Savcılar lehte delilleri tutabilir mi?

~ 09.04.2011, Sedat ERGİN ~

SAVCILARIN, yürütmekte oldukları bir soruşturmada ellerine şüphelilerle ilgili lehte deliller geçtiği takdirde bunları masasında bekletmek ya da gecikmeli olarak işlem yapmak gibi bir lüksü var mıdır?

Sorumuzu yakından ilgilendiren çarpıcı bir örnek verelim. Gölcük’teki Donanma Komutanlığı’nın İstihbarat Şubesi’nde 6 Aralık 2010 tarihinde yapılan aramada bulunan yeni belgeler Balyoz davasında önemli bir sonuca yol açtı.

Balyoz davasını görmekte olan 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, Gölcük’te ortaya çıkan ek deliller üzerine 11 Şubat tarihindeçoğunluğu muvazzaf olan 163 asker sanık hakkında tutuklama kararı verdi. 

Şimdi kısa bir parantez açalım. Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı, aramada ortaya çıkan yeni delilleri incelemek üzere 5kişilik bir askeri bilirkişi heyeti oluşturmuştu. Bu heyet, çalışmasında sonucunda bu belgelerin önemli bir bölümünde ciddi maddi hatalar bulunduğunu tespit etmişti; aynen Balyoz iddianamesinin temelini oluşturan ünlü 11 numaralı CD’de ortayaçıkartılan sahte veriler gibi... Rapor, bu haliyle sanıklar lehine önemli bir delil oluşturuyor. 

SAVCILIKTA KALAN RAPOR

Askeri Savcılık, 14 Ocak 2011 tarihli bilirkişi raporunu 25 Ocak’ta Beşiktaş Adliyesi’ndeki Özel Yetkili Savcılığa gönderdi. Sonraki süreçte mahkemeye devam edildi ve 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi 11 Şubat tarihli duruşmada ek delilleri gerekçegöstererek 163 sanığın tutuklanmasına karar verdi.
Mahkeme heyeti, bu kararı verirken büyük ölçüde polisin gönderdiği delil değerlendirme raporlarına dayanmıştı. Mahkeme,bilirkişi raporu gibi sanıklar lehine olan delilleri dikkate almamış mıydı?

İlginçtir ki, uzun tutuklama kararının bir maddesinde, 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın hazırladığı bilirkişi raporunun -eğer varsa- “savcılıktan istetilmesini” de hükme bağlanmıştı. Demek ki, Savcılık, bu raporumahkemeye göndermemişti.
10 Ağır Ceza Başkanı Ömer Diken’in 24 Mart günü duruşmada yaptığı açıklamadan raporun özetinin o tarihte “yeni geldiğini” anlıyoruz. Bu durumda raporun savcılıktan mahkemeye yaklaşık iki ay gibi bir sürede ulaştırıldığını anlıyoruz. Her iki makamında Beşiktaş Adliyesi’nde aynı binada olduğunu belirtmekle 
yetinelim.

BEKLEYEN BİR BAŞKA RAPOR

Mustafa Mutlu’nun önceki gün Vatan’daki köşesinden, bir cunta örgütlenmesi iddiasına dayanan Kafes Eylem Planı davasındada benzer bir durumun yaşandığını öğreniyoruz. 

Bu davanın sanıkları arasında her ikisi Balyoz’da da yargılanan emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü ile muvazzaf Koramiral KadirSağdıç da var. Öğütçü aleyhindeki en önemli delillerden biri, bir belge üzerine el yazısıyla düştüğü öne sürülen “Uygundur. Kadir paşa koordine etsin” şeklindeki nottur.
İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü, bu belge üzerinde yaptığı inceleme sonucunda el yazısının Öğütçü’ye aitolmadığı sonucuna varmıştır. Polis Laboratuvarı’nın raporu 26 Şubat 2010 tarihini taşıyor.

Mutlu, bu yazının Terörle Mücadele Şubesi’nde bir ay süreyle tutulduğunu, her ikisinin sanık olarak suçlandığı dava açıldıktan(18 Mart 2010), yani iddianame yazılıp Sağdıç ve Öğütçü suçlandıktan bir gün sonra savcılığa gönderildiğini yazıyor. Savcılığınpolisten gelen bu yazıyı Kafes davasına bakan 12’nci Ağır Ceza yerine Balyoz’a bakan 10’uncu Ağır Ceza’ya yollamış olması birbaşka garipliktir. 

Aynı kalıba işaret eden başka örnekler arasında Balyoz’a bakan Savcılığın 11 Numaralı CD’de çıkan bazı belgelerle ilgili olarak Havelsan, Aselsan gibi kurumlarla yaptığı yazışmaların akıbetini de verebiliriz. Bu kurumların yanıtlarında bazı belgelerin sahteolduğu ortaya çıkmış, ancak bu yanıtlar Savcılık tarafından iddianameye dahil edilmemiş, ayrıca uzun bir süre adli emanettetutularak savunma ile paylaşılmamıştı. 

Şimdi yazının girişindeki soruya yanıt arayalım. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160’ıncı maddesi “savcıların şüphelinin lehineve aleyhine olan delilleri toplamak ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğunu” belirtiyor. Yanıt okurlarımıza aittir. 

Genelkurmay açıklaması yanlış

GENELKURMAY Başkanlığı’nın hafta içinde yaptığı açıklamayla devam etmekte olan bir dava hakkında kanaat belirtmiş olmasıdemokrasinin ve hukuk devletinin temel ilkeleri bakımından sorunludur.

Yargılama süreci içinde hatalarla karşılaşılsa da bunların düzeltilmesinin yolu Genelkurmay açıklamaları değildir. Kaldı ki, bundan sonraki süreçte tutukluların serbest bırakılmaları yönünde verilebilecek kararlar da bu açıklamanın gölgesi altında kalacaktır.
(Hürriyet 09.04.2011)
Sedat ERGİN | Tüm Yazıları
Hits: 1994