Karanlığın Yazıcılarına

~ 16.02.2011, Güray ÖZ ~

Geceyle gündüzün, karanlıkla aydınlığın diyalektiği çok öğreticidir. Gece, güç toplamanın, kendini sabaha hazırlamanın kaçınılmaz zamanıdır. Ortaçağ, doğurmak istemediği Aydınlanmayı karnında büyüttü.

Peki bu kin nereden geliyor? Masasına oturduğunda şimdi sıra onlara geldi diye yazan yazıcının iflah olmaz iştahının, gemlenmesi mümkün olmayan hırsının kaynağı nedir? Bu soruyu yanıtlamak insan denilen hayvanı anlamaktaki güçlük nedeniyle zor.

Meslektaşlarının zindana yollanışını ellerini ovuşturarak, sevinçle seyreden ve koşarak bilgisayarının başına geçen yazar”, sadece bir yazıcıdır.

Kendini bir büyük kavganın mücahidi gibi göstermesine aldanmayın, en küçüğünden bir sokak kavgasının bile erbabı değildir.

Şimdi yaşadığı hayatın, sekiz on yıla uzanan cömert karanlığın kendine verdiği güvenle yazıyor. Ama o da farkındadır ki gece gündüze evrilir, karanlık aydınlığı karnında büyütür.

***

Bizim derdimiz onlar değil, tarihin bu kaçınılmaz diyalektiğine güvenerek sessizce bekleyen, nasıl olsa sabah olacaktır diyen mütevekkil toplumdur. Biz ulusların gafil avlandığını söylemekle yetinemeyiz, bu saptamayla avunamayız. Marx”ın dediği gibi, Ne bir ulusun ne de bir kadının, karşılarına çıkan ilk serüvencinin kendilerini iğfal edebildiği zaaf anı bağışlanabilir bir şeydir.Ama yine onun dediği gibi durumu bu biçimde sunmak sorunu çözmez.

Bu durumu açıklamak, açıklamakla yetinmemek onun ünlü tezlerinin 11’incisine başvurmak gerekir: “Filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa asıl olan onu değiştirmektir.

Bu durumu karanlığın içinde büyüyen aydınlığı, ortaçağın karnında büyüyen, düşürmek için bin bir çaba gösterdiği, ama düşüremediği istenmeyen çocuğu, Aydınlanmayı kavrayanlar anlayabilir.

İşte artık şimdi sıra onlara geldidiye sırıtan tuhaf yazıcı değil.

***

Kimliksiz ve kişiliksiz oldukları için şimdi Mısır’da da darbeye bel bağladılar da, halkın isyanını unutuverdiler. Birdenbire darbeci oldular. Başından beri Tahrir meydanındaki halkı, halkın isyanını nasıl denetleyebileceğinin hesaplarını yapan ve sonunda hep başvurduğu zorbalığın kılıcıyla işi çözen emperyalisti görmek istemediler.

Çünkü onu zaten demokrasi kahramanısayıyorlar.

Onunla birlikte Irak’a girmenin, orada demokrasi kurmanın düşlerini kurmuşlardı. Her defasında dönüp ağababaları olan emperyaliste büyük bir aşkla bakarlar. Emperyalist ülkenin başkanı Türkiye’yi aradığında göğüslerini gururla kabartır, işte bak gördünüz mü diye caka satarlar.

Onlar için zorbalar, diktatörler çeşit çeşittir. Kimisi kardeşleridir, kimisini korumaya almışlardır. Esad, Ahmedinejad, El Beşir iyidir. Yıkılacağı kesinleşmiş, tahtı terk edeceği artık anlaşılmış, emperyalistin gözünden düşmüş olan kötüdür.

Yazıcıya düşense durumu bir şekilde kitabına uydurmaktır. Genellikle reel politiğin tükenmez hazinesinde bulur aradığını.

***

Şimdi de aradığını mahkemelerde TRT spikerlerine okutulan iddianamelerin içinde buluyor. Kuşku duymuyor, irdelemiyor, kendi aklını kullanmayı beceremiyor. Arada bir içine küçücük bir kuşku tohumu düşer de acaba fazla mı ileri gittikdiye yazarsa, o karanlığın sabaha dönüşebileceği ihtimali bir an için aklından şöyle bir geçiverdiğindendir.

Hiçbir önemi yoktur o yazıcının.

Yarına kalmayacaktır.

Gecenin ve karanlığın adamıdır.

Sabaha doğru mürekkebini tüketecek ve herkesin uyandığı saatlerde uyumaya gedecektir.

Ona şimdiden iyi uykular diliyoruz.

(Cumhuriyet 16.02.2011)

Güray ÖZ | Tüm Yazıları
Hits: 1419