Üç yıl önce üç sosyalizm

~ 03.03.2014, Aydemir GÜLER ~

2011 Haziran’ındaki seçimin sonuçlarını çeşitli sorgulamalar çerçevesinde okumuşuzdur. Bunlardan biri “Türkiye ve sosyalizm” başlığını taşısın...

Sonuçlara göre Türkiye’de üç tür sosyalizm türü vardı.

Birinci tür, sosyalistliğin CHP içinde icra edilebileceği anlamına geliyordu.

İkinci tür, Kürt ulusal hareketinin içinde de sosyalistliğin var olabileceğini anlatıyordu.

Bu ilk iki sosyalizm, Meclise temsilci gönderecek kadar da güçlüydü!

Üçüncü türün amiral gemisi ise TKP’ydi. CHP’ye ve BDP’ye eklemlenmeyenler TKP ile bu mecrayı paylaşıyorlardı.

Aradan üç yıl bile geçmedi ve seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte fotoğraf kesinkes değişti.

CHP 30 Mart 2014 yerel yönetim seçimlerine bir merkez sağ parti olarak girmeye karar vereli beri, içinde barındırdığı sosyalistleri hayli zor bir pozisyona itmiş bulunuyor. CHP’nin, solcu olmasa, solu öne çıkartmasa bile, sosyalistleri barışık biçimde barındırması hali, söz konusu kadroların ve kendini sosyalist olarak tanımlayan tabanın bu çatı altında nefes alıp verebilmesi için yeterliydi o zaman.

Artık güç... Ancak bu durum, CHP içinde solcuların inisiyatif alacakları bir hesaplaşmanın işaretini vermiyor. Zira hesaplaşmaya girmek için, tartışmamıza konu olan kesimin kendini güçlü hissetmesi gerekir. Ankara’da faşistin karşısına faşist, İstanbul’da hırsızın karşısına hırsız çıkartan bir partide sosyalist unsurlar kendilerini basbayağı yenik hissediyorlardır.

BDP-HDP cenahında ise siyasal akıl, “süreç zarar görmesin”den girip Said-i Kürdi’den çıkmaktadır. AKP’nin yağmacılığı mı eleştirilecek? SHP’li İstanbul belediyesinde yaşanan İSKİ yolsuzluğunu hatırlatmayı ihmal etmeyecek ölçüde “duyarlıdır” bu hareket. Suyun bedava olması gerektiği tezi “kamu hizmeti” ve “yurttaş hakkı” kavramlarıyla açıklanıyorsa solculuktan söz edebilirsiniz. Ama “Allah’ın suyu” derseniz, niyet başka olmalıdır!

Bana sorarsanız, Kürt ulusal hareketi 30 Mart vesilesiyle, Kürt hareketinin önemini, Kürt halkının temsiliyetini referanduma götürmek istiyor. Ülkenin en önemli sorununun Kürt sorunu olduğunu kabul edenlerin veya Kürt halkının liderinin Öcalan olduğunu düşünenlerin oyunu istemek...

Özetle bu kulvarda da solcuların pek rahat ettiklerini söyleyemeyiz. Eğer söz konusu unsurlar iyiden iyiye geri çekilip, sosyalistliklerini basbayağı ertelemişlerse, ertelemedikleri kısmı da çatapatla idare ediyorlarsa, huzur içinde yaşamaya devam edebilirler.

Her iki örneğin ortak yanı Haziran’da bu topraklarda benzersiz bir halk direnişi yaşanmamış gibi davranmalarıdır. CHP İstiklal’de eylem yaparken yolun Taksim’e giden tarafını kendi seçim otobüsü ile kapatarak muazzam bir icat yapabiliyor.

HDP ise Haziran’da halk aklının terk edilmiş polis karakolunun taşlanmasına karşı el ele zincir oluşturmayı içerdiğini çoktan unutmuş bulunuyor.

İkisini eşdeğer göstermek diye bir çaba içinde olmam. Çünkü farklılar. Ama Taksim’i ticaret merkezi yapacağını söyleyen Sarıgül hiç olmazsa sosyalizm alanına değmeden geçip gidiyor. Geriye CHP’nin sol taban ve kadrolarını iç hesaplaşmaya davet etmek kalıyor.

Oysa Sırrı Süreyya Önder her fırsatta kendisinin de sosyalist olduğunu ifade etme ihtiyacını hissediyor. Üstelik bu ifadeye, bu satırların yazarını alet ederek! Önder, oyları bölmek-bölmemek tartışmasını ancak benimle yapabileceğini söyleyip, İstanbul büyükşehir adayları arasında biri kendisi olmak üzere iki sosyalist olduğunu tekrarlıyor.

Üç yıl öncenin sosyalizm yollarından ikisi, nasıl beceriliyorsa, Haziran’dan geçmiyor!

Üç yıl öncenin birinci sosyalizm türü olayı büsbütün unutmuşken, ikincisi kendini ancak üçüncü tür üstünden tarif edebiliyor.

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 1324