Bastır, Bastır ki Patlasın!

~ 24.02.2014, Mine KIRIKKANAT ~

Abdullah Gül, tarihe nasıl bir cumhurbaşkanı olarak geçecek? İcraatı, henüz şimdiki zaman kipinde yazılıyor. Di’li ve miş’li geçmişe daha zaman var. Ama şimdiden bildiğimiz bir gerçek var ki, o da Abdullah Gül’ün kendisinden büyük harfli bir “tarih” yazmasını bekleyenleri büyük bir hayal kırıklığına uğrattığıdır.
Ancak yaratılan hayaller kırılır. Kendisinden “tarih” yazmasını bekleyenlerin hayalini de bizzat Abdullah Gül, Gezi süreci ve sonrasında takındığı, Tayyip Erdoğan’la taban tabana zıt sükûnetiyle yaptığı “demokratik olgunluk” gösterisiyle yarattı. Üstüne bir de henüz hazırlık aşamasındaki internet sansür yasasından rahatsızlığını sezdirince; beklenti arttı. Toplumsal bellek, ağır olana “molla” denildiğini anımsadı ve öfkeli molladan her gün dayak yiyip hakaret görmekten bıkan nüfusun yarısı, denize düşenin yılana sarıldığı gibi oy vermediği, benim demediği Cumhurbaşkanı’na umut bağladı.
Abdullah Gül, aslında Gezi sürecine gelinceye kadar böyle bir umudu besleyecek hiçbir şey yapmamış, kendisinin de parçası olduğu iktidarın önüne koyduğu her yasayı imzalamış; onaylamadığı girişimleri bile kamuoyuna hep “sezdirmek” ve “sureti haktan” görünmekle yetinmiş, ama iş icraata gelince AKP’ye kontra gidecek hiçbir inisiyatif kullanmamıştı. Hatta güya onaylamadığı uzun tutukluluk sorununda, hasta tutukluları bal gibi af yetkisi olduğu halde, kılıfına uydurup “yetkim yok” diye kurtarmayı reddetti.
Ama Türkiye nüfusunun yok sayılan, itilen, kakılan, hakir görülen muhalif yarısı; öylesine çaresizdi ki Gezi’den sonra yaşanan baskı sürecinde, bir mucize umut etti. AKP’nin yekpare bir blok olmadığına, hiç olmazsa mülayim görünen Cumhurbaşkanı’nın farklı davranabileceğine, onlardan yana bile değil, demokratik özgürlüklerden yana tavır alabileceğine inanmak istedi
Olmayacak mucize beklentisi, özellikle internet sansürü yasasını geri çevirmesine yoğunlaşmıştı. Neden? Çünkü Türkiye’de, AKP iktidarına oy vermeyen ve icraatından şikâyetçi olanların, düşüncelerini özgürce söyleyebildikleri biricik iletişim aracı, internet kalmıştı. Bu saptamaya karşı çıkıp “ama senin gibiler yazıyor, konuşuyor ya...” diyenlere çok basit bir sağlama sunuyorum:
Türkiye’de nüfusun en az yarısı iktidar karşıtı, yani muhalif iken bu ülkede yayın yapan yüzlerce televizyondan sadece 4’ü, o da RTÜK’ün keyfi cezalarına ve maddi fedakârlıklara karşılık muhalefet yapabiliyorsa, sansür ve baskının tartışılmaz kanıtıdır. Nüfusun en az yarısının iktidara muhalif olduğu bu ülkede çıkan yüzlerce gazeteden sadece 7’si muhalif yayın yapabiliyorsa, medya baskı altındadır, sansürlüdür. Her gün bir tapesi önümüze düşen “Alo Fatih!” türü bire bir müdahaleleri, benim gibi işine son verilen gazetecileri bile konu etmiyorum, farkındaysanız. Muhalif kesim talebiyle muhalif medya arzı arasındaki orantısızlığa baktığınızda, düşünce ve ifade özgürlüğünün nasıl boğulduğu, zaten yeterince açık. İşte bu ortamda internet, biricik özgür iletişim aracıydı. Şimdi, o da sansürün pençesinde. Ve demokrasiye taban tabana zıt bu faşizan yasayı onaylayan Abdullah Gül; önüne son kez gelen bir fırsatı tepti: Sadece demokrasi, ifade özgürlüğünü savunarak muhalifi ve yandaşıyla tüm Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmak yerine, AKP cumhurunun başkanı kaldı.
Kendi ümmetini, bir kez daha millete tercih etti.
Devlet adamı değil, parti adamı olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Hakkında, artık küçük harfle yazılacağı kesin tarihe de baskı döneminin “idare-i maslahatçı” figürü olarak geçecek.
Ne var ki aynı tarihin büyük harflisi, bu maslahatçılığın Türkiye’nin bütün tahliye deliklerini tıkadığını, yüreği şişen toplumu dört bir koldan baskı altına alarak, o mutlak ve kaçınılmaz patlamaya yol açtığını da yazacak.

G NOKTASI
Ali İsmail Korkmaz ve kaybettiğimiz tüm evlatlarımıza...
Çocuklar taptaze bahar yağmurlarından sonra süt engin denizler gibi yürekleriyle kalkarak mapuslardan darağaçlarından ağbileriniz ablalarınız geçecek önünüzden kol kola kavgalarını inançlarını seyredeceksiniz Çocuklar 1 Mayıs’larda on beş on altı Haziran’larda haykırarak kenetlenmiş türkülerini nasırlı eller kalemli eller caddelerden geçecekler ne gaz ne cop ne polis emeği alınterini seyredeceksiniz Çocuklar kahrederek o günlerde doğmadığınıza 1 Mayısmış gibi her gün gururla dolduracaksınız parkları meydanları bütün devrim şehitlerinin hasreti rüzgârlarda gönderlerde özgür bayraklar Çocuklar bağımsızlığı seyredeceksiniz.

A.KADRİ ERGİN

? “Tarih, orijinallerin az, kopyaların çok olduğu bir resim galerisidir.” ALEXIS DE TOCQUEVILLE  

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 1288