Halifelik Neden Kaldırıldı?

~ 17.09.2014, Mine KIRIKKANAT ~

Halifeliğin, yüce bir dini otorite olmaktan çok bir hükümet, bir devlet şekli olduğunun açık işaretleri 910’da orta çıkar. Abbasi Devleti devam ederken, Şiiler Fatımi Devleti’ni kurarlar. Devletin ismi, Hz. Ali’nin eşi Fatma’dan gelmektedir.
929 yılında hem Abbasiler hem Fatımiler varlıklarını sürdürürken, yani iki ayrı halifelik varken, bir üçüncü halifelik ortaya çıkar. Endülüs Emevi Devleti’nin hükümdarı III. Abdurrahman da İspanya’da halifeliğini ilan eder.
Bu örneklerin de açıkça gösterdiği gibi hilafet kurumu, kurulduğu yıllardan itibaren İslam dünyasının birliğini tesis edememiş, tersine yeni anlaşmazlıklara yol açmıştır.
Endülüs Emevi hanedanı 1013’te, Fatımiler de 1071’de yıkılınca, Abbasi Devleti hilafeti üstlenmekte 1258 yılına kadar tek başına kalır. Moğollar 1258’de Bağdat’ı ele geçirince Abbasi Devleti ve hilafeti de sona erer.
Bu arada İslam dünyası üç yıl halifesiz kalır. Bağdat’tan kaçıp Şam’a sığınan El Muntasır (Ahmet), Kölemen (Memluk) Sultanı Baybars’ın çağrısı üzerine Mısır’a sığınıp orada kendisini halife ilan edince, hilafet makamı İslam dünyasına geri döner. Mısır’daki siyasi otorite, yani Kölemenlerin hükümdarı Baybars dünya işlerini, halife de din işlerini üstlenir. Bu olayla ilk kez, hilafet dünya işlerinden az da olsa ayrılmıştır.

***

Mekke şerifi Ebu Numeyye’nin Halife El Muntasır’a biat etmesi Memluk hâkimiyetini Hicaz’a taşır. Bundan sonra Hicaz, Memluk Sultanlığı’na bağımlı hale gelir. Memluklar “mukaddes yerleri” koruma ve hac işlerini, idarenin saygınlığını ve sağladığı avantajları elde ederler.
Halife El Muntasır, Bağdat’ı kurtarmak için Sultan Baybars’la birlikte Şam’a geçer. Ancak Baybars’ın aniden geri dönmesiyle tek başına kalan Muntasır, Moğol valisiyle giriştiği çatışmada öldürülür. Bu olaydan bir süre sonra Abbasi ailesinden Ahmet isimli bir başka şehzadeyi “El Hakim” lakabıyla halife ilan eden Baybars, siyasal otoritesi için yeniden manevi destek kazanmayı başarır.
Mısır’da, Abbasiler döneminde (1261-1517) on yedi halife hilafet makamına çıkar. Siyasi yetkileri olmayan halifelerin isimleri sikke ve hutbelerde Memluk sultanlarının isimleriyle birlikte zikredilir. Bu dönemde halifeler sadece dini maksatlarla vakfedilmiş mal ve mülkleri idare ediyor, yeni bir hükümdar tahta geçtiği zaman belli törenlere katılmıyorlardı.
Görünürde halifeye her türlü itibar gösteriliyordu, ama aslında o Kahire’de esirdi. Yaklaşık 250 yıl boyunca hilafet makamı Mısır’da kalmıştır.

***

Hilafet kurumunun Mısır’da olması, yani Memluk sultanlarının uhdesinde bulunması, diğer İslam devletlerinin Mısır’ın hükümranlığını tanıdığı anlamına gelmemiştir. Hilafet, dönemin algısına göre güçlü olan kişinin, otoritenin İslam dünyasını yönetmek için sahip olmak istediği bir araç konumuna itilmiştir.
Hilafetin sonraki sahibi Osmanlı Devleti ile önceki sahibi Memlukların yıllarca birbirine karşı savaştığı düşünülürse, hilafet kurumunun Müslümanlar arasındaki birlikteliği sağlamak şöyle dursun, savaşları dahi engelleyemediği görülür. Nitekim Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim, 1517’de Mısır’ı fethettiği zaman Kölemenler devletine son verdiği gibi hilafeti de uhdesine almıştı. Böylece, uzun yıllar sonra hilafet ve dünya işleri Osmanlı ailesinden gelen Osmanlı sultanlarının şahsında yeniden birleşti.
Tarihçi Mahmut Goloğlu’nun da belirttiği gibi, “Osmanlı padişahları sadece kendi ülkelerindeki Müslümanların halifesiydiler. Yani bütün dünya Müslümanlarının halifesi hiç olmadılar”.* * Cüneyt Akalın’ın “Halifelik Neden Kaldırıldı?” başlıklı tarih kitabından alıntıdır. (Kaynak Yayınları, 2014)

***

Y.N. Türkiye’nin ortaçağ referanslarıyla geçmişin karanlığına sürüklendiği günümüzde, yukarda alıntı yaptığım inceleme, dikkatle okunması gereken bir kitap. Çünkü elektrik ve lazer ışığı dahil, insanlığı aydınlatan her tür ve yöntem, bilgiyle bulunmuştur.

G NOKTASI
ARKAİK BİR GEZGİNİN İSTANBUL PİŞMANLIĞI
En iyi arkadaşım
Truva’lı bir gemiciydi
Güneş çiçekleri taşırdı
İonia adalarına
Mısırlılarla trampa yapıp gündüzleri
rüzgârları takas ederdik
geceler ve yıldızlardan dört binyıl sonra
şaşırdım İstanbul’a
yok olmuş agoralar
arabalı köleler dolaşıyor yollarda
kör kuyular gökleri delip gitmiş
diplerinde genç ölülerin kanları
büyük küçük firavunlar
ormanları yemişler
saklanıyorlar saraylarında
martısız balıksız çöl yapmışlar
denizlerden
zulüm ve kan dağıtıyor
adaletleri
üzerlerindeki gökyüzü kokuyor
sindirmişler insanları
hırsız tilkilerin
elleri sinmiş emellerine
dört binyıl sonra
keşke uğramasaydım
İstanbul’a.
A. KADRİ ERGİN

“Ülkem dünyadır, dinim iyilik yapmak!”
THOMAS PAINE  

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 1088