O Osmanlı'ya Kurban Olsun!

~ 19.07.2014, Ali SİRMEN ~

Başkent takımlarından Ankaraspor, artık Osmanlıspor oluyor. Yılların takımının “Osmanlıspor”a dönüşmesine karar verilirken, takımın yeni logosunu da tamamladığı, yeni logoda dinsel motiflerin de yer alacağı dünkü Hürriyet’te bildiriliyor.
Olayla uzaktan ilgisi olanlar bile yukarıdaki haberi doğru okuyacak verilere sahiptirler ve Ankaraspor yönetiminin Melih Gökçek demek olduğunu iyi bilirler.
Gökçek, Ankaraspor’un önce içini boşaltmış, sonra oğlunun oyuncağı haline sokmuş, bir ara ligden çekmiş, velhasıl yapmadığını bırakmamıştır.
Her türlü siyasi ayak oyununun içine din bezirgânlığını da katan Melih Gökçek’in bu yeni girişimi, aynı zamanda Osmanlı muhipliğini de açığa vuruyor.
Osmanlı’yı kalkan ederek Cumhuriyete ve çağdaşlaşmaya karşı çıkmak ile son iki yüzyılını gerçekten çok güç koşullarda ve güçsüz geçirmiş Osmanlı’da geçmiş bir görkem, arama tutkusu, AKP ile yandaşlarında saplantıya dönüşmüştür.
Bu hamakat dolu, tarihi gerçeklere de ters düşen zorlamalar da kimilerinde, Osmanlı’ya karşı, yersiz bir tepki doğurmuş bulunmaktadır.

***

Osmanlı bizim geçmişimizdir. Onun için her şeyi yerli yerine oturtmak, onu olduğu gibi görüp, ham ervaha kızarak ona haksız tepki yöneltmekten kaçınmak zorundayız.
Osmanlı’ya sığınarak Cumhuriyete vurmaya çalışmak acınası bir gaflettir.
Cumhuriyet, Osmanlı’nın son iki yüz yılında filizlenmiş olan, iktidarın sarayın elinden çıkması sürecinin, bunun halka intikaliyle doruğuna varmış olan sonucudur.
O süreç, bağımsızlık hareketini de, Cumhuriyeti de gerçekleştiren kadroları yetiştirmiştir.
Osmanlı’nın son dönem sınırlarına öykünmek, o günlerin gerçekte İstanbul’da bile tam anlamıyla hüküm sürmeyen Osmanlı egemenliğini özlemeye kalkmak, akılsız bir tutkudan başka bir şey değildir.
Unutmayalım, despotluğuyla nam salmış Abdülhamit bile, İstanbul’da kendi hayatına kasteden ve bir başka zaman da Osmanlı Bankası’nı basıp adam öldüren çetecileri bile affetmek zorunda kalmıştır. İmparatorluk, kendi toprakları üzerinde faaliyet gösterirken, varlığına ve egemenliğine karşı hasmane eylemler içinde olan yabancı elçileri bile topraklarından göndermekten acizdi.
Japonya’daki Meiji reformlarını gıpta ile izleyen, “Ben de böylesini yapmak isterim ama hiç fırsat vermiyorlar ki” diyen Abdühamit’in hilafet politikası ise İngiltere’ye karşı elinde bir koz bulundurmak isteyen pragmatik tutumun ürünüydü ve sultan bunun sınırlarını çok iyi biliyordu, Mehmet Reşat’ın cihat ilan etmesini de hata olarak nitelemişti.

***

Osmanlı’nın sarayda doğan son şehzadesi Ertuğrul Osman Bey’in belirttiği gibi, ulema ile saray sık sık karşı karşıya gelmekteydi. Çünkü daha ziyade bürokrasinin öncülüğünde yürütülmüş olsa da, hanedan da modernleşmenin karşısında değildi.
Osmanlı, hanedanıyla, bürokrasisiyle son döneminde, bugünkü tarih cahili Osmanlı muhiplerinden çok daha ilerideydi. Nitekim, şu haftalarda yüzüncü yılını kutladığımız Darülbedayi (Konservatuvar ve Tiyatro) Osmanlı’nın son dönem eseri olarak başlamış, Şehir Tiyatroları adıyla sürmüştür... Bugünkü cahil Osmanlı muhipleri, heykelleri ucube olarak niteler, onlara çaput giydirirken, Osmanlı yüz yıl önce devlet resim heykel sergileri açmaktaydı. Son Halife Abdülmecid Efendi ressamdı.
Osmanlı’nın evladının Cumhuriyete bakışını ise Güneri Civaoğlu, Ertuğrul Osman’ın ağzından şöyle anlatıyor:
“...Ben dahil bütün Türkler Atatürk’e borçluyuz. Vatanı o kurtardı. Cumhuriyeti kurmakla iyi etti. O olmasaydı Allah bilir ne olurdu.
Gençler laikliğe ve vatanın bütünlüğüne sahip çıksınlar. Padişahlık, monarşi, hilafet, şeriat geride kalmıştır, artık olmaz.” (Güneri Civaoğlu, 23 Eylül 2006, Milliyet)
Bütün bunları gördükten sonra, cahil ve kalın kafalı Osmanlı muhibbi için söylenecek tek söz var:
- O çıkarcı ve kalın kafa, o Osmanlı’ya kurban olsun!  

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 879