Seçimler, ege denizinin iki yakası ve çipuralar

~ 18.02.2015, Bülent SOYLAN ~

Nihayet seçim “sath-ı mailine” yani “eğik düzlemine” girdik ve geleceğimizi kendi ellerimizle belirleyeceğimiz o kritik güne doğru yokuş aşağı yuvarlanmaya başladık artık ya…
Yunanistan’ın 25 Ocak 2015’de yapılan erken genel seçimlerinde “birleşik sol”un kazandığı zafere bakıp bakıp nasıl da iç çekiyoruz değil mi?
Türkiye’de yüreği sol için atanlar olarak nasıl da heyecanlandık hatta umutlandık bile…

Az buz başarı değil: 
2009’da % 4,60 olan oy oranını 2012 Mayısında %16,77'ye, aynı yılın Haziranında 26,9’a, 2015’te de 36,29’e yükseltti “deli”kanlı.

Syriza” yani Synaspismós Rhizospastikís Aristerás - Türkçesiyle Radikal Sol Koalisyon.
Ve… 41 yaşındaki liderleri “Alexis Tsipras

Adını hatırlayıp söylemek zor gelince “Çipura”dan aklıma gelsin diye düşünmüştüm. Zorlandığımda hala da öyle hatırlatırım kendime:
“Çipura”
Ortak denizimiz Ege’nin balığı.

Ama denizde yetişeni olacak… havuzda falan değil.
Denizin engin sularında dolaşacak; sığ sularda gezmeyecek, sadece “önüne konan yemle” beslenmemiş olacak.

Havuzda yetişeninde aynı lezzet yok çipuranın.
Görünüşte ikisi de aynı ama halk denizde yetişeni daha fazla beğeniyor bu nedenle.
Erbabı ilk görüşte farkı fark ediyor.
Bu deniz çipurası, o yetiştirme çipuradır diye…
*
Haziran 2015 seçimlerine hazırlanırken biz “solcu”larda bir iç çekiş:
 
“Ah bu seçimlerde biz de bir “Çipras” başarısı gösterebilsek, biz de “Syriza” efsanesi yaratabilsek!”

Neden olmasın?
Adamlarla yüz yıllardır aynı denize bakmadık mı?
Osmanlı’da 400 yıl birlikte yaşamadık mı?
Keyiflendik, aynı şarkıları söyledik; kızdık, aynı küfürleri etmedik mi?
Niye şimdi aynı şeyleri yapamayalım?
Farkımız ne?
*
Galiba en önemli fark Çipras’ın “radikal” söylemleri.
 
Birilerini arkandan mı sürükleyeceksin?
 
Söylemin radikal olacak; arkandan gelmeni istediklerinin aklından geçenleri, yüreğinde hissettiklerini söyleyeceksin cart diye.

Yıllarca önce, usta gazeteci Nezih Demirkent’in ağzından dinlemiştim: 
“Bir gazete” diyordu, “Okuyucusunun okumak istediğini yazmalı satabilmek için. Adam kaynanasından mı şikayetçi; elinde olsa gidip kadının kulağını mı ısırmak istiyor… Yazacaksın başlığa: “Kaynanasının kulağını nasıl da ısırdı” diye.” “Bir zamanlar hemen maç sonrası basılıp satılan bir futbol gazetesi çıkarıyorduk… adam statta maçı seyrediyor, çıkıyor dışarıya; bizim gazetede maçın haberini okuyor bir heyecanla.
Olay bu!”

*
Demek ki siyasette halkı sürükleyebilmenin iki temel şartından birisi “söylemi radikalleştirmek” ise, diğeri “doğrudan halkın duymak istediğini söylemek”.

Sağda biri var ve sen de ona alternatif olarak mı çıktın? O zaman otomatikman soldasındır.

“Devleti yönetmek ince iştir, bunu kitlelere hazmettirmek zor bir iş” mi diyorsun? 
Doğrudur ama, o zaman "az ve öz" şeyler söyleyeceksin o söyleyeceklerin de radikal olacak ki seçim hay-huyunda oraya buraya savrulmasın, havaya dağılmasın, insanların kafasına adeta “çakılsın”.

