Tüm Sorunların Anası

~ 12.11.2014, Güray ÖZ ~

Kimi zaman ülkeyi ve o ülkenin insanlarını sarsan “temel sorunun” ne olduğu konusunda net bir fikre ulaştığımızı, analizlerimize sağlam bir zemin bulduğumuzu düşünebiliriz. Ama arada bir dönsek, bu “sağlam zemine” baksak ve mümkünse kuşkunun ışığında gözden geçirsek daha iyi olmaz mı?
Bugünlerde, aslında epeyce bir zamandır yaygın olan, her türlü tahlilimize zemin oluşturan fikir “Kürt sorununun tüm sorunların anası olduğu” fikridir.
Kürt ve Cemaat sorunlarında uzman olduğu kabul edilen Ruşen Çakır da aynı kanıda ve şöyle diyor: “Çözüm sürecinde belli bir tıkanmanın yaşandığı muhakkak. Eğer samimi olarak sürecin yoluna devam etmesini ve Türkiye’deki ‘tüm sorunların anası’ olan Kürt sorununu kalıcı bir şekilde çözmek istiyorsak, yaşanan sıkıntıları ve bunların kaynağını saptamamız, yani gerçekleri görüp onlarla yüzleşmemiz şart.”

***

“Çözüm süreci” tanımını, devlet-hükümet, Kürt siyasi hareketi ve hatta muhalefetin bir kesimi benimsediğine, MHP bile eski söylemlerini terk ettiğine göre gerçekle ilişkisi bakımından kimi sorunlar içerse de pratik olarak kullanmakta bir sakınca yok. Taraflar arasında görüşmelerin, “müzakerelerin” epeyce yol aldığı biliniyor. Şimdi ortaya çıkan tıkanmanın aşılacağının umulduğu, en azından tarafların bu konuda hiç değilse “niyet” olarak devam etme yanlısı oldukları da ortada. Çok boyutlu bu sorunun, demokratik bir şekilde çözülmesi memleket açısından da, tüm yurttaşlar; Türkler, Kürtler diğer etnik kesimler açısından da iyi olacaktır. Ama nasıl?

***

Her şeyden önce Kürt sorununun “tüm sorunların anası” olduğu doğru değildir. Türkiye’nin temel sorunu, sınıflar arasında politik olarak su yüzüne çıkmamış olduğu düşünülen mücadele ve demokrasi; yani eşitlik ve özgürlük sorunudur. Bu temel üzerinden hareket etmedikçe gündemde bulunan, kendini dayatan, ivedi çözüm isteyen sorunların çözülmesi ya da daha uygun bir tanımla ulus, halk, halklar, etnisiteler, sorunun tarafı olduğunu söyleyenler açısından, uzlaşmayla ya da uzlaşma olmaksızın bir sonuca bağlanması mümkün olmayacaktır. Kuşkusuz kimi “çözümler” ortaya çıkabilir, ama bunlar, temel sorunla; sınıflar arasındaki ilişkilerle bire bir bağlı özgürlük ve eşitlik sorunu ile ilişkilendirilemeyecek, elde edilebilecek “çözümler” sorunun bir başka düzeye taşınmasından başka bir şey olmayacaktır.
Bu nedenle Kürt sorununun çözümünün gerçek aktörüymüş izlenimini başarıyla uyandıran AKP’nin konumu, niyetleri, ülke ile ilgili plan ve projeleri dikkate alınmadan konu açıklığa kavuşturulamaz. AKP ile sorunun çözüleceğine inananların, özellikle de Kürt siyasetçilerin bu politikaları ihmal edilebilir bulmaları, her ne ise amaçları açısından da işe yarar bir tutum değildir.

***

Türkiye’nin sorunlarının anası, temel sorunu laiklik ve özgürlük, yani demokrasi sorunudur. Bu da sorunların gerçek tarafları gözden kaçırılmayacaksa, sınıflar arasındaki ilişki, yani mücadele ile ideolojik ve politik olarak sıkı sıkıya bağlıdır. AKP’nin bir “sorun çözücü” olarak kendini tanıtırken sola öfkelenmesinin, Gezicilere çatmasının, “her işe taş koyuyorlar” diye gittikçe genişleyen toplumsal muhalefeti hedef göstermesinin, sıkı rejim yöntemlerine başvurmasının, adalet mekanizmasını kendine bağlamasının nedeni de budur. Ve kuşkusuz laiklik; çünkü geniş kitleleri etkileyebilmenin ve cumhuriyet kazanımlarını sıfırlayabilmenin başlıca aracı dinin siyaseten kullanılması ise özgürlük ve eşitlik mücadelesinin de harcı, temel mottosu laiklik olacaktır. Laikliğin korunamadığı, özgürlük ve eşitliğin kazanılamadığı koşullarda öteki sorunların çözüleceği iddiası havada kalmaya mahkûmdur. İnsanları çok meşgul etse, gazete sayfaları onlarla dolu olsa, TV kanallarında çok bilmiş “uzmanlar” çözüp çözüp bağlasalar da bu böyledir.
O nedenle Kürt kardeşlerimiz kızmasınlar, otokratik yönetimlerle demokratik çözümler üretilemez.

Güray ÖZ | Tüm Yazıları
Hits: 600