28 Şubat 2014'te neredeydiniz?

~ 03.03.2014, Fatih YAŞLI ~

Milletçe, İslamcıların “kutlu mağduriyet havası”nda idrak ettikleri bir 28 Şubat’ı daha geride bıraktık.
On iki yıllık AKP iktidarı döneminin “icat edilmiş gelenek”lerinden biri de 28 Şubatlarda estirilen mağduriyet ve yas havasıdır.

Bir hafta öncesinden “darbeciler”in “masum Müslümanlar”a yaptıkları zulümler uzun uzun anlatılmaya başlanır, lanetler beddualar okunur, yaşananlar için gözyaşı dökülür, milli iradeye övgüler düzülür, demokrasi nutukları atılır vesaire.

Öncelikle şu çok açık bir şekilde söylenmelidir: Devletin beka kaygısıyla teyakkuza geçtiği olağanüstü dönemlerde, bu dönemlerin mutlaka mağdurları olur ve 28 Şubat’ın da çok sayıda mağduru vardır.

Ancak şunu mutlaka hatırlamak ve hatırlatmak gerekmektedir: AKP, varlığını ve iktidarını, 12 Eylül’le birlikte 28 Şubat’a da borçludur.

12 Eylül bir yandan solu ezip geçerken, öte yandan Türk-İslam sentezini devlet ideolojisi haline getirerek kapılarını milliyetçi-muhafazakâr kadrolara açmış, sola karşı toplumun dinselleştirilmesi projesini olanca gücüyle hayata geçirmiştir.

Yani İslamcılığın palazlanması, 12 Eylül generallerinin “Atatürkçülük” adı altında toplumu milliyetçi-dinci bir eksende yeniden yapılandırmalarına dair toplumsal mühendislik projesinin doğal bir sonucudur.
28 Şubat’a gelindiğinde, İslamcılığın devlet tarafından kendisine çizilen sınırı çoktan aştığı fark edilmiş ve “radikal” yanlarının törpülenerek “uyumlu” bir İslamcılığın yaratılması için harekete geçilmiştir.
Milli Görüş’ün ikiye bölünmesi ve AKP’nin ortaya çıkışının kuşkusuz başka nedenleri de vardır ama temel neden 28 Şubat sürecinde yaşananlardır.

Dolayısıyla şu çok açıktır: AKP varlığını birisi “postmodern”, iki darbeye; 12 Eylül ve 28 Şubat’a borçludur ve tam da bu nedenle iktidarca kullanılan mağduriyet söyleminin bir temeli, bir karşılığı bulunmamaktadır. Değil mağduriyet, bilakis bir ikbal kapısı olmuştur yani 28 Şubat AKP açısından.

Böyle olmasına rağmen, iktidara yönelik her türlü eleştiride ya da her türlü protesto gösterisinde klişeleşmiş bir soru ikide bir insanların karşısına çıkarılmakta ve şöyle denilmektedir: “28 Şubat’ta neredeydiniz?”
Roland Barthes, “faşizm susma değil söyleme mecburiyetidir” der.

28 Şubat söz konusu olduğunda da bir tür faşizm devrededir ve insanlara adeta konuşabilmeleri için, öncelikle 28 Şubat hakkında ne düşündüklerini söylemeleri zorunlu hale getirilmektedir.
Tam da iktidarın bu tutumu nedeniyle artık 28 Şubat’ın gerçek mağdurlarına dair herhangi bir duygudaşlık geliştirme ihtimali ortadan kalkmıştır.

Çünkü “neredeydiniz” söylemi iktidarın dilinde, konuşmaya nereden başlanabileceğine dair bir izin kâğıdına dönüşmüştür adeta.

Bunun da ötesinde, 2014 28 Şubat’ı, son derece ironik bir şekilde, 28 Şubat’ın iki “mağduru”nun iktidar kavgası yaşadığı bir döneme denk gelmiş, her iki taraf da birbirlerini “28 Şubatçılık” yapmakla suçlamışlardır.

Bu kavganın bir parçası olan 17 Aralık Operasyonunun son tutuklu sanıklarının bir 28 Şubat günü salınması ise ironinin şahikası olmuştur.

Sembolik açıdan bakıldığında, 28 Şubat 2014, mağduriyet sömürüsüne dayanan “28 Şubat’ta neredeydiniz” sorusunun hükmünü yitirdiği gündür.

Artık 28 Şubat’a dair tek bir meşru soru vardır ve bu soru “28 Şubat’ta Sarraf ve bakan çocukları salınırken neredeydiniz” sorusudur.

Bu soruya içten bir şekilde ve dürüstçe yanıt vermeyen herkesin yaşanan toplumsal çürümenin, ahlak yitiminin ve yozlaşmanın bir parçası olacağı unutulmamalı, bu soru ısrarla ve ısrarla sorulmalıdır.  

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 901