Devlet provokasyon sever!

~ 20.04.2015, Nazım ALPMAN ~

Şöyle bir sıralama yapalım…En sondan başlarsak Ankara’da Halkların Demokratik Partisi HDP binası gece yarısı kurşunlandı. Ondan önce Ağrı’da PKK-Asker çatışması tezgahlândı. Fenerbahçe otobüsüne ateş edildi. Çağlayan Adliyesi kana bulandı. İki DHKPC militanı ve bir savcı öldürüldü.

Başbakan Davutoğlu olayın araştırılmasını üstlenmiş müfettiş misali yaralı askerlerin yatağının başında, savcı Mehmet Selim Kiraz’ın cenazesi ve taziyesinde bitti.

Devletimiz güçlüdür! mesajı verdi. Yaralı askerin başını okşadı. Savcının ailesinin acısı üzerinde siyasi sörf yaptı.

Bunların hepsini biliyoruz. Boşuna yaşamadık bunca yıldır.

Devlet kendine göre ihtiyacı olduğu yer ve zamanda böylesi etkileyici eylemler yapar! Sonra da kendi yapmamış gibi pişkince konuşur:

-Tepelerine bineceğiz!

Suçlulara, zanlılara katiyen dokunulmaz. Bu numaraları yutmuyoruz diyenlerin tepelerine binmek için yasal düzenlemeler yapılır, baskı ortamı genişletilir, sükûnet sağlamak adına muhalefet ezilir!

En tazelerini AKP’nin son döneminde yaşıyoruz.

Düşünsenize bu devlet 6-7 Eylül 1955’te Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin işyerlerini, evlerini, kiliselerini yağmalayan Demokrat Partili azgın güruhun eyleminden sonra Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi yazarları gözaltına almıştı.

Yüzsüzlüğün bu kadarı mı olur?

AKP ve özellikle lideri 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerini “kader sandıkları” olarak görüyor:

-Kaybedersek bittik!..

Beykozlu bir abimiz kendi mezar taşı için şöyle bir metin hazırladığını söylerdi sıklıkla:

-Ben öldükten sonra, sağ kalanların… … … koyayım!

Bu bir şakaydı, her şeye kayıtsız kalanları eleştirmek için bunu yapardı.

İşbaşındaki AKP iktidarı aynı düşünceyi “çok partili parlamenter sistem” için düşünüyor.

Devletin tozlu mahzenlerinden çıkartılıp uygulamaya konulan “bu kaos yaratma operasyonlarını” başka türlü okumak mümkün olabilir mi?

Sonra biliyoruz ki:

-Devlet provokasyon sever!

***

Fahri doktora

Çok eski dönemlerde Fransa’da bir üniversite ekonomik olarak dar boğaza giriyor. Mütevelli Heyet aldığı kararı, yaşlı rektöre tebliğ ediyor:

-Üniversitemiz bir süre para karşılığı fahri doktora verecektir!.

Yaşlı rektör “böyle rezalet olmaz” falan dedikten sonra başka bir çözüm yolu da bulamadığından çaresiz kabul ediyor.

Zengin olanlar bastırıyorlar parasını doktora belgesini alıyorlar.

O günlerde yeni zengin olmuş bir görmemiş geliyor. Fahri doktorasını aldıktan sonra rektöre “efendim” diyor:

-Parasını yatırsam, acaba benim atıma da bir doktora belgesi verebilir misiniz?

Rektör başını iki yana sallayarak acı bir tebessümle “maalesef” diyor:

-Bu fırsattan sadece eşekler istifade edebilir!

***

 

'SOYKIRIM OLMAMIŞTIR'

Devlet kendini savunmak için bazı şeyleri üstlenmez. 1915 Ermeni Tehciri ve ardından gelen katliamlar gibi…

Ama devlet ile hiçbir bağı olmayanlar böyle bir tez savunabilirler mi?

İslamcı aydınların Derin Tarih dergisi Nisan 2015 tarihli 37. sayısını “100. Yılında Ne oldu?” kapağıyla çıktı.

Konuya ilişkin bütün makaleler “soykırım olmamıştır” üzerine oturtulmuş. Bir de ek kitapçık vermiş. Kapağında “Türkiye’nin Ermeni Sorunundaki Haklılığını Savunan Kitap” bandı var.

1896’da yayınlanmış. Amerikalı Muhammet A. R. Webb tarafından yazılmış. Yazar hakkında bilgi veren giriş yazısının başlığı da şöyle:

“Abdülhamit’in Amerika’daki misyoneri Muhammed Alexander Russell Webb.”

Kitabın yayın tarihinde Türkiye diye bir devlet yok. Tehcir ile arasında 20 yıl var.

Bir yanda katledilmiş bir halk var. Diğer yanda katleden devlet mekanizması… Merhametlerinden sual olunmaz İslamcı araştırmacılar, gazeteciler, yazarlar devletin yanında hazır-ola geçmişler.

Sonra da “biz düzene muhalifiz” diyorlar.

 

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 640