Olasılık - Kesinlik

~ 15.01.2014, Nihat BEHRAM ~

Olasılığın yani ‘ihtimal’in oranı hesap edilemez değildir. Hatta, bazı durumların gerçekleşme olasılığı yüzde olarak hesaplanabilir. Bir şeyin olması için ‘uygunluk’ koşulları ‘mümkünlük’ hakkında ipuçlarıyla doludur. Öyle durumlar vardır ki; ‘olasılık on milyonda bir’dir. Sözgelimi; lotoda kazanma olasılığı. Ama olabilirliği yüzde 50, yüzde 80 hatta yüzde 99 diye hesaplanacak durumlar da vardır. Sözgelimi; zilzurna sarhoş bir sürücünün kullandığı araçla yola çıkmanın ya da akrep ve çıyanların kaynaştığı  çakıllıkta yalınayak yürümenin taşıdığı ‘kaza’ olasılığı gibi! ‘Uygun’ ile ‘mümkün’ eşitse zaten sonuç ‘1’dir; bu da ‘olasılık’ değil ‘kesinlik’ belirtir. Sözgelimi;  emperyalist, kapitalist sistemde yağma, talan, rüşvet, hırsızlık, kara para aklama gibi durumlar kesindir.

Olasılığı hesaplamak hazırlıklı olmaya yarar. ‘Sürpriz’ durumlara hazırlıksız yakalanmak istemiyorsanız ‘olasılık’ hesabı yapmanız, hazırlıklı olmanız gerekir. ‘Sürpriz’in iyisi de var, kötüsü de. Grip salgınında vücudun direncini artıracak önlemler almak ‘hastalık olasılığını’ hesaplamanın sonucudur. Evinizdeki ilk yardım çantası, kaza ya da hırsızlık sigortası ‘olasılık’ hesaplarıyla alınan önlemlerdir. Nasıl ki; hırsız soyacağı eve girerken yakalanma olasılığını hesap ederse, ev sahibi de evinin soyulabileceğini hesap eder. Yani herkes ‘olabilirlik’ durumunu kendine göre hesaplar. İktidarlar ve halk açısından da böyledir. Sözgelimi; polis, yasalar, yargı kurumları, zindanlar sistemin sigortalarıdır. Soyguncu sistem halktan kendine karşı gelebilecek ‘tehlikelere’ karşı bu ‘sigortaları’ kuşanır. Yağmacı iktidarın soygun için girdiği ev yönettiği ülkedir. Halk ise evsahibi. Peki, halkın sigortası? Halkın tek sigortası kendi öz gücüdür ki, o da ancak örgütlü olmakla anlam kazanır. Örgütlü değilse, kesin hırsıza teslim!

TCK’nin 252. maddesi; rüşveti, “Rüşvet alan kişinin kamu görevlisi olması gerekir” diye açıklıyor. Bir başka değişle; parayı alan kamu görevlisi değilse, ‘rüşvet’ muamelesi görmüyor. ‘Bahşiş, harçlık, özendirme primi’ falan diye açıklanabilir. Geçenlerde Mustafa Sönmez “Bunlar, kamu görevlisi olmayan oğullarını bu işlere koşarak, ‘rüşvetçilik’ten yırtmanın önlemini mi aldılar acaba” diye soruyordu! ‘Rüşvet’ suçuyla yargılanma olasılığına karşı alınan önlem ve örgütlenme hallerine bak! Arınç’ın “Yolsuzlukla mücadele hükümetimizin varlık sebebidir” açıklaması, sanki aynı ‘önlem’ çabasının tezahürü değil mi? Yani bu cümleye ‘mücadele’ sözcüğü ‘önlem’ olarak eklenmiştir. Perde ya da türban gibi! AKP gerçeğini görmek için, Arınç’ın o cümlesinden o sözcüğü düşürmek gerekir!

Her ne kadar ümmeti ve yandaşları “Tanrı’nın bize bir lütfu” diye açıklasa da, AKP ve RTE başımıza bir sürpriz olarak havadan düşmedi. Bu ülke ve bu halkın böyle bir durumla karşı karşıya kalabileceğinin ipuçları ortamda (sistemde) zaten gizliydi. Hatta ‘uygun’ ile ‘mümkün’ eşitti, yani ‘olasılık’tan öte ‘kesinlik’ durumu vardı. Varılacak yerin burası olacağı da ‘olasılık’ değildi. AKP’nin iktidara geldiği 2002 öncesinde ve sonrasında toplumun yüz yüze olduğu tehlikeyi ve AKP’nin gizli amaçlarını anlatmaktan devrimcilerin dilleri kurudu. AKP sosyalistlerin uyarılarını bulandırmak, etkisiz kılmak için; devrimci örgütler ve demokratik kuruluşlara saldırmaktan, medyayı muhaliflerden boşaltmaya dek her önleme başvurdu. Soldan devşirdiği liberal eblehler, toplumun körleştirilmesinde sistem için özel önem taşıdı. Yağmacılık, ‘Siyasi İslâm’ maskesiyle iktidara çöreklendi. Halkın örgütleri ve örgütlenme çabasına hayasızca saldırdılar. Örgütsüz, güçsüz bıraktığı halkı dalga geçerek soydular. Ülkeyi dalga geçerek pazarladılar. Yıllar süren yönetim gaspının şımarıklığıyla istedikleri gibi atıp tutmaya, asıp kesmeye alıştılar. Şımarıklığın doruğunda, halkın ‘Haziran İsyanı’na tosladılar! Sokakta direnen halk örgütlü değildi. Ama isyanın kıvılcımları; hem örgütlü bir halkın taşıyacağı gürleyişi duyurmuştu hem de sistemdeki çürüyüşün çözülüp çöküşünü! Şimdilerde yine devreye sokmaya çalıştıkları, liberal eblehlerin çırpınışlarına bakmayın; çürüyüp çöküşün onarılma olasılığı yoktur. Cesedin kokmasına önlem, yakmak ya da gömmek; pisliğe karşı önlem, süpürmektir.

Ömer Faruk Eminağaoğlu’na atılan tekme, hilesi ortaya çıkmış kumarhane erketesinin, suçüstü yakalanmış hırsızın, ipliği pazara çıkmış sahtecinin paniğidir. Sıra, halkın bunlara tekmesinde!

***
Shakespeare: “Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez!”

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1305