Hani Bunun İlk Sahibi?

~ 28.08.2014, Ali SİRMEN ~

Ne zaman bir yazar siyasal iktidarın baskısıyla susturulsa yüreğim burkulur ve herkes susturulan gazeteciye bakarken, ben ise aksine okuruna bakarım “ne yapacak?” diye.
Çünkü asıl izlenmesi gereken yazar değildir, halktır.
Erol Manisalı Hoca “Sansür Özdil’e Değil Halka” başlıklı pazartesi günkü yazısında bunun nedenini şöyle açıklıyor:
-Yılmaz Özdil’in makalesinin sansür edilmesi halkın iradesine vurulmuş bir darbedir.
Kaç kez yazıldı, söylendi, yeniden tekrara gerek var mı?
Basın özgürlüğü aslında, halkın haber alma özgürlüğüdür. Yani özgürlüğün asli sahibi halktır, gazeteci değil. Hakkın hukukun asıl sahibi kamuoyudur, halktır; gazeteci bir vesiledir, kullandığı hak da veâaleten kullanılmaktadır.
Erol Hoca da her zamanki eğitici ve keyif verici biçemiyle bu gerçeği dile getiriyor .
Onu okurken, aklıma Yunus Emre’nin bir beyiti geldi:
“Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi?”
Konumuza gelince bunu azıcık değiştirerek şu hale sokabiliriz:
“Hak sahibi hukuk sahibi
Hani bunun ilk sahibi?”

***

Doğrusu, böyle yaklaşınca Yılmaz Özdil olayında değişik bir bakış açısına erişiyorsunuz.
Öyle ya hak ve özgürlüğün asıl sahibi, gazeteci veya köşe yazarı değil halk olduğuna göre, asıl hakkı zayi olanın, hukuku ihlal edilenin ortaya fırlayıp “hey ne oluyoruz!” demesi gerekmez mi?
Yani basın özgürlüğünün asıl sahibi olan halkın sesini yükseltmesi gerekirken o cenahta tıs yok; asiller susuyor, ortada ne kadar bağırıp çağıran varsa vekiller!
Kusura bakmayın ama bana bu durumda bir tuhaflık var gibi geliyor.
Gazete sütunlarında ve çevremde de yine pek katılamadığım kimi yorumlara rastladım. Yılmaz Özdil’in kaçıncı olay olduğu hatırlatılıyor ve basın özgürlüğüne saygı göstermediği için Hürriyet’in patronu Aydın Doğan suçlanıyordu.
Bu yorumları görünce elimde olmadan kendi kendime sordum:
- Basın özgürlüğünün esas sahibi olan, ona karşı olduğunu ilan eden kişiyi iki hafta önce cumhurbaşkanı seçtikten sonra Aydın Doğan’a ne yapmak düşer?
Gerçekten de halk yarıdan fazla oyla, tereddüde yer bırakmayacak açıklıkla, daha ilk turda basın özgürlüğüne karşı olan kişiye onay vermişse, Aydın Doğan hangi cüretle çıkıp da şunu söyleyebilir:
- Hayır siz anlamazsınız, basına baskıyı oylarınızla onaylasanız bile, onu servetimi de tehlikeye atarak yine de gerekirse siz hak sahiplerine karşı da savunacağım!

***

Demokratlık mı olur böyle bir davranış yoksa küstahlık mı, ne dersiniz?
Halkın kendi talep etmediği bir şeyi halka zorla sunmaya kalkmaya ne denir?
Bu konuda çok utanç duyduğum bir dersi, Başbakan iken Tansu Çiller’den almıştım.
Bir toplantıda sohbet ederken, biraz da insan haklarına öncelik vermesini önerdiğimde aynen şunları söylemişti:
- İnanın ben de çok istiyorum. Ah biraz da halktan bu yönde talep gelse!
Siyaset dünyasında da, basın âleminde de arz ve talep yasaları egemendir.
Yani siyasetçi, sürekli olarak toplulukların basın özgürlüğü taleplerine muhatap olsa, basın özgürlüğünü çiğnemeye cüret edemez.
Aynı şekilde, gazetenin patronu, siyasi iktidar karşısında biat etmeyen yazarları işten attığı takdirde gazetelerini bir daha satamasa böyle bir şeye tevessül edemez.
Şöyle bir hatırlayın; Yılmaz Özdil, siyasi iktidar karşısındaki tavrı dolayısıyla Hürriyet’ten ayrılma durumunda kalan kaçıncı gazetecidir?
Emin Çölaşan, Bekir Yıldız, Özdemir İnce, Cüneyt Ülsever ve daha niceleri, hep, Tayyip’e ters düştükleri için gittiler de Hürriyet’e ne oldu?
Bir gazete yazarı olarak burada şöyle bir ikilemle karşı karşıyayım:
- Vekil asil için asilin istemediği bir talepte bulunabilir mi? Asil, bir şey istemiyorsa, vekile ne halt yemek düşer?
Evet hani bunun ilk sahibi?  

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 893