İnsanlar ve partiler...

~ 17.02.2014, Kemal OKUYAN ~

İki gün önce Ömer Faruk Eminağa-oğlu’nun güzel bir yazısı yayımlandı soL’da. Yaklaşan yerel seçimlerde partilerin, düşüncelerin, ilkelerin bir önemi kalmadığından şikayetçiydi. İsimler uçuşuyordu etrafta ve gelinen noktada partilerin kimi aday göstereceği kadar, kimin hangi partiden aday olacağı da konuşuluyordu.

“Hangi partiden aday olsam?..”

Ne saçma soru değil mi? Ama artık bu ülkede her şey saçma!

Şu sıralar parti değiştirenlerin eski partilerinden neden ayrıldıklarına, neden yeni partilerini tercih ettiklerine ilişkin ilaç için tek bir şey duyamıyoruz. Mansur Yavaş’ın MHP ve CHP’ye dair değerlendirmelerini ben bilmiyorum. Ama sanki bilmek ayıp hale geldi! Önemli olan, Mansur Yavaş’ın Ankara’da adaylığı…

Yarın seçilse ve birkaç ay sonra “ben aslında MHP’liydim, geçici bir yol ayrılığımız oldu, şimdi yuvaya dönüyorum” dese kimin bir şey demeye hakkı olabilir ki? Geldiği gibi gider, kimse gıkını çıkaramaz. Soran olursa, “siz benim düşüncelerimi merak etmediniz ki” der, haklı olur.

Düşünün, bir düşüncesi olup olmadığını bile bilmiyoruz.

Çünkü fark etmiyor. CHP, MHP, AKP arasındaki ayrımlar silikleşiyor.

İsmi etrafında fırtınalar koparılan Mustafa Sarıgül’ün memleket ve dünya meseleleri hakkındaki fikri nedir? Bu arkadaş neden CHP’den kopmuş, neden yeni bir hareket örgütlemiş ve şimdi neden CHP’den aday olmuştur?

Neden belli bir partiden aday gösterilmeyen birini aday gösterebilecek “yedek” partiler mevcut? Bir siyasi parti açıkça “beni aday göstermediniz madem, ben de size gösteririm” derinliğiyle hareket eden tuhaf insanları içine alıp, onların hırslarına kapı aralar?

“Benim siyasal düşüncem, ilkelerim şudur, bunları her fırsatta dile getirdim, partim ise bir süredir başka bir doğrultuyu tercih ediyor ben de ilkelerime uygun şu partide mücadeleme devam edeceğim” diyen yok. Doğrusu bu olurdu.

Oysa “ben de şu partiden aday olurum” diyenlerin çoğu, eski partilerine “kararınızı değiştirirseniz, göreve hazırım” mesajını geçmeyi de ihmal etmiyor. Eşsiz bir sorumluluk anlayışı!

Parti yok lider var, daha doğrusu kendini lider sananlar. Program yok, şunun bunun imajı var. İlke yok, fetişler var. Kitle yok, fanatik bir güruh var.

Düzen siyaseti böyle işliyor. Bizim de elimiz ayağımıza dolaşıyor. Çünkü biz programda, ilkelerde, dünya görüşünde güçlüyüz. Karşımızda ise deniz anası gibi bir siyaset tarzı var, eğilip bükülüyor, esniyor, şekilden şekile giriyor. Azıcık dik dursa hakkından geleceğiz.

Peki ne yapacağız?

Siyaseti kişiselleştirmek bize göre değil. Ama karşımızda yalnızca insan suretleri varsa ve bu halkın yolunu kesiyorlarsa, onları da çiğneyip geçmek boyunumuzun borcudur.

 

Solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1176