12 Eylül işçi katliamlarıyla sürüyor

~ 11.09.2014, Nazım ALPMAN ~

Görünürde iş başındaki Süleyman Demirel Hükümetine karşı yapılmıştı

NAZIM ALPMAN

KANLI BETON!

Görünürde iş başındaki Süleyman Demirel Hükümetine karşı yapılmıştı. Askerler  12 Eylül 1980’de seçimle iş başına gelmiş Adalet Partisi azınlık hükümetini devirdiler.

Ama askeri cunta ilk iş olarak şu “parlak”  icraatı yaptı:

-İşçiler istifa halinde kıdem tazminatı alamazlar!

Bu satırların yazarı, o darbenin liderine (Kenan Evren) sormuştu:

-Siz yaygın anarşi ve terör gerekçesiyle müdahale ettiğinizi söylemiştiniz. İlk olarak kıdem tazminatlarını yasakladınız. Acaba kıdem tazminatları mı yüzünden, terör yaygınlaşıyordu?

General Evren gayet sakin “yok, öyle değil” demişti:

-O zaman biz her şeyi durdurmuştuk. Yeni şeyler yapacaktık… O yüzden öyle oldu.

Bu konu üzerine birkaç soru daha yöneltince Evren bunalmış ve kestirip atmıştı:

-Ne bileyim? Getirmişler imzalamışız!..

Kimlerin getirdiği ise hiç de meçhul değil. Dönemin Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Halit Narin sıcağı sıcağına demişti ki:

-20 yıldır onlar (işçiler) güldü, biz ağladık!..

Narin’in sözünü ettiği 20 yıl, 1963 ile 1980 arasındaki grevli toplu sözleşme yapma dönemidir. Hepi topu 17 yıl!.. DİSK’in geliştirdiği sınıf sendikacılığı temelinde işçi ücretlerinin en yüksek düzeye çıktığı kısa dönem…

Halit Narin bu süreyi işverenler açısından ağlama yılları olarak tanımlıyordu. Grevsiz, toplu sözleşmesiz ve sendikasız darbe dönemini de kendilerinin gülecekleri yeni bir eşik olarak anımsatıyordu.

Öncesi de var… DİSK’e bağlı Tekstil Sendikası grevdeki 40 bin işçi için Tekstil İşverenleri Sendikası ile 12 Eylül 1980 Cuma günü anlaşma sağlamıştı. Sözleşmenin metinleri imzalanıyordu.

Tam o sırada Halit Narin’e bir telefon geliyor, kendi odasına gidiyor. Dönüşte sendikacılara diyor ki:

-Arkadaşlar, biz zaten bu sözleşmeyi yarın açıklayacağız. Çok yorulduk. Yarın sabaha bırakalım imza işini…

Halit Narin’in “durduran” telefon geldiğinde saatler 20.00’yi gösteriyordu. Herkes evlere dağıldı. Ertesi gün Tekstil Sendikası’nın yöneticileri idamla yargılanmak üzere aranır hale geldiler!

Askerler darbenin haberini uçurmuşlardı!

Bu anekdotu Tekstil Başkanı Rıdvan Budak, İZ TV’de yayınlanan “12 Eylül’ün kendisi: General Evren” belgeselimize anlatmıştı.

Halit Narin ise aynı belgeselin çekimlerinde imzayı ertelediğini inkar etmemişti!

12 Eylül üzerinden 34 yıl geçmesine karşın en haşin biçimiyle sürüyor. Darbe siyasi iktidara karşı değil, işçi-emekçilere karşı yapılmıştı. Onların örgütlü güçleri darmadağın edildi. Sadece işçilerin haklarını korudukları için DİSK yöneticileri idam istemiyle yargılandılar. Eğer uluslararası dayanışma olmasaydı idamlar infaz edilecekti!

12 Eylül’ün sürdüğünün en büyük kanıtı her gün can veren işçilerin kanlı tabutlarıyla daha net görülebiliyor.

Kurşuna dizmekten beter bir çalışma düzeni geliştirdiler. İşçilerin öldüğü her olayı “NORMAL” diye açıklıyorlar.

AKP, 12 Eylül ürünü bir partidir. Askerler darbe yıllarında solun üzerinden silindirle geçerek, toplamsal hayatı İslamcılara açtılar. Darbenin önderi Kenan Evren, Kuran’dan ayetler okuyarak ne kadar dindar olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Anlattı!

Şimdi iktidarda İslamcılığı askerlerden çok daha iyi uygulayan bir siyasi parti var. Onların başlattığı işçi sınıfı düşmanlığını da askerlerden daha iyi yapıyorlar. Askerler kendileriyle ne kadar iftihar etseler azdır. AKP’nin önünü dozerlerle açtılar. Onlar da ellerini kollarını sallayarak yürüyorlar. Arkalarında ise bedenleri parçalanmış binlerce işçi bırakıyorlar. Üzerlerine de inşaatlardan artanları döküyorlar:

-Kanlı beton!   

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 1103