Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Hünkârımız!

~ 31.10.2013, Nilgün CERRAHOĞLU ~

.gibilerinden bir durum çıktı ortaya.
Fatih, Abdülmecit, Abdülhamit sultanların
gölgesinde geçen bir Cumhuriyet kutlaması yaşadık.
Tam gaz Sultan reklamıyla yapılan Marmaray
açılışında başbakan bol miktarda eski
Osmanlı hükümranlarını andı. Hasretle onları
yâd etti… Adeta onları kutsadı.
Dünyanın başka neresinde mutlak krallar
anılarak “cumhuriyet” böyle kutlanabilir diye düşündüm…
Fransa’nın 14 Temmuz cumhuriyet kutlamalarını
göz önüne getirdim…
Fransa’nın monarşiden cumhuriyet rejimine
dönüşümünün bayramı olan “14 Temmuz”
kutlamalarında, yöneticiler çıkıp vaktiyle sınırsız
gücü nedeniyle “devlet benim/l’etat c’est
moi” demiş olan 14. Louis’ye -misal!- methiye
düzseler, acaba nasıl karşılanırdı?
Kendinden başka kimseye sorumlu
olmayan mutlakiyetçi güç sahibi krallardan,
bu gücün halka devredilmesini simgelemiş
olan “cumhuriyet”; “yaşasın krallarımızın sınırsız
şanı ve görkemi!” kıvamında salvolarla kutlanabilir mi?
Cumhuriyetçi ‘sultan
propagandası’ yapar mı?

Fransız kralları da malum müthiş göz kamaştırıcı
ve görkemliydi...
Vaktiyle onlar da büyük işlere imza attı.
Acayip projeler üretti…
Gelgelim “cumhuriyet”in vatanında “Yaşasın
Cumhuriyet/Vive la republique!” nidaları;
“güneş kral/roi solei” olarak da isimlendirilen
-misal gene!- 14. Louis muhabbetleriyle
taçlandırılabilir mi?
“Yaşasın Cumhuriyet!” dendiği anda
özetle “Yaşasın sultanımız efendimiz!” de denebilir mi?
Denemez çünkü bu ikisi insanlığın ayrı
evrelerine karşılık gelen, bambaşka parametreler
üzerine kurulu yönetimler. Ve birbiriyle
tamamen zıt ideolojiler. Öyle ki; “cumhuriyet”
rejiminin tanımı son yazımda da anlattığım
gibi zaten bire bir “Kral/sultan/hükümdarın
dışlanması” anlamını taşıyor. İfade baştan
sona “monarşiye karşı devlet şekli” anlamında kullanılıyor.
“Cumhuriyet” sözcüğü ardındaki bütün
tarih: monarşiye karşı olan köklü muhalefete
dayanıyor. İnsanlar “mutlak krallar” ve
“krallıklardan”, “cumhuriyet” evresine uzun
mücadeleler sonrasında ulaşabilmişler…
“Cumhuriyet bayramı” kutlamaları, bu nedenle
krallar, sultanlar ve saltanatın muhabbetle
yâd edileceği son yerdir…
Bu; “Burası Türkiye!” denerek geçiştirilebilecek
bir olay değildir.
“Cumhuriyet Bayramı’nın”, sultan nostaljisiyle
yaşandığı yerde, bazı şeyler hiç kuşku
götürmez şekilde değişmiştir.
Cihada giden kızlar gibi
Bu değişimi ve “başkalaşımı”, iki gazetenin
birinci sayfası dün çok açık aktarıyordu:
Bunlardan biri, “Yeni Cumhuriyet”i manşete
çıkaran “Posta” gazetesiydi.
Posta”nın manşetinin altına koyduğu
Cumhuriyet Bayramı kutlamalarındaki
türbanlı kız öğrencilerin fotoğrafları, cihada
giden kız çocuklarının görüntüleri gibiydi.
Cumhuriyet kutlamalarına türbanlarıyla ilk
kez katılan hocaların resimlerini de kullanan
“Posta” sayfa altına da Marmaray’ın
dualı açılış fotoğrafını yerleştirmiş, burada
Erdoğan’ın konuşmasının “Bu bir kutlu doğum”
kısmına yer vermişti…
“Padişahlara rahmet diledi” alt başlığı
ile verilen konuşmadan şu bölümler öne çıkarılıyordu:
“Erdoğan; ‘Projeyi özellikle 29 Ekim’de
açmak istedik. Bu gurur Cumhuriyetimizin.
Her kutlu doğum sancılı olur. Bu bir kutlu
doğumdur’ dedi!”
Cumhuriyet sıfırlanırken
Diğer bir çarpıcı birinci sayfa da,
“Sözcü”nünki idi…
Baş sayfayı ikiye bölen “Sözcü” de üste
“Anıtkabir bayramını” çıkarmış…
“Tayyip şov yaptı. Abdülmecit’li reklamla
tanıtılan Marmaray’ın açılışını Cumhuriyet
kutlamasına denk getirdi” diyen sayfa altında
da Marmaray tören alanının resmi var...
“Tören alanı seçim meydanı gibiydi” sözlerinin
üstünde tek bir bayrak seçebilmek için,
resme büyüteçle eğilip bakmak gerekiyor.
Anıtkabir’deki bayram bir “bayrak seline
dönüşmüşken; Erdoğan ve Gül’ü ağırlayan
Marmaray’ın tören alanı salt beyaz kasketli
tezahürat kalabalığıyla dolmuş…
Moda deyişle evet… tarih yazan günler yaşıyoruz.
Cumhuriyet döneminde yapılan her şeyle
birlikte cumhuriyet sıfırlanıyor.
Erdoğan AKP’si ile ülke farklı başlangıçlara yelken açıyor.
Bu “sancılı doğum” ve yeni milatın arifesinde;
Asya ve Avrupa kıtaları bile birbirine ilk
kavuşuyor(!); Londra-Pekin arasında, coğrafyayla
boy ölçüşen yeni bağlantılar kuruluyor.
Bu başlangıç üzerinden ne var ki 24 saat
geçmeden elektrikler kesiliyor; Londra-Pekin
propagandaları henüz hız kesmemişken,
Marmaray’ın ilk müşterileri Boğaz’ın altından
tabana kuvvet yürümek zorunda kalıyor.
Yetmiyor.
Sirkeci’ye gitmek için trene binen yolcular;
vagonlar bu istasyonda durmayınca, kendilerini
birden Üsküdar’da buluveriyorlar.
Türkiye’nin kaderi gibi!
“Uygarlık projesi Avrupa” için AKP’yi büyük
düşlerle iktidara getiren ülke-neye niyet neye
kısmet hesabı!- Cumhuriyetin 90. yılında neo-
Osmanlıcılık sevdasıyla kendisini böyle sil
baştan Asya kıyısında buluyor.

 

Cumhuriyet

Nilgün CERRAHOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1036