Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu?

~ 02.07.2015, Fatih YAŞLI ~

İktidar partisi, 7 Haziran seçimlerine giderken bütün stratejisini, çeşitli provokasyonlar aracılığıyla Kürt sorunu üzerinden toplumsal kutuplaşmayı artırmak ve böylelikle HDP’yi baraj altında bırakmak üzerine kurmuştu.

Bu sayede anayasayı referanduma götürmek ve başkanlık sistemine geçilecek vekil sayısına ulaşmak mümkün olacak, en kötü ihtimalle de AKP tek başına hükümet kurma olanağına erişecekti.

Ancak olmadı; provokasyonlar beceriksizce icra edildi, Kürt siyasi hareketi soğukkanlı davranmasını bildi, seçmen sandığa “seni başkan yaptırmayacağız” diyerek gitti ve bugünkü manzara ortaya çıktı.

Sıradan değil rejim kuran bir parti olduğunu her zaman söylediğimiz AKP ve dolayısıyla AKP rejimi, ilk birkaç gün sendelediyse de, mağlubiyet hissini çabuk atlattı ve inisiyatifi yeniden eline aldı; bunda daha en baştan Kılıçdaroğlu’nun “% 60’lık blok” söylemini reddeden MHP ve Bahçeli’nin de büyük rolü oldu.

İç politikadaki gidişatın giderek Suriye savaşının seyrine bağlı hale geldiği bir konjonktürde, Tel Abyad’ın YPG güçlerinin eline geçmesi ise AKP rejiminin bekası açısından adeta bir cankurtaran işlevi gördü.

Çünkü uzun zaman sonra ilk kez, AKP rejimiyle asker, Suriye siyasetine dair bir başlıkta ortaklaştılar: Suriye Kürtlerinin kazanımlarının yarattığı teyakkuz hali!

Asker, en başından beri AKP rejiminin Suriye’ye yönelik emperyal fantezilerinin bir parçası olmayı reddetmiş ve Suriye’deki rejimi devirmeye yönelik herhangi bir doğrudan işgal girişiminin içerisinde olmayacağını göstermişti.

Dahası asker, seçim sürecinde tıpkı toplumun farklı kesimleri gibi “seni başkan yaptırmayacağız” mesajını vermiş, PKK’ye yönelik herhangi bir sıcak çatışmaya girmemişti.

Ancak, Tel Abyad’ın düşmesiyle birlikte, işin rengi değişmeye başladı.

Çünkü Kürtlerin herhangi bir siyasi statü elde etmesini tehdit listesinin birinci sırasında bulunduran asker, Tel Abyad’ın bunun en önemli adımlarından biri olduğunu gördü ve Suriye siyasetinde “aktif” bir pozisyon aldı.

Buna göre, Tel Abyad’ın düşmesiyle birlikte, Kerkük’ten Kobane’ye kadar uzanan birleşik bir Kürt coğrafyası şekillenmekteydi ve bu bir yandan Türkiye Kürtlerinin siyasi statü hedefleri üzerinde etkili olacak hem de Türkiye’nin jeopolitik hedeflerini engelleyecekti.

İşte tam da bu nedenle, asker ve AKP rejimi, bu birleşik Kürt coğrafyasını oluşturmada ve Akdeniz’e ulaşmada son halka olarak görülen Hatay sınırındaki Afrin ile Kobane’nin birleşmesini engellemeyi önüne bir hedef olarak koydu.

Bunu engellemenin yolu ise, Kilis’in hemen karşısındaki Cerablus’a yönelik bir işgaldi; sözde “IŞİD’le savaşma” adı altında ama aslında Kobane’yle Afrin arasında, “Kürt koridoru”na karşı bir “tampon bölge” yaratmak amacıyla Cerablus’un işgal edilmesi Türkiye ve dünya kamuoyunun gündemine getirildi.

Pazartesi günü yapılan MGK toplantısı da buna yönelikti, farklı senaryolar ve planlar masaya yatırıldı, yapılması gerekenler konuşuldu.

İşte “Tel Abyad’ın düşmesi AKP rejimi için cankurtaran oldu” derken kastettiğimiz tam da buydu; henüz ortada bir işgal yok, böyle bir işgalin zorlukları da ortada ama Saray ve AKP rejimi, bu plan üzerinden kendini tahkim etme, yeniden belirleyen olma ve hem koalisyon görüşmelerini hem de erken seçimi domine etme şansını yakaladı.

Erdoğan bir zamanlar “Suriye bizim iç meselemizdir” demişti, şimdi tam da iç politikanın bütünüyle Suriye üzerinden belirleneceği bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Ülkeyi zor günler, toplumsal muhalefeti ise zorlu sınavlar bekliyor.

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 813