Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak

~ 29.04.2015, Fatih YAŞLI ~

Türkiye’de, özellikle son yıllarda çıplak gözle görünür hale gelen ve “kolay muhaliflik” diye tarif edebileceğimiz bir politik pozisyon alma biçimi var.
Bu pozisyon nasıl mı alınıyor, anlatmaya çalışalım.
Önce, gücünün zirvesinde gibi görünmekle birlikte, aslında çoktan “sonun başlangıcı” evresine girmiş bir güç odağı hedef tahtasına yerleştiriliyor ve onunla mücadele etmenin muhalif olmanın öncelikli şartı olduğu, diğer bütün gündemlerin bunun karşısında tali ve önemsiz olduğu ileri sürülüyor.
Sonrasında, o güç odağına karşı, başka bir güç odağıyla, o başka odağın niteliği, niyetleri, hedefleri bilinçli bir şekilde görmezden gelinerek ve hatta bunların üzeri örtülerek bir ittifak ilişkisine giriliyor. Böylelikle, bu başka odağın, esas güç odağı olarak tarif edilen şeye karşı mücadelesi, kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz desteklenmiş oluyor.
Örnek mi? Hemen verelim.

Kolay muhalifliğin hedefinde düne kadar “askeri vesayet” vardı ve esas mücadele edilmesi gereken odak burasıydı; askeri vesayet geriletilecek ve böylelikle ülke hem sivilleşecek hem de demokratikleşecekti.
Hedef askeri vesayet olarak belirlenince, onunla mücadele ettiğine inanılan güçlerin de, haliyle müttefik ilan edilmesi ve desteklenmesi gerekiyordu. O güçlerin kimler olduğu ise belliydi: AKP ve Cemaat.
Kolay muhaliflik, askeri vesayeti geriletme adına, ne AKP’yi ne de Cemaati sorguladı. Yasadışı dinlemeleri, sahte delilleri, kumpas davaları, hukukun ırzına geçilmesini, adalet hissinin kaybını görmezden geldi.
Amaca giden yolda her türlü aracı mubah gördü yani.
Kolay muhalifliğin AKP ve Cemaatle kurduğu müttefiklik ilişkisinin ülkeyi nereye getirdiğini hepimiz biliyor ve görüyoruz artık; hatta kendileri bile biliyor bunu.
Biliyorlar da bir şey değişiyor mu peki?
Elbette ki hayır; dün askeri vesayete karşı bu ittifakı kuranlar ve böylelikle diktatoryaya giden yolun taşlarını döşeyenler, bugün belki ne yaptıklarını fark etmiş durumdalar ama bu, onların “kolay muhaliflik” tutumunu değiştirmiyor.

Bugün de, diktatorya tespitiyle birlikte; diktatorya inşasında hem kendi oynadıkları rolün hem de Cemaatin rolünün üzerini örtmeye çalışıyor ve Cemaatle bir müttefiklik ilişkisi içerisine giriyorlar.
Nasıl ki dün askeri vesayete karşı AKP ve Cemaati sorgusuz sualsiz desteklediler ve ancak bir güce yaslanarak muhalif olabildilerse, bugün de güya diktatoryaya karşı Cemaati aynı şekilde destekliyorlar.
İşte son somut örnek karşımızda duruyor: Cemaat yargı içerisinde hala devam eden gücünü, Cemaatçi polisleri tahliye ettirme operasyonu adına kullanıyor ve kolay muhaliflik bu gücün kendisini hiç sorgulamaksızın “yargı bağımsızlığı nerede, adalet nerede, hukuk nerede” diye yırtınıyor.
Evet, artık Türkiye’de, yargı, hukuk, adalet, bunların hiçbiri yok ama bunda en büyük pay sahibi, en az AKP kadar, hatta ondan daha fazla, yargıdaki gücünü hasımlarını tasfiye etmek için kullanan Cemaatin ta kendisi.
Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargâh, Oda TV… Bu davalara ve Cemaatin bu davalardaki rolüne dair tek kelime etmemiş, “mevzubahis askeri vesayetle mücadeleyse hukuk teferruattır” demiş olan kolay muhaliflik, bugün Cemaatle birlikte, Cemaatin iktidar ortağıyken katlettiği hukuk için hiç utanmadan yas tutuyor, feryat ediyor, ağıt yakıyor.
Açıkça söyleyelim ki, bunun adı ahlaksızlık, aymazlık, üçkâğıtçılıktır; bu kolay muhalifliğin Türkiye’yi götüreceği bir yer ise bulunmamaktadır.
İhtiyacımız olan şey, kolay muhaliflik değil; hafıza, omurga ve ahlaktır.

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 763