Can DÜNDAR | Tüm Yazıları
Hits: 585