Saldırılar

~ 10.03.2014, Kemal OKUYAN ~

Dün Fethiye’de, HDP binasına dönük son derece organize bir saldırı gerçekleşti. Bu kaçıncı! Son haftalarda yaşananların tamamı haberleştirilmedi, duyduklarımız, arkadaşlarımızın doğrudan tanık oldukları da var. Ciddi çatışmaların direkten döndüğü örneklerden söz ediliyor.

Konu üç düzlemde ele alınmalı. Bunlardan biri, Türkiye’deki gerici-faşist yığınağın doğal refleksleri ile ilgili. En küçük bir yönlendirmeyle “linç tutkusu” ile hareket edebilen bir toplumsal damarın varlığı inkar edilemez. Bunlara “öfkeli kalabalık” deniyor. Yani öfkelenme hakkı devlet ve de medya tarafından meşrulaştırılan bir kalabalık! Solcu görüyor öfkeleniyor, Kürt görüyor öfkeleniyor, eşcinsel görüyor öfkeleniyor, hakkını arayan işçi görüyor öfkeleniyor, bazen mini etekliyi görünce de öfkeleniyor. Arsızlar…

Devlet öteden beri bunları çok seviyor, çünkü otur deyince oturuyor, saldır deyince saldırıyorlar. Bir bölümü maaşlı, çoğunluğu maaşsız “ayar verme” taburları bunlar. Genellikle “otorite”nin sözünü dinlemekle birlikte, gerçek, nesnel bir karşılığı var Türkiye toplumunda bu kesimin.

Ancak HDP’ye dönük saldırılar tek başına bu toplumsal kesimle açıklanamaz. Saldırıların şu aralıkta yoğunlaşmasının nedenleri olmalı. Bu konuda her kafadan bir ses çıkıyor. MHP yönetimi diyen var, cemaat diyen var, AKP diyen var, derin devlet diyen var. Bunlar ne kadar ayrıştırılabilir tartışması ayrı. Ancak faile “ne murad ediliyor”dan ulaşmayı denemek daha doğru olacak.

Saldırıların BDP’yi hükümetle karşı karşıya getirmek için yoğunlaştırıldığı söylenebilir. Ancak, hükümete dönük tavrı son günlerde sertleşse de, BDP’nin, içinde daha çok “ülkücü” unsurların yer aldığı organizasyonlardan doğrudan AKP’yi sorumlu tutmayacağı, bunu tercih etmeyeceği açık.

Yine de, Kürt-Türk eksenindeki gerilimi artırarak AKP’yi zora sokmayı tasarlıyor olabilirler. Bu tür kirli işleri memlekette yalnız hükümet, hatta cemaat de yapmıyor. Düzen siyaseti zaten böyle işlemekte!

Öte yandan hükümetin sokağı hareketlendirerek, hem istikrar arayanları kendine döndürmeyi, hem olağanüstü tedbirleri meşrulaştırmayı hem de yolsuzluk ve diğer skandalları unutturmayı hesaplaması da olası. Nitekim polis son olaylarda hep “son anda” müdahale etmiş, başlangıçta saldırganlara göz yummuştur.

Diğer olasılık ise BDP’ye “masadan kalkma…” mesajının verilmek istenmesidir.

Her durumda, bu ilkel saldırılardan ilk elde hükümet sorumludur.

Bir de, bizim de sorumluluk alanımıza giren bir başka boyutu var olanların. “Yasak koyuculuk”!

HDP binalarına “burada size yer yok” diyerek saldırıyorlar. Ancak bu yaklaşımın belli kentlerde BDP’de hiç olmadığını söylemek mümkün mü? BDP’yi bir kenara koyalım, daha birkaç gün önce Mustafa Balbay’ın ODTÜ’de konuşma yapması engellenmedi mi? Başka örnekler de var geçmişte. İşin suyu çıktı açıkçası…

Bu yasaklama işinde nedir kriter? Kim neye göre karar almakta, bir diğerini engelleme hakkını kendinde nasıl görmektedir?

Örneğin faşizmin, ırkçılığın, gericiliğin meşruiyeti var mıdır? Yoktur. Tarihsel olarak yoktur. Ancak bugün solun bu tarihsel doğruyu hayata geçirmesi mümkün müdür? Büyük ölçüde hayır. Zaten bir dağınıklık yaşanmakta, kimileri faşistleri kimileri gericileri müttefik olarak görmektedir “sol”da.

Fiziki güç kullanımı, bir siyasi hareketin meşruiyetini sorgulamanın en son aşamasıdır oysa. “Yasak koydum”, “konuşturtmam”, bugünkü siyasal dengelerde solun uzak durması, en azından özenle karar vermesi gereken bir tavır. İşin gerçeği bugün solun çıkarları konuşma, siyaset yapma hakkının korunması ve geliştirilmesindedir.

Bu faşizmle barışmak anlamına gelmez. Faşizm, ırkçılık ve gericilik, tekrar olacak, gayrımeşrudur. Bugün hükümet de gayrımeşrudur. Bu gayrı meşruluk bir noktada barınamamaya dönüşür, ki hükümet söz konusu olduğunda kimi yerlerde dönüşmektedir de…

Bununla birlikte, bugün “yasakçı” bir kimliğin sola değer katması söz konusu değildir. En anlaşılmayanı ise, sabah-akşam bıktıracak kadar “demokrasi” diye tutturanların en küçük fırsat bulduklarında her istediklerine karşı “despot”laşmasıdır.

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 857