Paralelin öbür ucu nerede!

~ 01.03.2014, Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU ~

Her şey alışılmışın dışında yaşanır oldu. Ya da sistem kuraldışı işliyordu da her şey bu kadar mı sırıtmamıştı, ne dersiniz.

Cumhurbaşkanlığı görevini yapan bir kişi, önüne gelen yasayı imzalamazsa, Anayasa, bu yasanın TBMM’ye geri gönderileceğini söylüyor. Geri gönderilen yasa, aykırılıklar giderilmeden kabul edilirse Cumhurbaşkanlığı görevini yapan kişinin Anayasa Mahkemesine dava açması gerekiyor.
Cumhurbaşkanı ünvanını kullanan kişi bunlardan hiç birini yapmayıp, bir başbakan edasıyla, hatta onun da ötesine geçerek yasa görüşmeleri sırasında ilgili bakanı çağırıp şunları şöyle düzeltin diyebilir mi! Cumhurbaşkanı hükümetin mi başı, tarafsız mı! Bunları söylediğini varsayın, bu sözleri TBMM’yi bağlar mı! TBMM’yi kim yönetiyor! Sonuçta önüne gelen son dönemdeki yasalarda, şunlar olmamış, şunlara hükümet, şunlara TBMM, şunlara Anayasa Mahkemesi baksın diyor ve basıyor imzayı! Bu talimat yetkisini sen nerden alıyorsun, Anayasa vermediğine göre, sana bu yetkiyi kim veriyor!

Cumhurbaşkanlığı, bugün bir görüntü haline gelmiş. Sınırlı olarak Anayasa’da yer alan yetkilerini bile kullanamıyor. Buradaki kişi, görevini yapmıyor ama ılımlı daha doğrusu yumuşak ses tonuyla dönüp sağı solu, iktidarı, TBMM’yi uyarıyor. Ben kavga etmekten uzak bir kişi olarak gelecekte paralel bir makam ve görev için varım diyor, dedirtiliyor! Bir sınava tabi tutulduğunun farkında. Görevini yapmadan yapmış gözüküp, herkesi uyutup, her denileni rahatlıkla yerine getiririm diyerek bir örneğini de böylece gösteriyor. Makamlar gerçekte perdelenip, iş paralel yapılanmalar üzerinden yürütülünce, böyle kişilikler önem kazanıyor. Paralel yapı uyarınca bu kişilerin eli, kolu, kafası, nereye hangi paralel hatla bağlı ise, haliyle bu sonuç ortaya çıkıyor.

Hükümet, TBMM’yi sadece ben çalıştırırım, ben ve mensup olduğum partinin uygun görmediği hiç bir yasa TBMM’den geçemez anlayışında. Ayrıca, ben her şeyi yaparım, başımı belaya sokacak her şeyimi de yasa ile kapatırım görüşünde. Bu nedenle hükümet çırpınıyor, çırpındıkça batıyor. Battıkça da 12 Eylül’ün Anayasa’ya koyduğu Geçici 15 nci madde benzeri hükümler, başka görünümle parça parça her yasaya serpiştirilerek karşımızda çıkartılıyor artık. TBMM, sadece parti yıpranmasın denilerek ve hükümet mensuplarının sorumsuz kılınması için çalıştırılıyor. Bu kişilerin sonu da böyle hazırlanıyor. Çünkü paralel hatlar gereksiz bir paraziti kaldırmıyor!

Her durumda hükümet, TBMM, Cumhurbaşkanlığı, hepsi tek vücut olmuş da, daha doğrusu olmuştu da, aynı bünyenin içinde toplanmışta biz mi görmek istemiyor, bu durumu yakıştırmıyorduk! Diyeceksiniz ki yargının ne suçu var, onlarda o vücudun içinde değil miydi, hala değiller mi! Evet bunu derseniz bunda da haklısınız. Yargı da o bünyenin içinde, daha doğrusu hiç çıkamadı ki!

Böyle olunca kuvvetler ayrılığı mı diye sakın sormayın. Neden diye de sormayın. TBMM’deki yasa çalışmalarına bakınca, ileri demokraside kuvvetin ne demek olduğunun hakkını, Anayasa Mahkemesi kararında, demokratik Cumhuriyete aykırı bir siyasi parti olduğu vurgulanan AKP’nin yürüttüğü demokratik hükümet döneminde, AKP tarafından çok ileri düzeyde verildiğini görmekteyiz. Bakın, kuvveti bilek kuvveti olarak algılayan AKP’nin önüne kimse çıkabiliyor mu! Dönüp hatırlarsak 12 Eylül istikrarlı, güçlü hükümetler olsun istememiş miydi. İşte AKP, 12 Eylül modeli olarak karşımızda değil mi! İşkence, tokat, dayak ille nezarette, cezaevinde ya da bilinmez mekanlarda mı olacak. Bir ileri adım atılarak TBMM’de olamaz mı! İleri demokrasi de tabi olabilir.

Her türlü yasayı değiştiren AKP, neden siyaset ve demokrasiyle ilgili 12 Eylül’den kalan yasaları değiştirmeyip, ısrarla 12 Eylül kurallarıyla siyaset yapıyor. Tabiiki bileği bükülmesin, iksiri eksilmesin, kuvveti bölünmesin diye.

Muhalefet idmansız olunca, habire dayak yemekten geri duramıyor ve etkin bir muhalefet ortaya çıkamıyor! AKP, tüm kuvvetleri birleştirince, kimse onlardan hesap ta soramıyor ve bileğini de bükemiyor. Peki ama muhalefet neden sanki paralel bir muhalefetmiş gibi bir görüntü çiziyor da, başbakan ve istifa eden bakanlar hakkında TBMM’de bir soruşturma açılması için 55 imza atmaktan ısrarla uzak duruyor. Paralel yapının geçmişte tapelerle yaptığı ve eleştirilen yargısız infaz yöntemleri, bu sefer muhalefet üzerinden yapılıyor, muhalefet hukuksal adım atmaktan uzak durup, bununla yetiniyor. Üstelik bu imzalar ortaya çıkınca konunun TBMM’de bir ay içinde görüşülme zorunluluğu nedeniyle, imzaları atmayınca TBMM gündemi boş kaldığından, hükümetin çıkarmayı rüyasında göreceği yasalar için zaman yaratıyor!

Emperyalizm, bağlantılarını her koldan artırdığına, oluşturduğu derin yapıyı koruduğuna, paralel yapılanmayı da kurduğuna ve bu hatları kendisine bağlı döşediğine göre, hatların diğer ucunda kimin durduğunun ne önemi var ki! Tam bağımsız yapı olmadıktan sonra!

 

solhaber

Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 692