HOPA VE İKİ 12 EYLÜL : 1980 - 2010

 HOPA  VE  İKİ 12 EYLÜL : 1980 – 2010
(12’ye 2 kala 12 benzerlik)

Hopa halkına uygulanan baskı  ile, 12 Eylül döneminde, -diğer bazı iller gibi- Artvin bütününe uygulanan şiddet ve sindirme politikası arasında benzerlikler yok değil. Karşılaştırma, ülke geneli için de geçerli.

1.- “Sol korkusu”: 31 Mayıs’ta Başbakan’ın Hopa mitinginde gördüğü “tek yol devrim” sloganı, şok edici bir etki yarattı. Gösteri yapma olanağını bile yasaklayan polis, E. Öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne neden oldu. .. 12 Eylül 1980 yöneticileri üzerinde Sovyetler Birliği, derin ve yaygın bir korku salıyordu. Şimdi, SSCB’nin kendisi bile yok; üstelik, Başbakan komşu Gürcistan’a pasaportsuz geçişin başladığı Sarp kapısından geliyor. Buna karşılık, bir “sol alerjisi” devam ediyor İslâmî (ve milliyetçi) kesimde. 

2.-  Sorumluluk kimin?:  31. yılında darbeci komutanın ifadesinin alınabilmiş olması, neredeyse karşı darbe olarak niteleniyor. Hopa olaylarında ise, Hükümet’in , “eşkıya” olarak suçladığı sol muhalifleri hedef almış olsa da, kolluk güçleri amirlerini görevden alması, sorumluluğu, yeniden devlete çeviriyor. Şimdi sıra, M. Lokumcu adına hak aramaya geldi…

3.-  Hesap soran, yine devletin kendisi: Buna karşılık, devletin kendisi hesap sormaya çalışıyor. Oysa, diğer illerden binlerce polisin önceden getirtilmiş olması, muhtemel bir operasyon için hazırlık anlamına gelmiyor mu? (12 Eylül’de askerler sevk edilmişti…).  Erzurum askeri mahkemesinin tortuları henüz silinmedi. Şimdi de, Erzurum Özet Yetkili Savcılığı, zincirleme hukuk dışı uygulamalara imza atıyor.

4.-  Sentezci yapının etkisi:  Bölgenin sola açık ve laikliğe yatkın yapısı, cemaat ruhu ile kutsanmış milliyetçi zihniyetle coşturulmuş  “resmî zevat” için bulunmaz bir fırsat.  Yörenin “Türk-İslâm sentezi” dışında kalmayı başarması, ikinci 12 Eylül’cüleri zıvanadan çıkarıyor.

5.- Yaşam ve bileşenleri: Doğal değerlerin HES’ler yoluyla yağmalanması, “sol kesimleri” de aşan bir muhalefeti platformu yarattı. Temel çelişki şu:  bir parti liderini alkışlamayacak diye halka gaz sıkan ve şiddet uygulayan kolluk güçleri, doğa katliamında, hukuksuzluk temelinde “devlet-sermaye” işbirliğinin bekçisi. İlk 12 Eylül’de de böyle bir çelişki vardı; daha çok insanın canına kıyılıyordu. İkincisinde ise, yaşamın kaynağına…

6.- Anayasal etki: 12 Eylül 2010’da oylanan Anayasa değişikliği,  “yargının demokratikleştirilmesi” adına, yürütmenin konumunu pekiştirdi;  iktidar-özgürlük dengesini, özgürlük aleyhine daha da bozmuş ve bugünkü ortamın doğmasında etkili olmuştur. Bunun çerçevesini, ilk 12 Eylül oluşturmuştu.

 7.- Muhalif görüşler zindana:  Hükümet ve politikasını eleştirmeye yönelik  düşünce ve görüşlerin, Hükümeti devirmeye yönelik veya devlet güvenliğine aykırı faaliyet ve/ya suç kategorisine kadar götürülebiliyor. 12 Eylül döneminde, “anayasal düzeni zor yoluyla değiştirme”  paranoyası zirve yapmıştı..

 8.- Bütünleşmenin yönleri:  İlk12 Eylül’de asker-siyaset birleşmesi  vardı.  2010 Anayasa  oylaması, parti-devlet bütünleşmesini pekiştiren bir süreç oldu. Hopa’da partiye muhalefetin hesabı, Erzurum’da soruluyor.

 9.- Özgürlük ve demokraside sekterlik: Süregelen “sivil” ve “demokratik” söylem, üniversite öğrencisi kızların saçlarını “örtme” özgürlüğü ve askerlerin “kışlaya çekilme” yükümlülüğüne indirgenmiş; yurttaşları özgürleştirici etki yaratmamış, sivilleri ise demokratikleştirememiştir.   Siyasileri saf dışı eden 12 Eylül yönetimi, dinciliğin tohumlarını da ekmedi mi?

10.-  Otoriter özellik:  Bu yönden de, 12 Eylül yönetimi ile benzeşme yok değil. Temel fark nedir? Askeri yönetim görünür, ama geçici idi. Sivil “seçilmiş” yönetimin otoriterliğini, güçlü meşruluk öğesi örtmekte, ama kalıcılık tehlikesi yok değil…

 11.- Değerlerde kayma: Laiklik, yurttaşlık, eşitlik, cumhuriyet, demokrasi, insan hakları gibi “yeni anayasa” yolunda kucaklayıcı kavramlardan giderek uzaklaşılmış; din, milliyet, bayrak, merkeziyet gibi ayrıştırıcı öğeler, seçimlerin malzemesi yapılmaya çalışılmıştır.’82 Anayasası da,  değerlerdeki benzer yörünge kaymasının ürünü değil mi?

 12.- Oy’un rengi:  K. Evren, ’82 Anayasası’nı oylatırken kendisi için de oy istedi; ’83 yasama seçimlerinde ise T. Sunalp için. İkisi de, istikrar ve devamlılık için idi. İki gün sonra 12 Haziran’da verilecek oylar,  “istikrar sürsün” yönünde olursa,  otoriter yönetim de pekişecek. Tersi durumda ise, demokrasi yörüngesinde anlam ifade edecek olan oy hakkı, İnsan haklarının yolunu açma işlevi görecek…

(Birgün 09.06.2011)

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1217