Anormalin normalleşmesi

~ 26.09.2013, Cüneyt ÜLSEVER ~

Anormalin normalleşmesi, normalin ise anormalleşmesi en çok siyasette ve medyada yaşanıyor.
Ben bugün medyayı irdeleyeceğim.

***

Artık televizyonda böğürmek (R. O. Kütahyalı), muhataba ne cevap vermesi konusunda canlı yayında elindeki ‘iphone’dan talimat beklemek, işin içinden çıkamayınca şirretleşmek (N. Alçı), hem siyasi, hem de karı-koca barıştıran magazin programları yapmak (yine N. Alçı), entellektüel boşluğunu ona-buna hakaret ederek doldurmak (A. Kekeç), yaptığı cıvık ve basit espirilerle onu-bunu bozduğunu sanmak (S. Tuna), Başbakan’a yağ çekmekte sınır tanımamak (Y. Akdoğan), rezilliğn zirvesinde yaşarken Başbakan’a danışman olmak (Y. Bulut) bu topraklarda artık normal sayılmaya başlandı. Hatta, zırvalamada atak yapan yazarlar, popüler dünyanın kral ve kraliçeleri olmaya başladılar.

***

Anormalliğin normalleşmesine en son örnek, Akif Beki’nin Hürriyet’te yazmaya başlamasıdır. Sakın yanlış anlaşılmasın; bir gazete istediğini istihdam eder, bir yazar istediği gazetede yazar. Bunda bir anormallik yok. Ancak, bir gazete üç yazarını kurtarmak uğruna, sırf hükümete yaranmak için bir yazarı istihdam ederse, bu durum anormalliğin normalleşmesidir.

Yazıktır ki, Aydın Doğan ‘korkunun ecele faydası olmadığını’ öğrenemiyor, RTE’nin kendisine karşı beslediği nefret duygularının sonsuza dek intikam güdüsü ile besleneceğini göremiyor. Palyatif tedbirlerle RTE’nin hışmından korunacağını zannnediyor.

***

Akif Beki’nin Hürriyet’te yazmaya başlamasının ne kadar palyatif olduğunu, Hürriyet Gazetesi’nin bizzat kendisi 24.09.2013 (dün) tarihli nüshasının 27. sayfasında yedi düvele ilan etti.

Bu sayfada, ezelden beri sadece Ertuğrul Özkök yazar. Daha doğrusu; düne dek, kimsenin Özkök’ün yazdığı sayfada yazması mümkün değildi. Bu geleneği Akif Beki kırıyor ve gazetenin dünkü sayısının 27. sayfasında Beki ile Özkök köşeleri paylaşarak birbirlerine, kusura bakılmasın ama, okuyucuyu aptal yerine koyan basit ve ucuz yağlar çekiyorlar. Lise son sınıfta öğrencilerin biribirlerine yazdığı ‘övgü yazıları’ bile daha parlaktır.

***

Hürriyet’in çeşitli köşe yazarlarına yağ çektiği yazısında, Beki yeni genel yayın yönetmeni için şunları yazıyor: “Enis Berberoğlu’nun entrik zekâsı, başlı başına bir olgu. Hakkıyla incelemek için uzman heyeti lazım”. Berberoğlu hakkında ‘eski görüşlerini’ bizzat Beki’den dinlemiş bir kişi olarak, ağzım açık kalıyor. Üstelik, Berberoğlu’nun askerin emrindeyken, Kanal 7 ve Beki hakkında taşıdığı düşünceleri de biliyorum.

Beki, Ertuğrul Özkök için de şöyle bir methiye düzüyor: “Ertuğrul Özkök’ün tek kişilik Disneyland’i ayrı bir âlem. Allah var, Özkök de, o salıncaktan bu salıncağa, parkın altını üstüne getirmekte çok mahir. Oyun parkı değil mübarek, fenomenoloji tarlası”.

Ancak, Akif Beki yine de yeni gazetesinde huzursuz. Hani, gittiğiniz yerde istenmediğinizi bilirsiniz ya! Şunları da yazıyor: “Umarım mahallenin eski sakinleri, iki kişilik kalabalığımızı (Beki ve Deki) mesele yapmazlar”.

***

Ertuğrul Özkök de gazeteye ve kendisine çekilen yağların altında kalmıyor. Bir zamanlar bizzat bana “Fehmi Koru Hürriyet’te yazmayı çok istiyor ama bu gazete onu kaldıramaz” diyerek, Beki’den çok daha donanımlı Koru’yu bile ‘muhafazakâr’ duruşu nedeni ile gazeteye almayan Özkök “Akif Beki Hürriyet’e yakışacaktır. Hürriyet’in çoğulculuğuna katkı yapacağına eminim. Bir de şundan eminim. O da, Yavuz Gökmen gibi, samimiyetini okuyucuya geçirecektir. Bence yeni Türkiye, bu samimi çoğulculuğun üzerine inşa edilecektir” diyor.

***

Buraya kadar, karşılıklı çekilen yağları alayla ama anormalin normalleşmesine iyi bir örnek olarak okurken, Özkök’ün bir cümlesi beni kızdırdı. Hem de çok!

Özkök, rahmetli Yavuz Gökmen’in, şimşekleri üzerine çekme pahasına, zamanının Başbakan’ı Tansu Çiller’i savunmasından hareketle “Eminim yaşasaydı Yavuz, Erdoğan’ı (şimdiki Başbakan’ı), Erdoğan da Yavuz’u çok severdi” diye yazabiliyor.
Ayıptır Ertuğrul. Çok ayıp!

Bu cümlede iki adet büyük ayıp var. Yavuz Gökmen’in Erdoğan’ı da seveceğinden emin olduğunu ilan ederken, rahmetlinin de şimdiki ‘bağzıları’ gibi güce tapacağından, gelene ağam gidene paşam diyeceğinden, yalakalık yarışına gireceğinden emin olduğunu ilan ediyorsun. Zira, RTE’nin ona tapmayanlardan nefret ettiğini sen de, ben de çok iyi biliyoruz.

İkinci ayıbın ise; ölmüş gitmiş bir insan hakında, geçmişinden hareketle ‘yaşasaydı nasıl davranacağını bilmeye kalkma’ cüretindir! Basit bir ‘kaba mantık’, haddini aşmana neden oluyor!

***

Aranızda nasıl havlet olursanız olun! Ama lütfen ölüleri amaçlarınıza alet etmeyin!
Salı günkü yazımın başlığı ‘tencere dibin kara’ idi. Aynı başlık bu yazıya da yakışır!

 

Yurt Gazetesi

Cüneyt ÜLSEVER | Tüm Yazıları
Hits: 1292