HUKUK DEVLETİ

~ 10.02.2011, Av. Reha TAŞKESEN ~

“Mahkumiyetim “Atinalılar için bir utanç” olacaktır.”

Sokrat

 

Mehmet Ali Çelebi 29 aydır tutukludur!

 

Mehmet Ali Çelebi’nin “Hizb ut-Tahrir” örgütüne sızma talimatı ile hareket ettiği ileri sürülmektedir[1]!

 

Mehmet Ali Çelebi’nin cep telefonuna “Hizb ut-Tahrir” ile ilintili 139 kişinin telefon numaralarının 1 dakika 1 saniye içerisinde yüklendiği “Bilirkişi Raporu” ile saptanmıştır.

 

Mehmet Ali Çelebi’nin cep telefonuna bu yüklemenin “sehven” yani yanlışlıkla yapıldığı resmi makamlar tarafından açıklanmıştır!

 

Mehmet Ali Çelebi “Mustafa Kemal” ülküsü ile yetişmiş bir gençtir!

 

Mehmet Ali Çelebi adalet bekleyen önce bir insandır, sonra da bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır!

 

Bazı davaların onyıllarca hatta yüzyıllarca bir ülkenin yargı erkinin olumsuz şekilde anılmasına neden olduğunu biliyoruz. Bu davalar evrensel ölçekte o ülkenin mahkum edilmesine neden olabilmiştir. Devlet örgütünün “Hukuk Devleti” düzeyine doğru evrimleşme sürecinde bu davalar, o ülkenin adalet tarihinde kara bir leke olarak iz bırakmıştır[2].

 

“Hukuk Devleti” olabilmenin en önemli işareti adalet sisteminin kusursuz ve insan onuruna hasar vermeden işleyebilmesidir. Savcıların, avukatların ve hakimlerin en önemli sorumlulukları adalete uygun örnek söylem ve eylemler geliştirebilmeleridir. Ülkelerinin doğru tanınmasında ve iyi anılmasında belki de en önemli sorumluluk hukuk emekçilerine düşmektedir.

 

Genellikle demokratik ve hukuki zeminden uzak kalınan dönemlerde yükselme eğilimi gösteren siyasi davaların mağdurları çoğu zaman suçsuz ve zavallı insanlar olabilmektedir. Yıllarca süren bu siyasi davalar zaman süreci içerisinde unutulup gitmektedir[3]. Oysa ki; devlet ile haksız suçlamalar arasında sıkışan bu suçsuz ve zavallı insanların masumiyetlerinin karara bağlanması adaletin onur sorunu olarak her zaman karşımızda durmaktadır. Önemli olan da bu gerçeğin ayırtına varabilmektir.

Alfred Dreyfus Fransız Ordusu’nda bir yüzbaşıdır. Haksız bir suçlamaya maruz kalmış ve yaşamının 12 yılını hapishanede geçirmiştir. 12 yıl sonra Fransız Devleti kendisinden özür dilemiş ve Fransız Ordusu’na geri dönmüştür. Dreyfus olayı ve Dreyfus davası Fransa Adalet Tarihi bakımından bir kara leke olarak anılmaktadır[4].

 

Mehmet Ali Çelebi 29 ay tutuklu bulunduğu süre içerisinde aklanmak adına olağanüstü bir çaba göstermiştir. Ancak, sessiz çığlıklarına hiçbir kişi ve makam tarafından bir yanıt alamamıştır. “Bilirkişi Raporu” bir anda gündeme gelmiş ve de bir şamar gibi duyarsız kalan bütün çevreler üzerinde derin etki yaratmıştır. Görsel ve yazılı basında yer alan bu önemli hukuksal aşama siyasi partiler için de gündem oluşturmuştur[5].

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına tarihe ne şekilde bir not düşüleceği merakla beklenmektedir.

