Kopartılan yalnızca heykelin kafası mı?

~ 27.04.2011, Sedat ERGİN ~

HEYKELLERİ yüzünden Mehmet Aksoy’un başı hep derde girdi.

Örneğin 1975’te Berlin’den Türkiye’ye dönerken yanında Nâzım Hikmet’in heykelini de getirince, sınır kapısından doğruca Emniyet’e götürüldü. Aynı yıl Antalya’da bir meydanda yaptığı “işçi ve çocuğu” adlı heykel üzerine boya atılıp parçalandı.
Türkiye’nin önde gelen heykeltıraşlarından Aksoy’un geçenlerde Vatan’dan Tuğrul Tunalıgil’e verdiği mülakat, yaşadığı sıkıntıların, hedef olduğu baskıların, saldırıların çarpıcı bir dökümünü veriyor.
Bir başka örnek: Aksoy, 1979 yılında TBMM’ye konulacak bir Atatürk heykeli için açılan yarışmaya katılır. Eseri birinci seçildiği halde onur jürisinin üyesi olan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, “Bu komünist işi, Atatürk bile zaten kalpaklı” diye itiraz edince, yarışmada ikinci gelir.
DEVİRLER DEĞİŞİR ZİHNİYET DEĞİŞMEZ
1994 yılına gelindiğinde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, “Tükürürüm böyle sanatın içine diyerek” Aksoy’un Altınpark’ta duran “Periler Ülkesi adlı heykelinin kaldırtılmasına karar verir. Gerekçesi eseri müstehcen bulmasıdır.
Aksoy, bugünlerde sanat yaşamının yine sıkıntılı bir döneminden geçiyor. Kars’ta yapmakta olduğu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “ucube” olarak nitelediği “İnsanlık Anıtı”nın yıkım faaliyeti önceki gün başladı. Dün sabah anıtın Kars Kalesi’ne bakan bölümünün başı kesildi.
Heykeli 2006 yılında dönemin Adalet ve Kalkınma Partili belediye başkanı sipariş etmiş, ancak proje Kars’taki MHP örgütünün muhalefetiyle karşılanmıştı. Anıt, belediye başkanlığına 2009’da aynı partiden bir başka ismin gelmesinden sonra bu kez iktidar partisinin de boy hedefi haline gelmişti.
Aksoy’un öyküsüne baktığımızda, 1970’li yılların ortasında sınır kapısında gözaltına alınmasından, Orgeneral Evren’in müdahalesine, Refah Partili Belediye Başkanı’nın “tükürürüm içine” diyerek kendisine tavır almasından, MHP’nin bir eserine itirazına ve iktidar partisinin bizzat projenin yıkım işlemini üstlenmesine kadar uzanan bir çizgi çıkıyor karşımızda.
Bu çizgide, süreklilik arzeden, kendi içinde son derece tutarlı bir zihniyet kalıbı görüyoruz.
Dönemler değişiyor, ama her seferinde bir heykel sanatçısı olarak yaratıcılığından rahatsız olan, onu engellemeye çalışan, eserlerini yasaklayan, ortadan kaldıran, kafasını kopartan bir zihniyeti buluyor karşısında Mehmet Aksoy.
İktidar askerden sivile ya da partiler arasında yer değiştirse de, Türkiye’de hiç değişmeyen olgu, sanata saygı duymayan, ona müdahale etme, hatta yok etme hakkını kendinde gören tutucu zihniyettir.
DIŞ DÜNYADA HEYKEL YIKAN ÜLKE GÖRÜNTÜSÜ
Ve bu zihniyet artık Batı dünyasında da artan ölçüde tepkiyle karşılanıyor.
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin 7 Nisan’da Meksika’da yapılan genel kurulunda alınan şu karara bir göz atalım:
“Politikacıların beğenmedikleri gerekçesiyle sanat eserlerini ortadan kaldırmak gibi bir hakları olamaz. Böyle bir barış ve dayanışma anıtının saklanması ve korunması gerekir. Türkiye, 21. yüzyılda bir yandan AB’ye aday üye olup, diğer yandan dev heykelleri kendi sanatçılarının, aydınlarının ve uluslararası sanat kamuoyunun itirazlarına rağmen yıkmaya devam edemez.”
Avrupa Uluslararası Sanatçılar Derneği Başkanı Christos Symeonides de geçen mart ayında Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği mesajda şöyle diyor:
“Böyle bir karar ve bunun hayata geçirilmesi sanat özgürlüğünün çok ağır bir ihlalidir. Böylesine bir ihlalin Türkiye gibi kültürel değerlere önem veren bir ülkede yaşanabilmesi karşısında hayretler içindeyiz.”
Benzer tepkilerin önümüzdeki günlerde artacağını ve Türkiye açısından heykel yıkan hoşgörüsüz bir ülke görüntüsünün ön plana çıkacağını söyleyebiliriz.
KAFASI KOPAN SADECE HEYKEL DEĞİL
Bu mesajların da işaret ettiği gibi sorunun bir boyutu, tasarrufun bizzat siyasi iradenin talimatıyla yapılıyor oluşudur. Bir başbakanın karşısındaki sanat eserini beğenmesinin ya da beğenmemesinin, o eserin kalıcı olup olmamasını belirleyebildiği bir ülke, sanat özgürlüğünün siyasal iktidar tarafından rehin alındığı bir ülkedir.
Dün sabah Kars’ta kopartılan yalnızca bir heykelin kafası değildi.
Dün Türkiye’de sanatçıların yaratma özgürlüğünün de kafası kopartılmıştır.

(Hürriyet 27.04.2011)

Sedat ERGİN | Tüm Yazıları
Hits: 1996