'Başkanlık Kaldıracı', 'Demokrasi Şalı' demek...

“Eğer CB seçimi, başkanlık rejimine geçmek için kaldıraç olarak kullanılırsa, TBMM’yi demokratikleştirme gereği gündem düşürülür”. Buna karşılık, halk tarafından seçim, Anayasa’nın emredici hükümlerini bu özelliğinden çıkarmayacağına göre, teknik bir sorun olarak görülebilir. Bu durumda parlamenter rejimi demokratikleştirici öneri ve usullerin gerçekleşme olasılığı artabilir.

Tepede meşruluk, toplumda ayrışma…
Deniyor ki, halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı(CB), TBMM’ce seçilecek CB’ye göre daha güçlü bir meşruluktan yararlanır. Doğru; ama unutulan şu: Meşruluk pekişmesi, CB’yi Anayasa-üstü kılmaz. Tam tersine, “gözetme yetkisi” daha da pekişen CB, Anayasa’ya saygıda kusur etmediği sürece, “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını” sağlama işlevi görebilir.

Sakıncası yok mu? Genel oyla seçilmesi, seçmenleri, “bizden ve ötekiler” şeklinde ayrıştırabilir. Buna, 30 Mart öncesinden bu yana tanık olmuyor değiliz. Aslında, Başbakan seçim kampanyasını kesintisiz sürdürdü: 30 Mart’ı izleyen haftalarda teşekkür konuşması bahanesi ile meydanları doldurulan birkaç Anadolu kenti, ilk prova olarak görülebilir. Köln’de yapılan toplantı da, aslında bir seçim konuşması. Belediye seçiminin yenileneceği Yalova konuşması, CB kampanyası söylemi hakkında ipuçları da sağlıyor: “MHP’li seçmenler, oylarınızı CHP’ye değil, AKP’ye verin!”…

Görünen şu: Doğrudan seçim, tepede “demokratik meşruluk” için pekiştirici bir işlev görse de, toplumda yaratacağı ayrışmalar, zaten hayli kırılgan olan toplum dokusunda demokratik bakımdan daha derin hasarlara neden olur, nefret ve ayrımcı söylem eşliğinde etnik ve dinsel ayrışmaların körüklenmesi ile…


TBMM demokratikleşmeyecek mi?
Eğer halk tarafından seçim, - CB’nin halk tarafından seçildiği birçok Avrupa devletinde olduğunun tersine-, parlamentoculuğun sonu ve başkancı rejimin eşiği olarak görülürse, halk ile vekil arasında var olan demokrasiye aykırı düzenleme ve uygulamalar, artarak devam edecek demektir. Adayların parti liderlerince belirlenmesi ve %10 ulusal baraj, seçmen-seçilen yabancılaşmasına yol açan iki büyük “Anadolu fay hattı”.

Bunların muhafazası ile “muhafazakârların başkancı iştahı” arasında doğrudan bağ var: Cumhurbaşkanı sıfatı taşıyan zat, desteğiyle seçildiği partisi üzerinde hâkimiyetini sürdürecek; yasama organı iyice gözden düşürülecek ve artık Başkanlık rejimi dışında bir yolun istikrar sağlamayacağı teranesi eksik edilmeyecek…


Anayasal sınırlarda kalınırsa…
CB, yukarıda belirtildiği gibi, yansız statüsünün gerekleri çerçevesinde hareket ederse, bu durumda, hem anayasal denetim ve denge düzeneğinin en gözde organı olur; hem de, siyasal rejim ve sistemin demokratikleşmesine katkıda bulunabilir, hakem konumu ile. Üstelik, “Devletin başı sıfatıyla, Cumhuriyeti ve milletin birliğini temsil” görevi anlam kazanır.

“Cohabitation” riski nasıl önlenir?
İktidar-muhalefet tartışmasından yola çıkacak olursak; % 43 oy alan kişi varken, geriye kalan dağınık % 57, CB’yi nasıl çıkarır? İşin düğüm noktası bu: CB’nin, halkın temsilcileri tarafından seçilirken 2/3, 3/5 gibi nitelikli çoğunluk aranmasının nedeni, siyasal kutuplaşmaların damgalamadığı ve seçilmesi durumunda tarafsız davranabilecek bir şahsiyeti seçme arayışı.

Halk tarafından seçimde ise, eğe çoğunluk, bütün yurttaşlara hitap edebilen bir kişiye yönelirse, o durumda, parlamentoda aranan uzlaşmanın benzeri bir süreç, doğrudan seçmenlerin iradesiyle işletilmiş olur. Bu olasılığın gerçekleşmesi durumunda, % 40 ve üstü ülkeyi yönetmeye devam eder; geriye kalan çoğunluk ise, hakemlik görevini yerine getirir.

Bu varsayımda, CB ile Hükümet’in siyasal aidiyet bakımından farklılaşmasını ifade eden “cohabitation” (birlikte oturma), tehlike yaratmaz.


Açık ve yakın tehlike…
Buna karşılık, genel oyla seçim, yarı-başkanlık veya başkanlık rejimini kurmak için bir kaldıraç olarak görülürse, bu olsa olsa, başkancı rejime gidişe ivme kazandırır. Bugüne kadar, hukuki düzenleme ve siyasal tercihler, denge-denetim düzenekleri yerine “kişisel iktidar için merkezileşme” yönünde kotarıldı. Öyle ki, maden işletmeciliği için uzman-özerk bir birim oluşturma gereği, gündeme bile gelemedi; çünkü, benzeri kuruluşlar, siyasal vesayet altına sokuldu. Dahası, Mahkeme kararına meydan okuyarak sürdürülen AOÇ’deki “saray inşaatı” bile, yakın tehlikenin açık kanıtı…

Bunu önlemenin yolu, CB seçiminin teknik ve anayasal bir süreç olduğunun bilinmesinden geçer.

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1080