PROVOKASYONU GÖRDÜM

~ 23.09.2013, Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU ~

Türkiye’de canlı maç yayını yapan televizyonlar “icat” edildiğinden beri, stattan izlediğim maç sayısı, bir elin parmakları kadar bile değildir sanırım. Olimpiyat Stadı’na ise ilk kez dün gittim.

Trafik sorunu tahmin ettiğim kadar değildi. Korkuyla çok erken gittim ve maç başlamadan ikibuçuk saat kadar önce içeri girdim. Sporcu çıkış tünelinin arkasında, sahaya inen grubun bulunduğu tribünün, konum olarak tam karşısında ve sahaya en yakın ikinci sıradaki yerimden izledim maçı ve olayları.

Maçın nasıl oynandığını gördüğümü pek söyleyemem. Zaten stada gitmek; maçı izlemekten çok, orada olmak ve o günü yaşamak demekti. Maç öncesi ve sonrası ile farklı bir gün yaşamak demekti, maça gitmek benim için.

Yazının asıl konusuna geçmeden, bir konuya daha değinmeliyim.

Trafik Vakfı adında bir kuruluş var bilirsiniz. Yol kenarlarından araçları kaldırıp, zorla, çekme ve park parası toplarlar. Bu kuruluşun, stat girişinden önce bir park yeri var. Trafik Vakfı yelekleri giymiş görevliler, trafik polisi edasıyla yolun bir şeridini kapatıp, araçları zoraki olarak kendi parklarına yönlendiriyorlar. Benim gibi girmek istemeyenleri de yalan söyleyerek, kendi otoparklarına yönlendiriyorlar.

Evet. Açıkça, stat yakınındaki otoparkların dolu olduğunu ve gidenlerin geri geldiğini söylüyorlar. Oysa stat otoparkları bomboştu ve o otoparkları Beşiktaş Kulübü işletiyordu…

Asıl olaylara gelince…

Peşinen söylüyorum. Olaylar kesinlikle bir provokasyondu.

Çünkü;

Girişte alelade bir arama yapıldı. Şaşırtıcı derecede rahattı her şey.

Saat 17.00 veya 17.30 civarlarında, (Tribün adlarını, İnönü’deki konumuyla söylüyorum.) yeni açık tarafından tribüne doluşan 200-300 civarında kişi, koşarak ve önceden kararlaştırılmış gibi doğrudan kapalı tribüne girdiler. Hiçbir müdahaleyle karşılaşmayan bu grubun, biletli seyirciler olmadığı açıktı.

Yaklaşık yarım saat veya kırkbeş dakika sonra bu kez aynı olay, eski açık, yani deniz tarafındaki tribünden yine kapalıya doğru gerçekleşti. Yine dışarıdan tribüne doluşan bir grup, hiç tereddüt etmeksizin kapalı tribüne doğru koşarak oraya geçtiler engelsiz bir şekilde.

Her iki grup ta, olayların patlak verdiği ve sahaya hücum edildiği noktaya yerleştiler. Bu şekilde içeri girenlerin çoğu yukarıda sözünü ettiğim alanda maç izlediler.

Çarşı, İnönü’de olduğu gibi gene kapalı üstte maç izledi. Yani oradan sahaya inmeleri epey vakit alırdı.  Tekbir getirerek özel güvenlikçilere ve polise eline geçirdiklerini fırlatan grubun, hayatım boyunca televizyondan da olsa hemen tüm maçlarını izlemeye çalıştığım Beşiktaş taraftarına benzer bir görüntüsü yoktu.

Yakından tanıdığım Çarşı grubu mensuplarının çok büyük kısmının entelektüel düzeyi, toplum ortalamamızın üzerindedir. Çok ta zeki olan bu arkadaşların,  böylesine anlamsız bir hareketi gerçekleştirdiklerine inanmak, onların zekasıyla alay etmek olur.

Çarşı, yalnızca bir Beşiktaş taraftar grubunun değil, tüm taraftarların direnişin adıdır.

İktidardakiler şunu bilmelidir ki; iskelelerini gasbetmekle, statlara almayız tehditleriyle, bu denli açık provokasyonlarla ve hele 1453 adlı devşirmelerle Beşiktaş fethedilemez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1688