Hayatı Olmak

Hayatı olmak istemeyen bir hayat sürmek toplumları, devletleri, insanı ve doğayı, acınası ve ölümcül noktaya getiriyor...

Halit Çelenk’in anısına…
Altı yıldan beri bu köşede, beş yüz sözcük çerçevesinden çoğun taşarak, içime dışıma bakmaya çalıştım. Buradaki yazılar benim hukuk felsefesi yazılarımdı. Hukuk felsefesi benim gözümde giderek farklı bir anlam taşımaya başlamıştı. Felsefeci ve hukukçu dostlarıma ona verdiğim anlamı her söyleyişimde, bakışlarında hafif bir kaygı gördüğümü sandığım bir dikkatle dinlediler. Hukukla felsefe arasında yersiz yurtsuz birinin bu sözlerine doğrusu ne demeliydi?
Hukukla felsefenin yalın halleri rahatsız ediciydi. Tüm felsefe, ne denli özgür olduğunu sanırsa sansın, bir kafesin içerisinde tutsak bulunduğunu ancak hukuk felsefesiyle anlayabilirdi. Hukuk felsefesinin sorularıyla, nelerin düşünülüp düşünülemeyeceğinin sınırlarını görebiliyorduk. Şu halde önce hukuk felsefesiyle başlamak daha özgürce, daha gerçek felsefe yapmanın ön koşulu gibi geliyordu bana. Hukuk da ancak bununla adaletinin hesabını vermeye çağrılabiliyordu.
Felsefeye de hukuka da hayata bakışın iki zıt yönünden yalnızca birine hizmet etmek görevi verildiğini görüyordum: Onlara “hayat sürme”nin anlam ve norm dünyasını kurmak işi yükleniyordu. Bunlar da çoğun bu yönde çaba harcıyorlardı. “Nasıl bir hayat?” temel soruydu. “Nasıl bir hayatım olsun?” ve “istediğim hayata nasıl kavuşabilirim?” sorularıyla; hayatı tüketmenin sorularıyla doğuyor, didiniyor ver ölüyorduk. Tüm alet edevat, devrimler, karşı devrimler bu sorularla biçimleniyor; onlar da hayata yeniden bu soruların sorulacağı başka sorunlar getiriyorlardı. Hayatı olmanın, başarıldığında, anlamı ve normu yoktu. Tek olan (olunan) şey onun kendisiydi. Olunduğunda ulaşılan bilincin hangi anlam ya da normla zapt edilebileceğini söylemek doğrusu çok zordu. Bu farklı kavrayış yeni bir dünyanın coşkusu ve bilinci olsa gerekti.
Zengin, bilgili, güçlü, muteber, mutlu, adaletli ve daha pek çok şey olmayı istemek; siyasal kuramların hedefine bunları koymak; ahlak ve hukuk normlarını bu hedeflere yöneltmek bu güne kadar felsefenin ve hukukun söyleye geldiği şeyler olmuştu. Hayatı olmayı isteyenin bir siyasal düzeni hiç olmamıştı. Ama şimdi tam da o noktaya gelmiştik: Hayatı olmak istemeyen bir hayat sürmek toplumları, devletleri, insanı ve doğayı bu acınası ve ölümcül noktaya getiriyordu.
Hayatı olmanın taşıyıcılarını biliyorduk. Atmamız gereken safranın ne olduğunu biliyorduk. Bu yolda, yoldan çıkaracak pek çok şey bulunduğunu biliyorduk. Geldiğimiz bu yerde, ancak hayatı olmakla insan olunabileceğini görüyor gibiydik. Tasavvuf ehliyle Marks’ı, Şeyh Bedreddin’le Nazım’ı zihnimizde buluşturan şeyin onların bencil mutlu bir hayat istenci olmayıp, hayatın kendisi olmak düşüncesi değil miydi?
Hayatı olmak çekirdeğin parçalanması gibi bir şeydi! Bu bilince ulaştıktan sonra hangi başka bir güç insanı bundan alıkoyabilirdi ki! Ama bu bilincin zihinlerde uyanmasını engellemek için insansız düzenlerin, düzeneklerin pek çok hüneri vardı. Doğal ve olağan gibi görünen pek çok yaşam koşulunun yaşamı ne denli zorladığını, onu büsbütün yabancılaştırdığını bilmek; bunlardan kurtulmakla yaşamanın ne denli temiz ve derin bir soluk gibi, benliğimizi saracağını duyumsamak hâlâ çok zordu. Bu yolda ilk adım korkularımızdan arınmaya başlamaktı. Savaşmak, direnmek gerekiyordu insansız, insafsız, sapı bizden kör baltalara karşı!
Heidegger’in “Düşünmek ne Demektir”de “Kaygı verici bu zamanda en çok kaygı veren şey, bizim henüz düşünmediğimizdir” dediği gibi, kaygı verici bu zamanda en çok kaygı veren şey aslında bizim henüz yaşamadığımızdı. Hayatı olmayı öğrenmek bir bakıma düşünmeyi öğrenmekti. Bağışlayabileceğimiz bir hukuk bunun için gereken özgürlüğün ve bilincin önüne duvar örmeyen bir hukuktu.
“Hayatı olmak” bundan böyle yeryüzü aklıyla düşünmek cesaretini göstermekti. Bu da bir Kant’ça ”sapere aude”ydi. Hayatın sürebilmesi için hayatı olmamız gerekiyordu.
***
Çıktı: Muharrem Kılıç, Özsellik ile Olgusallık Arasında Hukuk Kavramı. St. Thomas’ın Hukuk Kuramı Örnekleminde Doğal Hukuksal Bir Analiz, Ankara 2011; Kasım Akbaş, Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği, Ankara 2011

(Cumhuriyet Bilim Teknik 03.06.2011)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1437