Başörtüsü yargının gözünü de bağladı

~ 16.11.2013, Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU ~

Yargıç ve savcılar gibi avukatlar da yargılama makamları içinde yer almaktadır. Bu nedenle avukatların yaptığı iş, sadece bir serbest meslek faaliyeti çerçevesinde değerlendirilemez, kamu hizmeti yönü de bulunmaktadır.

Avukatların başörtülü resimle kimlik kartı ve yine avukatlık ruhsatı alabilmeleri konusu yargıya taşınmıştır. Danıştay halen devam eden bu davalarda ilginç biçimde, avukatlığı sadece serbest meslek olarak niteleyerek yürütmeyi durdurma kararları vermiştir. Avukatlar da daha şimdiden duruşmalarda da serbest olmuş gibi, duruşmalara bile başörtülü olarak girmeye başlamışlardır.

Duruşmalara başörtülü olarak katılan avukatların, bu şekilde görev yapamayacaklarını tutanağa geçirip taleplerini almayan yargıçlar hakkındaki ihbarlar üzerine HSYK, fırsat bu fırsat diyerek soruşturmalar açmakta, açılan bu soruşturmalar da giderek artmaktadır.

Hakkımda her konuda soruşturma açan HSYK’nın, bu konuda duruşmadaki somut davranışımı beş ay önce kendisine bizzat ihbar etmeme rağmen, hakkımda açtığı veya açacağı diğer soruşturmalardan sıra gelmediğinden olsa gerek, benim hakkımda hala daha bu konuda soruşturma açmaması şaşırtıcı olmuştur!

Evrensel kurallara göre ki, bu kuralların 2006 yılında HSYK kararı ile benimsenen bölümünde bile, bir yargıcın nitelikleri arasında, bağımsız ve tarafsız olması, tarafsız da görünmesi, uygulamalarında da eşitliğe aykırı bir işlem sergilememesi hususları da sayılmıştır.

Avukatlar hakkında ise TBB’nin de üyesi olduğu Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) tarafından çıkartılan Avrupa Avukatlar Meslek Kuralları bulunmaktadır. Bu kurallar CCBE’ye üye ülkelerde, avukatların zorunlu olarak uymaları gereken deontoloji kurallarıdır. Bu kuralların 4’üncü maddesinde, avukatların katıldıkları duruşmalarda, “mahkemenin bağlı olduğu meslek kurallarına tabi oldukları” açıkça ifade edilmektedir. Yine bu kuralları uygulamanın da, yargıçların sorumluluğunda olduğu da belirtilmektedir.

Bir yargıç, tarafsız olmak ve tarafsız görünmek, eşitlik içinde uygulama yapmak, ilahi kaynaktan gelmeyen hukuk normlarını uygulamakla görevli olduğu için, duruşmada hiçbir biçimde dinsel bir simge sergileyemez. Yargıç için geçerli olan bu durum, yargı makamlarının diğer ayakları olan savcılar için de, yukarda belirtilen kurallar nedeniyle avukatlar için de geçerlidir. Yargılama makamları arasında bu yönden evrensel kural ve değerlere göre fark bulunmamaktadır ve yaratılamaz da.

Konu iç hukukta yönetmelik veya bir başka düzenleme ile yargıçlar için şöyle, savcılar için böyle, avukatlar için öyle düzenlenecek bir konu değildir. Hukukun üstünlüğü deniyor ise bir başka seçenek yoktur. Adil yargılamanın ilkeleri, uluslararası ve ulusal üstü hukuk kuralları açık ve tartışmasızdır ve de yukarıda ortaya konulduğu biçimdedir. Bunların hiç bir biçimde iç hukuk düzenlemeleri ile veya iç hukukta yargı kararlarıyla değiştirilmesi ya da etkisiz kılınması söz konusu olamaz. İç hukukta yapılacak düzenlemeler, bu kuralların tekrarından öteye geçemez. Bu nedenle aykırı düzenlemeler ve Danıştay’ın belirtilen kararları, konu temel haklarla ilgili olduğundan farklı bir sonuç doğurmaz.

Yargıç için söz konusu olan tarafsız olma ve tarafsız görünme kural ve durumu, yargıçla aynı duruşmada bulunan ve tarafsızlık yönünden aynı kurallara bağlı olan yazmanlar için de geçerlidir. Bugün bakarsanız başörtülü avukatların dışında, yüksek mahkemelerden yerel mahkemelere tüm mahkemelerde başörtülü yazmanların rahatlıkla duruşmalarda yer aldıkları, siyasi iradenin davranışını yansıtan bu duruma yargı organlarının hiçbir hukuksal refleks de gösteremediği ortadadır.

İHAM ve Anayasa Mahkemesi, yakın geçmişte benzeri konuları demokrasi ve hukuk için açık ve yakın tehlike olarak nitelemişlerdir. Türkiye’de bu konularda Anayasa’da ve yasalarda hiç bir değişiklik olmamasına rağmen, siyasi irade ekseninde davranış sergileyen Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın, Türkiye Barolar Birliği’nin, yerel mahkemelerin yaklaşımları karşısında, sonuçta yargı artık siyasi iradeyi denetleyemediği için, konu artık açık ve yakın tehlike durumundan çıkarak bizzat yaşanır olmuştur.

Yargı her olağanüstü dönemdeki gibi bugün de baskıcı gücün yanında durmuş, gücün yanında dururken de yine güce uygun biçimde hareket edip, bu seferde başını bağlamıştır. 12 Eylül DGM’lerindeki askeri yargıç konusu, şimdilik tüm mahkemelerde başı bağlı avukat ve yazmana dönüşmüştür. Diğer uygulamaları yanında bu görünümü de gözetildiğinde, yargı yine hukukun sesi değil gücün papağanı olmuştur.

Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 882