'Allah'ı alet etmedikleri konu kalmadı!

~ 08.12.2013, Nihat BEHRAM ~

Anımsayacaksınız: El Kaide bağlantılı ‘Irak Şam İslâm Devleti’ (ISİD) adlı şeriatçı örgüt, hastanedeki bir yaralı “Ya Ali, ya Hüseyin…” diye sayıklayınca, adamın Esad askeri ve Şii /Alevi olduğunu düşünerek kafasını kesip, kesik başla kameraya poz vermişlerdi. Sonradan anlamışlar ki, kafasını kestikleri kişi Alevi değil, kendi Sünni milisleri. Meğer çatışmada yaralanan şeriatçı, Esad’ın eline düştüğünü sanarak, kurtulmak için “Ya İmam Ali…” diye sayıklamış! Bu kez, kafa kesiciler, “Yanlış kafa kestik, özür dileriz” dediler ve kendilerini Hz. Muhammed’in “Allah,  inançlı birini yanlışlıkla öldüreni affeder” sözüyle savundular! Muhammed’in böyle bir ‘hadisi’ var mı, bilmiyorum. Eğer yoksa, şeriat örgütünün sözcüsü Kahtani’nin yalancısıyım! Varsa, yani Muhammed böyle söylediyse, benim merakım şu: acaba bu söz, “İnançsız birinin kafasını kesmek zaten sevaptır” anlamı içeriyor mu? Çünkü bu şeriatçı örgüt, bu yorumla sık sık kafa kesiyor. Bir diğer merakım ise şu: Biri çıksa da, kafa kesme olayını “Bu kafa kesicilerin ne kadar cani, zalim ve insanlık düşmanı olduklarını insanlar görüp anlasınlar diye Allah onlara bunu yaptırdı!” diye yorumlasa, acaba günah mı işlemiş olur, sevap mı kazanır?
 
Geçenlerde, Hüsnü Mahalli’nin YURT’ta yazdığı ‘Erkek Sandalye’ başlıklı enfes yazısını okuyunca, ağzım açık kaldı! ‘Irak Şam İslâm Devleti’ adlı bu ‘Kaideci’ şeriatçılar ‘kadınlara yasaklar’ listesi yayınlamış. Listede ‘dar pantalon giymek, makyaj yapmak, sokakta provokatif sallanarak yürümek’ türü ‘sıradan yasaklar’dan biri de “Kadın, kamuya açık yerlerde sandalyeye oturamaz”mış! Nedeni; Arapça’da ‘sandalye’ sözcüğünün ‘maskulin (yani erkek) olması’ imiş!..  Ben de düşündüm: Almanca ‘Der Stuhl’ (sandalye; erkek, yani oturamaz), Fransızca ‘La Chaise’ (dişi, oturabilir)… Türkçe’ye gelince: sandalye Türkçe’de ne dişi, ne erkek; cinsiyetsiz, ama sözcük Arapça kökenli! Gel, çık işin içinden!
 
Yobazların bu anlayışa arka çıkmasını anlıyorum, bir mantığı var. Anlayamadığım kesim: Bu canilere ‘aydın’ sıfatıyla ve ‘demokratlık’ adına destek olanlar. Şeriatçı canileri asla eleştirmiyorlar, ‘muhalif halk’, ‘Arap Baharı’ falan diye arka çıkıp, silah yardımını savunuyorlar. Bu şeriatçı canileri desteklemeyi “Allah’ın müminlere görevi” diye açıklayan dincilerle aynı dili kullanmasalar da, sonuçta aynı saftalar.
 
Yobazların Allah’ı alet etmedikleri konu kalmadı. AKP’nin iktidar, RTE ‘başımızda’ olması, Esad’a karşı cihat, Kaddafi’nin katli, Marmaray’ın açılışı, kadının kapanışı, derelerin HES’lenmesi, şeriatçının Alevi kanı ve ciğeriyle beslenmesi; yani akla gelebilecek her şey bunlara göre ‘Allah desteği ve isteğiyle’ oluyor! ‘Deniz Feneri Derneği’ vatandaşı Allah adıyla uyuttu, ‘Badeci Hoca’ Allah adıyla ‘iş’ tuttu! Ama vatandaş,  bunlardan birine “Allah cezanı versin” dedi mi, yandı! İmanlı Vali, “Yakalayın şu kavatı” diye emrediyor! Anımsayacaksınız: Maliye Bakanı’nın hangi ABD kentinde ameliyat olacağını bile, eşinin düşünde “Yüce Rabb’i” fısıldamıştı! Merakım şu: biri çıkıp “AKP iktidarı ABD destekli olduğuna göre, Allah bu iş için ABD’yi mi kullanıyor?” diye sorsa; günah mı işlemiş olur, sevap mı kazanır?
 
Dış politikadan ekonomiye, spordan eğitime her alanda, her işe “Allah’ın desteği ve isteği bizimle” diye giriyorlar. İşin dua yanını anlıyorum. Anlayamadığım şu: sonuçtaki hezimeti nasıl açıklıyorlar? Sözgelimi olimpiyatlarda dışlanınca, sporda foslayınca, ekonomide tıslayınca, dış politikada toslayınca, bari buna da “Allah’ın takdiri”dir deseler; ama tam tersi: bu kez köpürüp ‘kıl ve kına’ işleriyle uğraşıyorlar! Şimdi biri çıksa da, “Allah’ın desteği ve isteğiyle başladıkları” işlerin sonucundaki hezimeti “Allah başarılı olmalarını istemedi, karşı tarafa yardımcı oldu” diye yorumlasa, günaha mı girer, sevap mı kazanır?
 
29 Kasım’da tüm camilerde, Diyanet’in hazırladığı ve Hz. Muhammed’in “Herhangi bir kadın, geçerli bir sebebi olmaksızın kocasından boşanma talep ederse, cennetin kokusu ona haram olur” hadisini içeren Cuma Hutbesi okundu. Merakım şu: Şimdi biri çıksa da, “Sebebin geçerli olup olmadığına kim karar verecek; erkek mi, kadın mı; Diyanet mi, mahkeme mi; yargıçlar mı, ulema mı?” diye sorsa, günaha mı girer, sevap mı kazanır? Sonuçta benimki sadece merak ve öfkedir; ‘köşe başlarını’ dinci yobazların tuttuğu şu dünyada içten dindarların kahrı kim bilir nicedir?

***

W. Shakespeare : “Cehennem boş, tüm şeytanlar burada!”

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1086