UKRAYNA'YI ANLAYALIM

~ 25.02.2014, Aydın CINGI ~

Ukrayna’da olup bitenler konusunda kafalar karışık. Ben, bildiğim kadarını, kısa tümcelerle ve olabildiğince yalın biçimde anlatmaya çalışayım.

 

Ukrayna Karadeniz’e kıyısı olan kuzey komşularımızdan biri. 50 milyon nüfuslu ülke, 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne (SSCB) katılmış ve 1991’de SSCB dağıldıktan sonra bağımsız bir ülke olmuş. Bir süre işleyen sistem 2004’te alarm vermiş. İnsanlar, seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle sokağa inmiş; Turuncu Devrim diye anılan halk hareketi sonucunda seçim yenilenmiş ve Yuşçenko başkan seçilmiş.

 

Dünya kamuoyunun en çok bildiği üç siyasal figür var. Yuşçenko (eski başkan), Timoşenko (yıllardır hapiste tutulan eski kadın başbakan ki, salıverilmesi göstericilerin talepleri arasında yer almıyordu; çünkü artık geçmişte kaldığı düşünülüyor) ve Kiev’i terk etmek zorunda kalan ve göstericilerin hedefindeki Başkan Yanukoviç. Bunlardan ilk ikisi Batı yanlısı ve Rusya karşıtı; sonuncusu ise Batı karşıtı ve Rusya yanlısı.

 

Son isyan neden çıktı? 2010’dan beri iktidarda olan Yanukoviç, Ukrayna’yı uzun dönemde bünyesine almayı düşünen AB’nin ülkenin önüne açtığı süreci tıkayıp yüzünü kesin biçimde Rusya’ya çevirdi. Başkentteki dinamik kesimler temelde bu yüzden sokağa döküldü. Ancak tetikleyici olgu dışında, Yanukoviç rejiminin bilinen yolsuzlukları ve bu yolsuzlukları otoriter yöntemlerle bastırma çabaları halkın sabrını taşıran etkenlerdi. Sosyal medya, Tunus’taki ayaklanmadan Gezi’ye kadar tüm bu tür hareketlerde olduğu gibi, etkin bir rol oynadı.

 

Biraz da kuram: Önemli politologlar; 20.yüzyılın (Nazizm, Faşizm, Stalinizm gibi) ideolojik totalitarizmlerinin yerini, 21.yüzyılda (Putin Rusya’sı, Orban Macaristan’ı, Erdoğan Türkiye’si gibi) seçilmiş otoriter rejimlerin aldığı tezini öne sürüyorlar. Bu rejimler, ideolojik yönelimlerinin ötesinde, yolsuzlukları ve bunları örtmeye yönelik despotluklarıyla dikkat çekiyorlar. Yanukoviç de bu yolda önemli aşamalar kaydetmiş bir politikacıydı.

 

Demokrasi taleplerini ve muhalif görüşlerini parlamento aracılığıyla veya yasal yollardan dile getiremeyen kitlelerin sonunda sokağa inmeleri de, bu yüzyıl başının bir başka gerçeği. Tetikleyici unsur, Sao Paulo’da “stad yapma, okul yap”, Gezi’de “ağaç kesme, Atam’a ayyaş deme” gibi talepler. Ancak özünde ortak nokta, “beni hiçe sayma, otoriterleşme, sözümü dikkate al…” türünden istemler. İktidar tarafından itibarsızlaştırılma yöntemleri de hep aynı: dış mihraklar, komplolar, seçilmiş iktidara karşı kalkışma, yakıp yıkan vandallar… Ukraynalılar da, başka kitlesel gösterilerde olduğu gibi “ne istediklerini” ortaya koyamadılar; “ne istemedikleri” konusunda mutabıktılar. Bir başka deyişle, ortak bir dünya görüşünde birleşemeyen göstericiler neyi reddettiklerini ortaya koydular. Halkın oyladığı anayasayı askıya alarak bir tür sivil darbe yapan iktidarlara karşı halkın da sokak tepkisi göstermesi, önümüzdeki yıllarda da yadırganmamalı. Ukrayna’ya bir de bu gözle bakmak gerek!

 

Bazı solcu dostlar Yanukoviç’in yanında yer alıyorlar, neden?

-          Çünkü şimdi onu desteklemekte olan parti, 1990’larda “Komünist Parti” egemenliğindeydi. Oysa bu parti, şu anda ülkenin doğusunda ve güneyinde bulunan Rus kökenlilerin desteğindeki Rus yanlısı ve genelde Batı, özelde AB karşıtı bir parti. Benimsedikleri görüşün ve baktıkları yönün odağındaki Moskova ve “Putinizm” ise, bugün kapitalizmin, “sırıtırken” sivri dişlerini en az saklayabildiği kent ve rejim! Bu noktada Rusya/Putin karşıtlığını antikomünizm sanmak tam bir bilinçsizlik olur.

-          Öte yandan Maidan’daki kalabalık bir tür koalisyon. Her kitlesel gösteride ve Gezi’de de böyle olmadı mı? İçlerinde “azınlık olarak” aşırı sağcılar/Neo-Naziler de var. Ancak bu ülke 2. Dünya Savaşı’nda Nazi macerasına 6 milyon ölü vermiş. Uç sağ buralarda –Avrupa’nın her yerinde olduğu gibi- belirir, ama egemenlik kuramaz. Göstericiler, ağırlıklı olarak AB yanlısı! Biz, Türkiye’nin solcuları da, en azından demokratikleşmek için, çoğunlukla AB’yi istemiyor muyuz?  

 

Polonya’nın, tarihi boyunca Rusya ile Almanya arasında kalması gibi; Ukrayna da sürekli Rusya ile Batı arasında gidip geliyor. Rusya, onlar için esasen hep tepelerinde “zaptiyelik yapan büyük ağabey” imgesi taşımış. Ne var ki Putin’in, Kazakistan’dan Urallar’a Avrasya hayalleri Ukrayna’sız gerçekleşemez. Ayrıca Ukrayna, doğal gaz ve petrol gereksinimi dolayısıyla Rusya Federasyonu’na enerji yönünden kesin bağımlı. Öte yandan nüfusun %20 kadarı esasen Rus kökenli. Özetle, Yanukoviç’in gitmesiyle bu iş bitmez. Ayrıca Rusya ve ABD’den başka, AB’yi kullanan Almanya’nın da Ukrayna üzerinde emelleri var. 

 

Şimdi ne olacak? Bilemiyoruz. Seçimler 25 Mayıs tarihinde yapılacak. Ülkenin Yanukoviç’i destekleyen etnik ve kültürel Rusların yoğun olduğu doğu ve güney kesimlerinde başkentin “dinamik azınlık” tarafından güdümlendiği öne sürülen kararlarının tanınmayacağı yolunda işaretler var. Gerçi Batı’dan gelen klasik talepler arasında “sürecin, ülke bütünlüğü korunarak atlatılması” da göze çarpıyor. Ancak, korkarım bu mümkün olmayabilir.

 

Aydın CINGI | Tüm Yazıları
Hits: 828