"Davutoğlu'nun Mevlâna Çıkışı"na Giriş!

~ 19.05.2011, Nihat BEHRAM ~
Haberin başlığı “Davutoğlu’nun Mevlânâ Çıkışı”ydı. Haber başlığı iki açıdan dikkatimi çekti de okudum. Yoksa, hele ki bu Dışişleri Bakanı’nın, ‘balona üflese balon küsüp pörsür’ türünden söze dönmüş nefesi benim hiç mi hiç umrumda değil. İlkin, çıktıkları yerden indirmek işine kafa yorduğum için ‘çıkış’ sözü dikkatimi çekti. Sonra, Dışişleri Bakanlığı ile Mevlânâ’nın alâka derecesi. Fransızca’dan Türkçe argoya transfer değimiyle: ‘kel alâka’lığı!
Bilmem hangi duygunun sonucudur, bu Bakan’ın konuşmasından yürüyüşüne tavrı bana hep yengeci anımsatır. Sanmayın ki yengeci küçümsüyorum. Baygını olduğum canlılardan biridir. Ama Davutoğlu’ndaki yansıması bunaltıcı! Onun o yana bakar gibi yapıp bu yana konuşma tarzından mı, kumsalda her an girip yiteceği bir deliği olan yengeç gibi, her sözünü çabuk çabuk oraya buraya sokuşturma hünerinden mi geliyor bilmem, bana yengeci anımsatıyor.
Bu şahsı Batı televizyonlarında İngilizce konuşurken de biriki kez izledim. Türkçe’de yuvarlanır gibi de olsa nefes aralıklarıyla konuşan şahıs, İngilizce’de doldurulmuş bant sesiyle koşar adım nefessiz konuşuyordu. O hali de bana kekeme bir arkadaşımla yaşadığım bir olayı anımsatmıştı: Siyaset felsefesinin meraklısı bu arkadaşımla sahil boyu konuşa konuşa yürüyorduk. Heyecanı yükseldiği zaman kekemeliği arttığı için onu heyecanlandırmamaya özen gösteriyordum. O sırada iki turist kız, yanımıza yaklaşıp arkadaşıma İngilizce, ‘En yakın plaj nerde?’ diye sordular. İçimden, ‘Eyvah, şimdi heyecanı doruk olur, sözcükler iyice tıkanır ağzında!” diye geçiriyordun ki, arkadaşım aksamasız, pürüzsüz tertemiz akıcı bir dille plajı tarif etti. Kızlar gittikten sonra kekemelik sırası bana geçti! “Aaa...s...la..la..nım... se...sen bi..bi..ze... keke..ke..me.. num...ma..mara....ssıı mı yaaapı... yo...yorsssun?” diye sordum. Yine kekemece ve gayet masumane, “İngilizce’nin kekemecesini bilmediğini” söyledi!
Neyse, gelelim konumuza; bu Dışişleri Bakanı ‘Mevlânâ çıkışı’nı, yine ‘kel alâka’ sulama kanalları, park, bahçe gibi tesislerin açılışı için gittiği kendi seçim bölgesi Konya’da Mevlâna’nın türbesini ziyareti sırasında yapmış! Demiş ki: “Müzeye girer gibi huzura girmek o manevi havanın teneffüs edilmesini engelliyor. Hz. Mevlânâ’nın huzuruna edep ile girilmesi şarttır. Müzede Hz. Mevlânâ’ya ilişkin eserler de olsa odağın mutlaka türbe olması gerekir. Farklı unsurları bir araya getiren mekânlar olmamalı.” Tercümesiyle yüzelsel anlamı şu: Hani, müzeye başı kıçı açık edep dışı kılık kıyafette yerli yabancı turist falan giriyor, sesimizi çıkaramıyoruz da, türbeye girişte bu olmaz, onun için de türbe ile müze iki ayrı mekânda olmalı. Müze ve türbenin iç içe olduğu bu Mevlânâ mekânında bir ‘ucubelik’ var! Bu tercümenin derinliğine anlamı ise şu: Mevlâna hoşgörüsü dedikleri şey edep dışılığı da davet ediyor, törpülenmesi, hizaya getirilmesi, ‘örtünmesi’ gerekir!
Sen hele şunların örgütlenmelerine, ülkeye dağılmalarına, gittikleri her yerde müzeye, anıta yaklaşımlarına bak! Bu memleket ve dokusu, değerleri, tarihinin hiçbir döneminde böyle bir istilaya, böyle bir saldırıya, böyle bir didiklenmeye hedef olmadı.
Mevlânâ türbe ve müzesinin olduğu mekânı yılda 2 milyon insan geziyor. Bunun yarısına yakını yabancılar. Anadolu kültürünün çok önemli unsurlarından biri olan Mevlânâ, Anadolu denince bütün dünyada adı ilk akla gelenlerden. Ki onun sonsuz hoşgörü felsefesini simgeleyen şu çağrısı bütün dünyada bilinir: “ Gel, gel, ne olursan yine gel / İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, / Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, / Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”
Davutoğlu anlayışının can ve güç aldığı cemaatı rahatsız eden de bu sonsuz hoşgörü dokusu olmalı. Yani Mevlânâ’yı Mevlânâ yapan doku. Ona göre bu dokuda bir ‘ucubelik’ var, onu bozmak istiyor. Nakşileştirme hesapları sanki sadece Alevilere falan mı yönelik, Mevlevilik hesap dışı mı?
