'Ankara'da Hâkimler Var' mı?

~ 21.01.2014, Ali SİRMEN ~

Öyküyü herkes bilse de yineleyelim:
Prusya Kralı II. Friederich Postdamm ormanlarında gezerken bir yamacı kendisine saray yaptırmak üzere gözüne kestirir. Ne var ki orman içinde bir değirmen bulunmaktadır ve değirmenci krala arazisini satmayacağını söyler. Kral ısrar eder, değirmenci direnir. Kral dayatır ve sonunda araziyi zorla alacağını söyler. Değirmenci sinmez, meydan okuyan şu sözleriyle de tarihe geçer:
- Ama Berlin’de hâkimler var!
Monarşi dönemine yakıştırılan bu öykü, bağımsız yargıya güvenin simgesi olarak yıllardır, kuşaktan kuşağa söylenir durur.
Aradan 250 yıldan fazla bir süre geçtikten sonra acaba Türkiye’de durum nedir?
İstanbul 16. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Şike davas ile ilgili olarak, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin verdiği karar üzerine eski İstanbul Barosu Başkanı, ceza davalarının ünlü savunmanı, avukat Turgut Kazan bakın ne diyor:
- Asla hukuka uygun bir karar değildir. Ama ben onlardan hukuka uygun bir karar da beklemiyordum.
Gerçekten de Turgut Kazan, bu davada da Yargıtay’dan hukuka uygun bir karar çıkmayacağını, karardan çok önce de bağıra bağıra söylemiştir.

***

Aynı Turgut Kazan Balyoz davası ile ilgili olarak 9. Ceza Dairesi’nin vereceği karar hakkında da benzeri şeyleri söylemiş, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 12 Eylül 2010 referandumu ertesinde oluşan ortamda, özel olarak düzenlendiğini de belirtmişti.
Güvenilir seçkin bir hukukçu, dünyanın en büyük barolarından birinin eski başkanının 21. yüzyılın ikinci 10 yıllık bölümünde söylediği şu:
- Ankara’da bağımsız yargıçlar yoktur.
Evet Kazan’ın Yargıtay için söylediklerinden çıkan anlam bu.
Ve aynı Turgut Kazan’ın, vekilim olduğu 12 Eylül döneminde bu kadar sert bir yargıya zamanın Askeri Yargıtay’ı için bile varmadığını vurgulamak isterim.
“Ankara’da bağımsız yargıçlar yoktur” yargısı bir kez egemen oldu mu, söyleyecek bir şey kalmıyor.
Bu yüzdendir ki olayların içyüzü ne olursa olsun, Fenerbahçe Başkanı hakkında Yargıtay’ın verdiği karar beni tatmin etmiyor, yüreğimi sızlatıyor.
Balyoz davasında da, Şike davasında da verilen kararların adil olduğuna kamuoyu inanmıyor ve bütün bir iktidarın meşruiyeti sorgulanıyor.
Çünkü bağımsız ve adil yargının olmadığı yerde demokratik rejim de olamaz.

***

Peki bu durumun sorumlusu kim?
Dilerseniz, bu konuda, 1992 yılında, İtalya’da giriştiği “Temiz Eller” operasyonuyla dünya çapında üne kavuşan Di Pietro’ya kulak verelim. Bakalım Di Pietro ülkemizde yaşananlarla ilgili neler söylüyor:
“Bekçi hırsız savaşında, yargı zarar görüyor, güven kaybediyor. Türk hükümetinin de yaptığı aynen budur... Yargı bağımsızlığı, demokratik bir ülkenin onsuz olmazıdır... Son gelişmeler bana eskiden yaşadıklarımı tekrar yaşatıyor...
Dış mihrak üçkâğıtçılığına inanmayın; bana da Amerikan ajanı dediler... İtalya’da soruşturmayı durduran, incelemeleri bloke eden ve seneler boyu kamuoyunu yanlış yönlendiren ‘B faktörü’ oldu. Bana göre siz de ‘E faktörü’ diyebilirsiniz.”
Di Pietro’nun ‘B faktörü’ ile 1994 yılından itibaren iktidarı ele geçirip “Temiz Eller” operasyonunu akamete uğratmaya çalışan Berlusconi’yi kastettiği açık.
Acaba bizdeki “E faktörü” ile neyi ya da kimi kastediyor? Şurası kesin, kamuoyunun aklının karışmasından, yargının itibar kaybetmesinden en fazla yarar sağlayan Tayyip Erdoğan’dır.
Geçmişte, yargının içine belirli güçlerin çöreklenmesine önayak olmuş, göz yummuş olan da Tayyip Erdoğan’dır.
O zaman yukarıdaki soruyu değiştirerek bir kez daha soralım:
- Tayyip Erdoğan iktidarda oldukça, “Ankara’da hâkimler var” demek mümkün mü?  

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1036