İstihbaratı çok seven dindarlar

~ 21.02.2014, Ahmet HAKAN ~

KAVGA nereden çıktı?

MİT’ten çıktı.

*

Hükümet de bayılıyor MİT’e.
Cemaat de.
İlle de ele geçirmek istiyorlar MİT’i.
MİT’e tam egemen olmadan iki taraf da bir türlü yatışamıyor.

*

Bir zamanların sivil, dayanılmaz ve radikal dindarlarına bakıyoruz:
Her biri maşallah birer “küçük Hakan Fidan” olmuş durumda.
Yediden yetmişe tüm “Cemaat” erbabına bakıyoruz:
MİT diyorlar, başka da bir şey demiyorlar.

*

MİT çok önemli her iki taraf için...
Çünkü takip eden taraf olmak istiyorlar.
Çünkü telefonları dinleyen taraf olmak istiyorlar.
Çünkü gizli operasyonlar çeken taraf olmak istiyorlar.
Çünkü vatandaşın nefes alışını bile izleyen taraf olmak istiyorlar.

*

Bunlar her ağızlarını açtıklarında...
“Muhaberat devleti kabul edilemez” ya da “Baas tipi yapılanmaya geçit yok” falan diyorlardı ya...
Yaşananlara bakınca anlıyoruz ki...
Aslında şunları söylemek istiyorlarmış:
Bize ait olmayan muhaberat devleti kabul edilemez.
Başında biz yoksak Baas tipi yapılanmaya geçit yok.

*

Devletin sürekli bir takip halinde olmasından, devlet istihbaratının karanlık odalarda gizli operasyonlar planlamasından, devletin vatandaşın nefes alışını bile izlemesinden, devletin halkını fişlemesinden şikâyet etmeleri hikâyeymiş.
Şimdi görüyoruz ki...
Asıl şikâyetleri şuymuş:
Bunları neden biz yapmıyoruz? Bunları neden başkaları yapıyor?

*

Kavga nereden çıktı?
MİT’ten.

*

Hükümet işte bu yüzden MİT’e abanıyor.
Amaç şu:
Kavganın çıktığı yeri “tek hükümran” yapıp Cemaat’e karşı nihai zaferini ilan etmek...

*

Kısacası...
Gitti İslamcılık.
Geldi istihbaratçılık.
Mübarek olsun muhteremler.
Hayırlı Baaslar size...
Hayırlı muhaberatlar...


Küfür ediyor ama İlahiyat’a bina yapıyor

TELEFONDA “İhaleleri alacağız, milletin a...a koyacağız” diyen işadamı, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne “bina” bağışlamış.
Allah bağışını kabul eylesin.

*

Böylece...
“Çalıyor ama çalışıyor” hükmüne yeni bir hüküm daha eklenmiş oldu:
“Millete çok fena şeyler yapmak istiyor ama ilahiyata bina yapıyor.”


‘Göbeğini kaşıyan adam’ın kibar hali

TELEFON görüşmeleri, ayakkabı kutuları, bakan oğulları, yolsuzluklar, yargıyı hükümete bağlama, medyaya baskı, muhaberat devleti, sansür, fişleme falan...
Soruyoruz AK Partililere:
“Ne çıkar bunlardan? AK Parti oylarında bir gerileme falan olur mu?”

*

Cevap veriyorlar:
“Gerileme falan olmaz... Halkımızın bunlardan haberi bile yok... Haberi olsa bile halkımız bu tür şeylere ilgi duymaz... Bunlara ilgi duyanlar sadece okumuş-yazmış kesimler... Onların da sayısı belli...”

*

Böyle bir cevap için benim bulduğum bir niteleme var:
“Göbeğini kaşıyan adam” tanımlamasının daha kabul edilir ve daha kibar hali...


İrticadan subay atmak

BAŞBAKAN Erdoğan şöyle dedi:
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nezih yapısı farklı ama oraya da bunlar sızmalarını yapmış durumda.”

*

Nedir bu cümlenin Türkçe meali...
Şudur:
Cemaat orduya sızdı.

*

Önümüzdeki Askeri Şûra’ya lütfen dikkat!

*

Olacakları şimdiden haber veriyorum:
Bazı subayların orduyla ilişkisi kesilecek.
İlişki kesme gerekçesi irtica olacak.
Hükümet yetkilileri bu kararlara “şerh” bile koymayacak.

*

Ve böylece “28 Şubat zulümlerinin en büyüğü irtica gerekçesiyle ordudan atılan subaylardır” masalı yıkılıp gitmiş olacak.


Ey Bahçeli!

EY Bahçeli!
“Kabataş yalanı” için “yalan” dedin ya...
Başbakan’ı çok kızdırdın.

*

Başbakan sana avazı çıktığı kadar bağırarak şöyle dedi:
“Ey Bahçeli... Kimden yanasın? Çapulculardan mı, benim başörtülü bacımdan mı yanasın?”

*

Ey Bahçeli!
Avazın çıktığı kadar bağırarak...
Ona şöyle karşılık ver:
“Ey Erdoğan! Ey Erdoğan! Ne çapulculardan yanayım, ne de başörtülü bacımdan... Ben sadece ve sadece hakikatten yanayım.”


Ayıptır ayıp

GİRESUN
’da AK Partili başkanlar, engelli bir kadına akülü araba almışlar.
Ve bunun için “tören” düzenliyorlar.

*

Bir tarafta bir tanecik akülü araba var.
Diğer tarafta dört adet AK Partili “başkan”, bir adet makas, bir adet kırmızı kurdele ve birkaç adet nahoş sırıtış.

*

Bir tanecik akülü araba veriyorlar.
Ve bunun herkes tarafından görünmesini, bilinmesini istiyorlar.
Bir tanecik akülü araba veriyorlar.
Ve çıkardıkları tantanayla verdikleri elin yeryüzündeki diğer bütün eller tarafından bilinmesini istiyorlar.
Bir tanecik akülü araba veriyorlar.
Ve alay eder gibi “tören” düzenliyorlar.

*

O akülü araba verdiğiniz engelli kadının mazlum ve hüzünlü duruşu var ya...
Yıkarsa o yıkar sizi, başka bir şey değil.

 

Hürriyet

Ahmet HAKAN | Tüm Yazıları
Hits: 951