Çılgın ve Özgür

~ 06.08.2014, Mine KIRIKKANAT ~

“Neyzen ve yanındakiler bazı akşamlar, Sirkeci’deki istasyon gazinosunda ya da Güneş Kıraathanesi’nde sohbet ederlerken gündeme günün sorunları da geliyordu. Abdülhamit’in baskılarından yakınıyorlardı. Toplantılara katılanlar arasında, sonradan ünlü bir tarih romanı yazarı olan bir genç de vardı. Neyzen ve arkadaşları, onu hiç adam yerine koymuyorlardı.
Bu tarihçi Neyzen’i hiç sevmiyor ve durmadan ona takılıyordu. Gencin jurnalciliği çok geç anlaşıldı. Neyzen 35 kez jurnal edildiğini öğrenince şaştı kaldı. Gencin anasına avradına saydı sövdü ama neye yarar, Neyzen tutuklandı ve tam 15 gün nezarethanede kaldı. Neden sonra birkaç dostunun yardımıyla delikten kurtuldu. Ama artık huzuru kalmamıştı.
Peşine her gün sivil polislar, jurnalciler takılıyordu. Neyzen kimlerle konuşuyor, nerelere gidiyor, hepsini izliyorlardı. Artık herkes Neyzen’den kaçıyordu. Çünkü o fişlenmiş bir adamdı. Yaşam çekilmez oldu.
Yine böyle günlerden birinde Neyzen, Fevziye Kıraathanesi’nde birkaç arkadaşıyla oturmuş yârenlik ediyor, zaman zaman da ney üflüyordu. Kahvede içki yoktu. Neyzen ayık durumdaydı. Keyfi yerindeydi, espriler yapıyor ve sırası gelince de kendine özgü bir dille iktidara iltifatlar yağdırıyordu.

***

İşte o gün içeriye bir müfettiş, bir komiser, birkaç zaptiye ve iki hafiye girdi. Neyzen’i tanıdıkları belliydi. Başlarındaki müfettiş:
‘Kalk efendi!’ dedi. ‘Seni zaptiye nezaretine götüreceğiz.’
‘Ne olmuş ki?’
‘Daha ne olsun. Burada her gün zatı şahaneye hakaret etmek küstahlığını gösteriyormuşsun, alçak herif!’
Neyzen bu sözler kendisine değilmiş gibi hiç yerinden kımıldamadı. Kahvedeki dostları da olayı telaşla izliyorlardı. Bu kez de komiser ve zaptiyeler:
‘Yürü ulan, seni tutuklamaya geldik!’ diye Neyzen’in kollarına yapıştılar.
O ise büyük bir soğukkanlılıkla: ‘Siz beni şuradan şuraya götüremezsiniz! Padişahım çok yaşa! Şevketinle çok yaşa!’ diye haykırdı.
Zaptiyeler şaşkına döndüler. Onlar da hep bir ağızdan, ‘Padişahım çok yaşa!’ diye haykırmaya başladılar. Bütün kahve halkı, ‘Padişahım çok yaşa!’ diye bağırıyordu.
Neyzen bu kez:‘Müfettiş Bey, siz Padişah efendimize hürmette kusur ediyorsunuz. Niye sesiniz çıkmıyor’ diye gürledi.
Müfettiş Bey kendini toplamakta gecikmedi, o da ‘Padişahım çok yaşa!’ diye bağırmak zorunda kaldı.
Neyzen, kollarını tutanlara dönüp ‘Ya siz, zaptiye efendiler, Padişahınızın sağlığına dua eden birini tutuklamaya utanmıyor musunuz’ diye sordu.
Zaptiyeler, Neyzen’i bırakarak: ‘O nasıl söz Tevfik Efendi? Allah Padişahımızı başımızdan eksik etmesin. Padişahım çok yaşa, bin yaşa, binler yaşa!’ diye haykırışa geçtiler.
Bu durum karşısında müfettiş Neyzen’e dönerek:
‘Bir yanlışlık olmuş. Haksız yere sizi jurnal etmişler,’ diye kapıya doğru yürüdü. Zaptiyeler ve hafiyeler de şaşkınlıkla onu izlediler.

***

Yine o günlerin birinde, Neyzen bir meyhanede kafayı bulduktan sonra gece yarısı sokağa fırladı ve başladı küfürler savurmaya. Mahalle halkı pencerelere koştu. Mahalle bekçisi onu yakalamaya kalktı, ama kolay değildi. Karakola koşup yardım istedi.
Komiser, hemen iki zaptiye alıp olay yerine gitti: ‘Ulan sarhoş herif! Ne hakkın var rezalet çıkarıp mahalle halkını uyandırmaya? Sen kimsin lan!’
‘Komiser Bey, sen beni nasıl tanımazsın, ben sadrazamım!’
Komiser bir an durakladı, ama hemen kendini toparlayıp zaptiyelere, ‘Götürün şu herifi!’ dedi. Zaptiyeler Neyzen’i yaka paça karakola götürdüler.
O yine, ‘Ben sadrazamım! Beni tutamazsınız’ diye bağırıp duruyordu. Sonunda sızıp uyudu.
İki saat sonra olan biteni anımsayınca, ‘Hay Allah, yine ne haltlar karıştırmışım. Sadrazamlık beş para etmiyormuş’ diyerek komiserin odasına koştu:
‘Komiser Bey’ dedi, ‘Ben sadrazamlıktan istifa ettim!’
Kendisini koyverdiler(*).
(*) Hıfzı Topuzun “Çılgın ve Özgür/Neyzen Tevfik’in Romanı” (Remzi Kitabevi, 2014) kitabından alıntıdır.

***

Türk yazınında çok önemli belgesellere imza atan Hıfzı Topuz’un akıcı ve sade dilinden Neyzen Tevfik’in yaşamöyküsünü okumak, müthiş bir kazanım; yer yer eğlenceli, bazen hüzünlü, gerçek bir keyif!
Üstelik Neyzen’in uzun sayılacak ömründe başına gelenleri okudukça, yaşadığımız coğrafyanın salt “istibdat geçmişi”ne dönmüyor, “istibdat geleceği”ne de yolculuk ediyorsunuz.
Bu topraklarda özgür kişilikler, kapkaranlık gökyüzünde dağınık yıldızlar gibi açılıp kapanan kısa parantezler. Eşya daima aslına, halk köleye, köle hafiyeye, devlet sultaya, zaten sultacı da sultana dönüşüyor. Üstelik gelen gideni aratıyor. Erdoğan’ın Abdülhamit’e rahmet okutmasını beklerken doğruyu söyleyenlere çılgın, çılgınlığa da özgürlük deniyor.

“Özgür olmadan mutlu, cesur olmadan özgür olunmaz.” PERİKLES

G NOKTASI
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler,
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.
Künyeni almak için partiye ettim telefon,
Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler.
NEYZEN TEVFİK  

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 964