Kılavuzu karga olanın...

~ 05.02.2014, Kemal OKUYAN ~

Hava kontrol kulesinde çalışıyorsunuz, inişe geçen uçağı yanlış piste yönlendirdiniz; sayenizde küçük çaplı bir facia yaşandı. Sonrasında basının karşısına çıkıp şöyle dediniz: “Anladım ki ben daha önce rota hesaplamalarında yanlış yöntem kullanıyormuşum, insanlık hali, şimdi doğrusunu öğrendim. Yerin dibine girsin eski hesaplama, bundan sonra mümkün değil böyle bir hata yapmam.” Linç edilmez, birkaç kırıkla atlatırsanız, iyidir!

Derbi maçına çıktınız, herkes takım kaptanı olarak sizden çok şey bekliyor, hani denir ya kader karşılaşması, yenen işi bitirecek. Taraflar üstünlük kuramıyorlar, neredeyse bitiyor 90 dakika. Tam o sırada kalecinizden topu alıyor ve gerisin geri kendi kalenize yolluyorsunuz. Herkes şaşkın, siz pişkin: “O anda fark ettim ki, benim kanım sarı lacivert (*) akıyor, yüreğim ne diyorsa onu yaptım, pişman değilim.” 50 bin kişiden önce okkalı bir küfür yersiniz, dayak faslı sonra gelir!

Çağrıldığınız binada temiz su borularını kanalizasyona, atık su hattını kalorifer sistemine bağladınız, ortalık berbat oldu. Duvarlar yeniden delindi, yerler kazındı, sizse yöneticinin kapısını çaldınız ve işe yeniden talip oldunuz. “Ben meğer yanlış biliyormuşum, temiz suyu kalorifer sisteminden alacak, kanalizasyona dokunmayacakmışız, meseleyi şimdi kaptım, bırakın bu sefer öbür türlü yapayım” dediniz. Kazan dairesinde kızılcık sopası. Toplumun değerleri bunu gerektirir!

Demem odur ki, “öyle olmadı, şimdi böyle yapalım”cılara hayatın pek az alanında itibar edilir.

Lakin siyaset ve “fikir” dünyasında durum çok farklıdır.

Adam kendince leninisttir, en küçük bir sapmaya tahammülü yoktur, yıllarca milletin kafasını ütüler durur. Bir süre sonra “sevgili müritlerim, Lenin şeytanın ta kendisidir, bundan böyle eski defteri kapatıyoooor, yenisini açıyoruuuuz” dediğinde etrafında yine “Yaşa, var ol, nur ol” diyenler vardır. Şiddete karşıyız ama böylelerine “tüh rezil” demek bile nedense sekterlikle, bağnazlıkla suçlanmaktadır.

Oysa mesele birilerinin Lenin’e ya da bir başkasına karşı olması değildir. Mesele, siyasetçinin ya da fikir insanının bu dönüşlerden sonra siyaset yapma hakkını, fikir yayma özgürlüğünü elinde tutmaya kalkmasındadır. Yıllar önce Haydar Kutlu-Nabi Yağcı için yazmıştım, “kardeşim illa siyaset yapmak zorunda mısın, git balık tut, gez-toz, kimse bir şey demez” diye…

Yok, illa siyaset yapacaklar!

Siyasi yaşamında hemen her akıma kapılmış ya da herkesle flört etmiş liderler var! Bir değil, iki değil, üç değil, sürekli hareket halinde yön değiştiriyor. Dur bi! Yok!

Eski maoist, eski kemalist, eski leninist, eski ülkücü, eski yapısalcı, eski varoluşçu…

Bu olabilir. Ancak sen siyaset ve düşünce üretiyor, insanları bir biçimde etkiliyorsan ve “yanılmışım, dünya öbür tarafa doğru dönüyormuş” diyorsan, artık kendi kendine konuşacaksın!

Çünkü bunlar elementer, temel konulardaki hatalar.

Örneğin ben 11 yıl sonra “yahu biz AKP’ye haksızlık ettik, bunlar aslında gerçekten Türkiye’yi özgürleştirmeye çalışıyordu ama beceriksiz çıktılar, yazık oldu” noktasına gelseydim bugün, bırakın yazı yazmayı, siyasi herhangi bir makale okumayı dahi keserdim. Kimseciklerin beni bulamayacağı bir yere demirlerdim.

Oysa ne kadar rahatlar… Bir de bunu bilimsellikle, diyalektik akılla, özgür düşünceyle açıklamazlar mı! Neymiş, her şey değişirmiş!

Her şey değil, sen değişiyorsun!

Sen değişirken, başkaları da değişsin, ak dediğinde gak densin, bok dediğinde millet mıçsın istiyorsun.

Güzel iş doğrusu…

Yere çak uçağı, milleti telef et, sonra “bu daha birinci denememdi” diye tekrar öne geç!

(*) Sevgili okur, buraya dilediğiniz renkleri yerleştirebilirsiniz. Beni karıştırmayın, dersimi aldım, köşemde üyesi olduğum partinin kaşkoluna başka partilerden okur laf etmedi de taraftar sitem etti, “soL almam gari” diyen bile oldu. Mecburiyetten fotoğraf değiştirdik. Siz ne diyorsanız o. Pembe-mavi bile olur!

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 982