Mevlânâ’nın bir sözü şöyle: “Kargalar gülistanı işgal ettiklerinde bülbüller siner ve susar.” Bir diğerinde: “Eşekten şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı gereği otu beğenir.” Eşeğin aslını da ben çok mübarek bulur ve çok severim. Onun ota yönelmesi içten pazarlıklı olmasından değil içtenliğindendir. İçten pazarlık insana özgüdür, daha doğrusu insan kılıklı sahtesine.
Davutoğlu’nun Konya gezisine ilişkin haberlerin devamı da onun için aynı düzlemde doğal, bizim için aynı düzlemde ürpertici. Bölgede sünnet düğünleri ve haç karşılamaları için gelenekselleşmiş ‘Düğün Pilav Töreni’ bu kez Davutoğlu’nun ‘Sulama kanalı açılışı’ için düzenlenmiş! Pilav kazanlarının namazdan sonra duayla açıldığı alanda kadın erkek binlerce insan haremlik selamlık ayrı saflarda toplanmış. Ahmet Bey selamlık bölümde, eşi Sere Hanım haremlik bölümde yer almışlar! Dışışleri Bakanı olarak Hanya’da, Yanya’da nasıl yapıyor onu bilmem ama , iç işleri için gittiği Konya’da böyle yapmış!
Ahmet Bey, sulama kanallarından sonra başka açılışlarla başka eserlere de imza atıyor. Sözgelimi Hz. Hadimi’nin türbesinde dua edip Hadimi Parkı’nın açılışını yapıyor. Bu tören sırasında da, tıpkı Başbakan’ın yaptığı gibi o da konuşmasını Hz.Hatimi’den beyitlerle süslüyor. Hangi beyiti okuduğunu bilmiyorum ama büyük olasılık Hatimi’nin şu beyitidir: “Kamil odur ki koya her yerde bir eser / Eseri olmayanın yerinde yeller eser!”
Davutoğlu’nun, eserlerine eser kattığı Konya gezisinden sonra, ülkemizin Dışişleri Bakanı olarak kendisi olmasa da, onların adına kabine arkadaşı Başmüzakereci E. Bağış İngiltere’deki Kraliyet düğünü nedeniyle, balayına çıkma öncesinde Prens William’a üstünde “AB ye fındık Türkiye’ye üyelik” sloganı yazılı bir kutu fındık yolladı! Dışişlerinin Mevlâna müzesine takıntısı kadar, Egemen Bey’in Prens’e takısı da açıkçası ilgimi çekti! Yine de buna karışamayız, dış işleridir ve onların ‘uzmanlık’ alanınıdır.
“Davutoğlu’nun Mevlâna çıkışı”yla ilgili bir merakım da, Kültür Bakanı’nın tavrıydı! Yani şu ‘müzedeki edep dışılığın türbede olmaması için Mevlâna Müzesi ile Türbesini ayırma’ konusuna da ‘görevi’ gereği ‘rahatsızlık’ dipnotu düştü mü? Belki de, yoğun günden nedeniyle haber gözden kaçtığı için, o da ‘sıyırdım’ diye düşünmüştür!
Mevlânâ’nın şu sözü derin anlam içerir: “Aşk bir uçurumdan düşmek gibi bir şey, işte bu yüzden sevgiliye ‘yar’ denir!”
Mevlânâ’nın aşk yorumunu anıp da, ‘Mevlânâ aşkı’nı yorumlayan çoksatar yazarımızı anmadan olmaz! E.Şafak İngilizce yazdığı, Türkçe’de ‘Aşk’ adıyla çıkan kitabında, ‘dünyevi aşk’la ‘ilahi aşk’ı karşılaştırıyor ve birbirlerinin kalplerinde Allah’a ulaşan Mevlânâ - Şems aşkını gerçek aşkın yani ‘ilahi aşk’ın simgesi olarak yorumluyordu. Fethullah Hocaefendi’nin de bunun böyle yorumlanmasını istediğinden kuşkum yok. Zaten gelişme yapısına böylesi konuları sığdıramayacağını bilen yazarımız da, Mevlânâ’yı yorumlarken, genç yaşına Harvard’da ‘Amerikan Dış Politikası ve Ortadoğu İlişkileri’ konulu lisanüstü eğitim, 10 yıl Zaman Gazetesi’nde yöneticilik, Referans Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü, ‘Türk Osmanlı geleneğinde bir beste’ diye sunulan “Fethullah Gülen Hocaefendi İle Ufuk Turu” adlı ‘devasa’ bir eser, Hürriyet haber Koordinatörlüğü sığdırmış, şimdilerde ise ‘sol’ gazete çıkarma işini üstlenip Radikal Genel Yayın Yönetmenliği yapan Hocaefendi hayranı eşi Eyüp Can’ın kendisine yardım ettiğini itiraf ediyordu.
Bu işler dolambaçlı işler. İnsan girdimi kaybolur. Sakın, “Mevlânâ’nın türbesine ‘edep dışı’ girişleri engellemeye çalışan Dışişleri Bakanımızla, Mevlâna’yı yorumlayan çoksatar yazarımız aynı bütünün parçaları olmasın” diye sormayın. Bu işlerde bir ekşilik, nakşilik aramayın, dolambaçta kaybolursunuz.
Mevlânâ şöyle demiş: “Sana kötülük yapanı ona iyilik yaparak cezalandır!” İşte ben de “Davutoğlu’nun çıkışı”na ‘giriş’ yazdım. Ona bundan büyük iyilik mi olur?

(SolHaber 19.05.2011)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 2304