Ne diyor Çipras açık açık?
“AB’nin, IMF’in kemer sıkma politikalarına karşıyım. Onlara halkımı sıktırmayacağım.”
“Yoksulluk sınırı altında yaşayanlara elektrik ve ısınma hizmetini ücretsiz vereceğim”
 
“İhtiyacı olanlara gıda ve kira yardımı yapacağım”
“Sağlık ve emeklilik reformu yapacağım, ücretsiz sağlık hizmeti işini düzelteceğim, emekli maaşlarını arttıracağım”
“Yoksulluk sınırı altında olanlara ve işsizlere özel toplu taşıma kartı vereceğim”
“Ödenemeyecek banka borçlarını sileceğim”
“Asgari ücreti yükselteceğim”
“Bunları yaparken zenginleri %75’e kadar vergilendirip kaynak sağlayacağım”.

Yapabilir mi gerçekten?
Hani derler ya “Yağmasa da gürlüyor”
Bunların yapılabilmesi şüphesiz kolay değil.
 
Ama, bir şey net: Gayret bu doğrultuda olacak! Hem zaten halkın aklından geçenleri, duymak istediklerini söylüyor ya…
Gerisi Allah kerim.
Ha o söylemiş de yapamamış, ha halk istemiş ama olmamış.

Tam bir deniz çipurası bence.
Ne önünde bir balık çiftliğinin dalyanı olduğunu düşünüyor, ne tepesine inecek bir ağdan çekiniyor…
 
Koca denizlerin büyük balıklarından korkmadan, nereden yemleneceğini düşünmeden.

*
Bizde de, yani aynı denizin bu yakasında da olabilir mi böyle bir şey?

-Ama biz sayısız uluslararası anlaşmalarla bağlıyız
-Süper gücü halka sevdireceğiz dedik.
-“ABD, CHP’ye çok iyi bir partner olarak bakıyor, bakacak”
-“Arap Baharı’nda“Doğunun ve batının buluştuğu Türkiye'de, Arap ülkelerinden esen değişim rüzgarlarını hissediyor, tarihin bu dönüm noktasında Arap kardeşlerimizin özgür ve güvenli bir gelecek için attıkları cesur adımları destekliyoruz.”
-Türkiye’yi… Avrupa Birliği’nin tam üyesi olarak evrensel uygarlığı zenginleştirmeyi üstlendiğini, halkımıza ve tüm insanlığa beyan ve taahhüt ederiz!”
-Sağdan adam devşirelim, devşirelim de sağa oy verenler “meğerse bunların da bizimkilerden bir farkı yokmuş” desinler ve böylece solun oylarını arttıralım.
-İstenirse Altıok’un yanına kuş da konduralım.
….

Olmaz… 
Bu şartlarda bizim sahilimizde karşıdaki gibi bir şey olmaz, olamaz.
Elin oğlu oylarını katlayarak gelirken hiç de böyle şeylerden yola çıkmamış.
Havuz çipurası hiçbir zaman deniz çipurasının yerini tutmaz demiştik.
“Çipurayı havuzda yetiştirsem de olur” dersen olmaz, o zaman onun “aynalı sazan”dan bir farkı kalmaz.

Öyle olunca da:
“Beklerim her gün bu sâhillerde mahzûn böyle ben
Gün batar kuşlar döner dönmez bu yoldan beklenen”
 
deyip deyip daha yıllarca kendimize kahreder, kafa bulmak zorunda kalırız.

*
Bakın, bu işlerde “komşu”nun şimdi söylediklerini daha 90 yıl öncesinden söylemiş ve görüşünü çok “radikal” bir biçimde ifade etmiş olan büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk ne diyor:

“ …Milletin ve bilhassa ricalin (Yüksek makamlardakilerin) zihinleri tamamen bozulmuştur. 
Artık hayat bulmak için, hali iyileştirmek için, insan olmak için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler açılım buldu.
 
Halbuki hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin.
 
Tarih böyle bir hadise kaydetmemiştir…”

Ne dersiniz? Görünen köy kılavuz ister mi?
-Büyük önder bunları söylerken devlet yönetimi ve siyasette çok mu acemi ve dolayısıyla heyecanlıydı?
-Türkiye'nin bu günkünden daha zengin bir tarafı mı vardı?
-Karşısındaki devletlerin Türkiye hakkındaki niyetleri bu günden daha mı halisaneydi?
-Kapitalizm daha mı az vahşiydi?
Bir düşünsenize…

 

Bülent SOYLAN | Tüm Yazıları
Hits: 921