Gazeteciler kovulurken.

~ 15.12.2014, Nazım ALPMAN ~

Gazeteci Nail Güreli’nin kendine özgü pek çok özelliği vardır. Bunların başında herhalde “titizliği” gelir. İlgilendiği her konuda öncelikle titizdir.

Arşivciliği de işte bu titizliğinin bir ürünüdür. Çok hızlı okur, not alır, işaretler, keser ve saklar!

Sonraki yıllarda “Türkiye’de gazeteciliğin 2000’li yıllardaki hali nasıldı?” diye soracak olanlara Nail Güreli “neşeli” bir armağan hazırladı:

“Gazeteciler Gazetecileri Anlatıyor… Ve Kendilerini”

Ozan Yayınları’ndan çıkan bu adı uzun kendi kısa (145 Sayfa) kitapta bir ansiklopedi dolduracak zenginlikte gazeteci hikayesi yer alıyor. Hepsi de gerçek!

Çünkü kendileri yazmış. Nail Ağabey de kesip arşivlemiş. Ama en neşeli bölümlerinden seçip almış! Kendi de minik dokunuşlarla onları renklendirmiş. Mesela Fatih Altaylı bölümünde şöyle yazıyor:

“Fatih Altaylı denilince o kadar çok sıfat, nitelik, özellik akla gelir ki, sözcüklerin yetersiz kaldığını söylemek abartı sayılmaz.”

Nail Güreli, Altaylı’yı İzzet Çapa söyleşisinden yaptığı alıntılarla özetliyor:

“Bu bir megalomani mi bilmiyorum ama işini iyi yapanlardan olduğumu biliyorum!”

“Patronların gözünde işe yarar bir makineyiz sadece!”

“Modelimiz geçince yerimize yenisini koyacakları bir şeyiz. Sonrasında hurdayız!”

İzzet Çapa “Diyelim ki, bir gün masanıza ‘Kovuldun’ yazan bir mektup geldi” diye hain bir soru sorunca, Altaylı bunun mümkün olabileceğini söylerken olmaması için gerekli notları da düşüyor:

“Eski patronların çoğu gazetecilikten uzaktı. Turgay (Ciner) Bey gazeteciliği en iyi bilenidir!”

Kitapta gazetecilerin birbirlerine karşı söylediği o kadar çok şey var ki, okudukça vay canına diyorsunuz. Mesela Hasan Cemal “Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim” kitabını Yalçın Doğan’a şu ithaf yazısıyla yolluyor:

“Ulan Yalçın Doğan, artık senin kitap beklenecek, dostlukla öpüyorum.”

Yalçın Doğan da bu ithaflı kitabı köşesinde şu başlıkla tanıtıyor:

“Hasan ya ben de yazarsam…”

Senin canına okurum havası esen bu yazı Nail Abi’nin özeniyle kesilip saklanıyor ve tarihe armağan ediliyor.

Kitapta kimler yok ki? Rahmi Turan’dan Oya Baydar’a, Ataol Behramoğlu’dan Ece Temelkuran’a kadar geniş bir yelpaze oluşturuyorlar.

Gazetecilerin çoğu yazar geçer. Sonra da unutur. Bazıları ise unutmak ister. Nail Güreli buna izin vermez! Mehmet Barlas’ın “yanak okşaması” gibi olayları sektirmez. Öyle sıradan bir olay değil bu vaziyet: Barlas’ın okşadığı yanağın sahibi bugün artık bir Saraylı!

Nail Güreli Ağabey’imin bu kitabının ilk sayfasında büyük bir ayrıcalığın sahibi olmanın onurunu yaşadığımı itiraf etmeliyim. Belki sayfada okunmaz diye yazıyorum:

“Kitabımı ilk görme mutluluğu yaşatan Sevgili Nazım’a… 15 Kasım 2014-Göztepe.”

Basıldığı ilk gün Ozan Yayınlarından kitabı alıp evine teslim ettiğimde sanki ilk kitabı çıkmışçasına mutlu ve heyecanlıydı Nail Ağabey… Onun gazetecilik heyecanı hiç bitmeyen bir enerji kaynağıdır. Bu enerjiye içinde bulunduğumuz dönemde çok ihtiyacımız var:

-Özellikle de gazeteciler kovulurken!

***

Rüstem Batum’un sürprizi

Hakan Nordik

Geçen hafta Rüstem Batum “bir yakınımın” diyerek kitap yolladı:
“TEK”
Yazarı Hakan Nordik’in soyadında bir tuhaflık vardı ama neyse diyerek sayfalarını karıştırmaya başlayınca, iki gün elimden bırakamadım. Çok hızlı okuma temposuna sahip olmadığımı söyleyeyim de 445 sayfalık kitabın iki günde bitmesindeki yazar başarısını anlayın.
Kitap faili meçhuller ülkesinde geçen bir polisiye roman… Ama içinde neler yok ki?
Kitabı bitirince aradım Rüstem Batum’u ve bilmeceyi çözdüm:
-Hakan Nordik benim! dedi.
Şimdiye kadar neden hiç yazmamış olduğuna şaştım kaldım. 
Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 878