 

Mehmet Ali Çelebi ile ilgili ortaya konulacak yaklaşım, adalet bekleyen bütün sanıklar için de bir umut ışığı olabilecektir.

 

Türkiye, “Hukuk Devleti” ile “Hukuksuz Devlet” yol ayrımındadır.

 

Yıllar sonra verilecek doğru karar hasar gören insan onurunu onarmak için geç olacaktır.

 

Doğru zamanda doğru karar devlet onuru için hem bir sorumluluktur hem de bir zorunluluktur. “Hukuk Devleti” olmanın da şiarıdır.

 

Asker Mehmet Ali Çelebi “adil yargılanma hakkını” kullanmak ve adalet istemektedir[6].

 

 

 

Av.Reha Taşkesen

Ankara, 10.2.2011


[1]

Hizb ut-Tahrir al-İslami (İslami Kurtuluş Partisi/Party of Islamic Liberation), 1953 yılında Takuiddin an-Nahbani tarafından Kudüs’te kurulmuş siyasi bir örgüttür. Bütün Müslüman ülkelerin bir İslam Devleti şeklinde ve/ya da bir Halife başkanlığında bir araya gelmesi amacına yönelik olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Balkanlar’dan Hindistan’a, Kafkasya’dan orta Afrika’ya kadar uzanan bir coğrafyayı çalışma alanı olarak belirlemiştir.

[2] Her ülkenin “Adalet Tarihi” bu tür davalara sahip bulunmaktadır. “Sokrat Davası”, “Dreyfus Davası”, “Rosenbergler Davası” akla gelenlerdir.

[3] Bir dönem gündemden düşmeyen “Dev-Yol Davası” bir örnektir. Bugün unutulmuştur. Ancak, dava da devam etmektedir. Yargıtay 11. Ceza dairesi 27 yıl süren davada Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı (20 sanık hakkında müebbet, 2 sanık hakkında 16 yıl 8 ay hapis) “sanıklara yeteri kadar savunma hakkı verilmediği” gerekçesiyle 10.7.2010 tarihinde bozmuştur. 27 yıl sonra verilen bu karar adalet adına olumlu ancak “adil yargılanma hakkı” bakımından da olumsuz bir örnek olarak adalet tarihine geçmiş bulunmaktadır.

[4] Dreyfus Olayı: Bir Ulusal Skandal (The Dreyfus Affair: A National Scandal), Betty Schechter, Houghton Mifflin Basımevi, Boston, 1965, “1894 ve son kararın verildiği 1906 yılları arasında yaşananlar nedeniyle Dreyfus Olayı Fransa Cumhuriyeti’ni derinden sarsmış ve Fransız Ulusu’nun mevcudiyetini sorgulanır hale getirmiştir” (However, in the years between the event of 1894 and the final resolution in 1906 there was also the Dreyfus AFFAIR which rocked the French Republic to its core and threatened the very existence of the nation).

[5] Vatan, 29.1.2011, Kamuoyu Mehmet Ali Çelebi’nin cep telefonuna büyük bir maharetle ve kısa süre içerisinde adresler yüklenmesinin şaşkınlığını yaşarken bir “sehven” olayı daha gündeme düşmüştür. Danıştay saldırısı nedeniyle yargılanan Alpaslan Alpaslan’ın Motorla V300 model cep telefonunda bulunan 5 binin üzerinde e-posta adresinin sonradan yüklendiği şüphesi ortaya çıkmıştır. Mobil İletişim Sistemleri ve İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Caner Özgül “bu tip telefonlara sadece bin e-posta adresi yüklenebileceğini, 5 bin e-posta adresi bulunmasının olağan bir durum olmayacağını” ifade etmiştir.

[6] İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi (Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms), m6. “dürüst, açık, makul süre içerisinde, kanun ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından” (fair and public hearing within a reasonable time by an independent and impartial tribunal established by law).

Av. Reha TAŞKESEN | Tüm Yazıları
Hits: 2472