Ergenekon'un Bir Benzeri Yok

~ 10.08.2013, Nilgün CERRAHOĞLU ~

Ergenekon’un “derin devlet” ve “gladio”nun tasviyesi adına her şeye rağmen yararlı bir egzersiz olduğuna inanan kemik bir “yetmez ama evetçi” kesim var...
Bu çevre bir dizi kusur ve eksiğine rağmen
“gladio”nun tasviyesi için Ergenekon’un özetle iyi olduğuna inanıyor, çetelerin böylece geriletildiğini savlıyor, bunu AKP iktidarının sağladığını öne sürüyor. Bu iddiaları öne sürerken de yaygın biçimde İtalya örneğine sarılıyor.
İtalya’nın
“Gladio”yu tasviye sürecine önden gönderme yapıp ardından konuyu Ergenekon sürecine bağlıyor.
En son
“T24”te Oya Baydar, böyle bir yazı (7 Ağustos) yazdı.
“80’lerin sonlarında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve sosyalist sistemin çöküşüyle birlikte, (NATO’daki) ülkeler bu yapıları tasviye etmeye koyuldular” diyor “Ergenekon Var mı?” başlıklı yazıda Baydar; “En iyi bildiğimiz örnek, İtalya’da Gladyo (Kılıç) adını taşıyan örgütün 1992’de başlayıp yıllarca süren tasfiyesidir. Tıpkı bizdeki gibi jandarmanın bir silah deposunu tesadüfen bulmasıyla başlayan süreç, aralarında başbakanların, bakanların, ünlü kişilerin, işadamları ve mafya babalarının, gazetecilerin ve de yüksek rütbeli subayların bulunduğu binlerce kişinin sorgulanması ve mahkûmiyetleriyle sona erdi.”

Mahkûm olan binlerce kişi kim?

Oya Baydar gibi Türkiye’nin anlı şanlı yazarları “Ergenekon” sürecini açıklarken tereddüde düşmeden işte bunları yazıyor: İtalya’da da “Gladio”dan binlerce kişi sorgulanmış ve “mahkûm olmuş!”
“Gladio’dan mahkûm olan” o “binlerce kişi” kim belli değil...
Son yazımda da bahsetmiştim:
Ahmet Altan da benzer şekilde gene “Gladio”yu derin devlet “P-2” ile eşitleyip “Ergenekon’a çok benzeyen bir örgüt İtalya’da yakalanmıştı. Ünlü P-2 Locası. Yedi bin beş yüz kişi tutuklanmıştı. Çoğu toplumun tanıdığı isimlerdi” diye yazmıştı.
İtalya’da P-2’den tutuklanan
“tanınmış isim” sayısı bir düzineyi geçmezken Türkiye’de bir kesim aydın; “Böyle şeyler başka ülkelerde, örneğin İtalya’da da oldu” kontenjanından olan biteni normalleştirmek adına “binlerce Gladio tutuklusu/mahkûmu” icat etti.
“Gladio”nun halbuki Çizme’de üstü kapatıldı…
“Yetmez ama evet”çi aydınların fazlasıyla cömert biçimde bizde ileri sürdüğü “tasviye” ve “yüzleşme” aslında o denli yapılmadı ki ünlü bir “P-2”ci olan Berlusconi, “Gladio”ların sona erdiği söylenen Soğuk Savaş döneminden çok sonraki yıllarda başbakan olabildi ve bundan daha iki yıl öncesine dek o koltukta kalabildi.
Eski P-2’ci İtalya başbakanı son dönemde eğer 4 yıllık bir hapis cezası aldıysa da bunun
“Gladio” ve “derin devletle” bir ilgisi yok. P-2’ci siyasetçiye, bambaşka nedenlerle şirketlerinde yaptığı, “vergi kaçakçılığı” yüzünden bu mahkûmiyet verildi.

‘Diğer Gladio’lara benzemiyor!’

“Ergenekon” kısaca İtalya’nın “Gladio”sundan da, “P-2”sinden de, “Temiz Eller”inden de çok farklı.
Bunu Ergenekon soruşturmalarının ivme kazandığı 2009 yılında yaptığım
“Ergenekon’a İtalya Kılavuzu” adlı yazı dizisi ve “İtalya’da Gladio mahkemeleri kurulmadı” yazılarımda anlatmıştım.
Önemli olduğunu düşündüğüm birkaç noktayı burada tekrar hatırlatacağım:
1. Bir CIA organizasyonu olan İtalya’daki
“Gladio”da, Türkiye’dekinin aksine, “sol kesimden isimler yoktu”. Bu çok önemli farka, “Gladio”nun varlığını keşfeden savcılardan olan Felice Casson bizzat dikkat çekiyor…
Casson, o dönemde Cumhuriyet’te yazan
Aslı Kayabal’a verdiği bir röportajda, İtalya’daki derin devletin doğrudan CIA bağlantılı olduğuna, mensuplarının da yalnız “sağ ve aşırı sağ görüşlü kişiler” olduğuna işaret ediyor ve “Ergenekon soruşturmasında farklı siyasi görüş, ideoloji ve değişik kültürden kişiler sorgulanıyor. Böylesi bir durum başka hiçbir Gladio örgütlenmesinde göze çarpmadı. İtalya’daki Gladio ile karşılaştırıldığında farklı bir görünüm söz konusu. Bu çok önemli” diyordu.
2.
“Ergenekon”a İtalya’dan bakan gözlemciler ayrıca; “Türkiye’de olduğu gibi hiçbir zaman Çizme’de ‘özel yetkili mahkemeler’ eliyle bir ‘gladio yargılaması’ olmadığına dikkat çekiyor; özel gladio mahkemeleri kurulmadı” diyor; İtalya’da yargının “bağımsız” olmasına karşın, Türkiye’de yargının tam bağımsız olmadığına özellikle vurgu yapıyorlardı. “Yargı eliyle” demokratikleşme hedefine varılamayacağını; basın-ifade özgürlükleri ve toplantı özgürlükleri vs, diğer tüm demokrasi göstergeleri gerisin geriye giderken “yargı yoluyla” bir ülkeye demokrasi açılımı getirilemeyeceğini, dünyada bunun bir örneğinin görülmediğini söylüyorlardı...
Bu konularda uzun ve ayrıntılı bilgi almak isteyenler, 21 Nisan-2 Mayıs 2009 tarihlerinde yayımlanmış olan eski yazılarıma bakabilir. Burada yerim bittiği için sözü daha fazla uzatmayacağım ama elmalarla armutları böyle ısrarla karıştırmayalım lütfen. Ergenekon’un
“meşruiyet” dayanağını, karşılığı olmayan yerlerde ve örneklerde aramayalım.

10 Ağustos 2013 - Cumhuriyet

Nilgün CERRAHOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 914