Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm

~ 15.01.2015, Fatih YAŞLI ~

Önce olan biteni hiç eğip bükmeden, en yalın, en sade haliyle bir kez daha hatırlatalım: Cihatçı militanlar, Paris’te bir mizah dergisini basıp, karikatüristleri, yazarları, çizerleri katletti.

Durum budur, karşımızda böyle bir gerçeklik vardır; bu cümlenin önüne arkasına “ama, fakat” koyarak konuşmak, olan biteni öyle ya da böyle meşrulaştırmaktır, katliamcı zihniyete sahip çıkmaktır.

Charlie Hebdo baskını günlerdir bizde de tartışılıyor, konuşuluyor.

Fakat bu tartışma, “yeni Türkiye”nin ruhuna uygun bir şekilde gerçekleşiyor.

İslamcı radikalizmin yükselişi, şiddeti kullanım biçimi, terörü nihilizmle sentezlemesi ve hem ülkemiz hem tüm dünya için arz ettiği tehlike değil; “İslamofobi” adlı bir “hayalet” konuşuluyor.

İslamofobi bir gerçekliktir evet; özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından Batı’da “yabancı düşmanlığı” giderek “Müslüman düşmanlığı”na dönüşmüş durumdadır, doğru.

Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı Avrupa ülkelerinde ırkçı-faşist akımlar yabancı düşmanlığıyla Müslüman düşmanlığını sentezlemekte, İslami radikalizmin yükselişini kendi ırkçı politikalarına malzeme etmektedirler; bu da doğru.

Fakat Charlie Hebdo gibi ırkçı grupların da hedefinde olan, anti-faşist ve muhalif bir mizah dergisine yönelik saldırıyı İslamofobiyle açıklamak, alenen hakikatin üzerini örtmeye çalışmak anlamına gelmektedir ve bu da riyakârlığın dik alasıdır!

Gelelim Türkiye’ye…

Anaokullarına dahi “değerler eğitimi” adı altında din dersinin konulduğu, hedefi siyasal ve toplumsal yaşayışı topyekûn bir şekilde dinselleştirmek olan bir zihniyetin yönetimi altında ve cihatçı terör tehdidini burnunun dibinde hisseden bir ülkede…

Charlie Hebdo saldırısının yansımalarını İslamofobi üzerinden tartışmak gerçekliği ters yüz etmek, hakikate takla attırmak değilse nedir?

Adlı adınca koyalım: Türkiye için asıl tehlike İslamofobi değil İslamofaşizmdir.

Sadece cihatçı terörün her an hedefi olabileceğimiz için değil, dinselleşmeyle otoriterleşmenin iç içe geçtiği bir rejim inşası bizzat iktidar eliyle yürütüldüğü için mevcuttur bu tehlike.

Ve bu rejime uygun bir “Sünni-Ulus” yaratılmak istendiği, dine dayalı bir kolektif kimlik inşası eğitimden sanata, medyadan siyasete yaşamın tüm alanında topluma dayatıldığı için mevcuttur böyle bir tehlike.

İşte bunun son örneği, Cumhuriyet gazetesinin Charlie Hebdo’nun son sayısında yer alan karikatürlerden bazılarını bir “seçki” olarak vermesiyle birlikte karşımıza çıkmıştır.

Haberin duyulmasının ardından Cumhuriyet, bırakın IŞİD’i, El Kaide’yi, iktidar partisinin tabanını oluşturan kesimlerden çok ciddi tehditler almıştır.

Yetmemiş, Cumhuriyet’i matbaadan alıp bayilere götürecek olan dağıtım kamyonları polis tarafından gecenin bir vakti ve mahkeme kararı olmaksızın durdurulmuş, yayınlanan karikatürler kontrol edilmiştir.

Milliyet yazarı Mehveş Evin’in Charlie Hebdo’yla ilgili yazısının gazete yönetimince yayınlanmaması, FOX TV aracının taşlanması, polisin “saldırıya uğrayabilirler” diyerek Cumhuriyet ve gazetemiz Yurt önünde tedbir alması, içinde bulunduğumuz durumun ne olduğunu ve kurulan rejimin karakterini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Rejimin karakteri buysa, toplumsal muhalefetin yığınağı nereye yapacağı, mücadele hattını nereye öreceği, nasıl güçlü, etkili ve ses getiren bir siyasi özne inşa edileceği bellidir.

Birleşik Haziran Hareketi’nin 11 Ocak günü Türkiye’nin dört bir yanında yaptığı “laik eğitim” eylemi işaret fişeğidir, oradan yürünecektir.

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 643